Yazı

‘Sözde’ Ermeni Soykırımı -I-
‘Sözde’ Ermeni Soykırımı -I- 

Asil S. Tunçer

Büyük Yalan

Ermeniler, Bizans Devleti’nde daha çok doğu vilayetlerinde yoğun olarak yaşayan cemaattiler. Mezhep ayrılıkları nedeniyle büyük sıkıntı yaşamaktaydılar. Selçuklular 1071’de bölgeye geldiklerinde, buna en çok Ermeniler sevinmişler, Türk hâkimiyetini Bizans’a yeğlemişlerdi. Adilane idare yönüyle Bizans tarihçisi Urfalı Ermeni Rahip Matheos, Sultan Melikşah’ı övmektedir.   
 
Süryani Mihael ise “Türkler, Rumlar gibi kimsenin dinine ve inancına karışmıyor, hiçbir baskı ve zulüm düşünmüyorlardı” diye yazmaktadır. Bunun yanında maalesef, Anadolu’ya yapılan (1096-1291) Haçlı seferlerinin çoğunda Ermeniler, çeteler halinde Haçlıların yanında yer alırlar.
 
Osman Bey, Ermenilerin ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermiş ve Batı Anadolu’daki ilk Ermeni dini merkezini Kütahya’da kurulmuştur. Fatih ise, Patrikhanenin kurulmasına izin vermiştir. Osmanlı’da iki Ermeni Patrikhanesi ve yüzden fazla Ermeni kilisesi açılmıştır.Oysa Ermenilerin, Bizans’ta yaşadıkları yaklaşık 1.000 yıllık sürede İstanbul’da sadece üç Ermeni kilisesi açılabilmiştir.
 
1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması’nda Rus Çarlığı’na ‘Osmanlı topraklarındaki Ortodoks tebaanın koruyuculuğu’ hakkı tanınmış, 1856’de imzalanan Paris Antlaşması ile Kırım Savaşı’nın galibi Osmanlı Devleti’nin hem Avrupalı müttefiklerine hem de savaşın mağlubu Rusya’ya ‘gayrimüslim tebaa için gerekli ıslahatın yapılacağı taahhüdü’nde bulunulmuştur. 1878’deki Berlin Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin “Doğu Anadolu’da yapacağı ıslahatlar ve alacağı asayiş tedbirlerinin icrasına ilgili devletlerin nezaret edeceği” maddesini kabul etmesiyle Ermeniler üzerinden izlenecek sinsi siyaset Rusya, İngiltere, Fransa ve ABD tarafından fiilen uygulanmaya konulmuştur.
 
17 Haziran 1789 ve 4-5 Ağustos 1789 tarihleri, Fransız İhtilalı olarak anılsa da başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere diğer imparatorluklar, neredeyse üç kıta bundan etkilendi ve sonunda mazlum halkların ulusallaşması hareketine dönüşmüştür. Dolayısıyla bu akım Memalik-i Osmanî’de yaşayan tüm tebaaların kendi ulusal devletlerini kurmaları için hareketlenmelerine, bu fırsatı iyi değerlendiren emperyalist devletlerin de siyaseten bunu kullanmalarına yol açmıştır.   
 
Şimdi bir saptamada bulunursak, ‘Ermeni Meselesi’nin özü sayılan “Şark Meselesi” yani Doğu Sorunu; özetle batılı devletlerin Anadolu ve Ortadoğu’nun zenginliğinin tek hâkimi olma emellerine imparatorluktaki az(ın)lıkları kullanarak ulaşma politikaları sonucu ortaya çıkmış ve günümüze değin süregelen, başta Rusya ve İngiltere ardından da Fransa ile ABD’nin Osmanlı’ya müdahalesi ve topraklarını paylaşma sürecidir. 
 
Rusya güneye, sıcak sulara yani Akdeniz’e inmek istemekte ama Akdeniz’e giden yolun üstünde Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan tebaalar yer almaktadır. Öyleyse batıdan yani Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden inilirse buradaki hakları veya Kafkasya ve Doğu Anadolu’dan inilecek dolayısıyla bu yol üzerindeki Ermenileri harekete geçirmek gerekecektir. Dolayısıyla bu yolların açılması için batıda Yunanlılar ve doğuda Ermenilere yönelik politikalar geliştirilecektir. Zira Yunanistan’ın Osmanlı’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan etmesi Rusya’nın bu politikasının bir sonucu olup Ermeni Meselesinde de en büyük hamilerden biri yine Rusya’dır. 
 
Önceleri pastayı tümüyle Rusya’ya kaptırmamak için Osmanlı’ya şartlı desteğini sürdüren İngiltere bu tarihten sonra politikalarında değişikliğe gidip Osmanlı’yı Rusya’ya karşı arkalamayı bırakacak, o da sömürgelerine uzanan yolların üstünde oturan imparatorluk topraklarını kolayca aşabilmek için Osmanlı’ya karşı harekete geçecektir. Bu esnada Rus-İngiliz didişmesinden Osmanlı faydalanacakken bu rekabet sonuçta Ermenilere yarayacak ve Osmanlı’ya dolayısıyla Türkiye’ye büyük bir sorun olacaktır. 
 
Doğu Anadolu’ya “Ermenistan” denilmesi, Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile İngiliz konsolosluklarının açılması, ülkede Protestan misyonerlerin çoğalması, Londra’da bir İngiliz - Ermeni Komitesi’nin kurulması bu tarihten sonraya denk gelir. 
 
Eçmiyazin Kilisesi, Rusya etkisine girmiş hatta Katolikos Nerses 60 bin kişilik bir kuvvetle 1827-28 Rus-İran Savaşı’na Ruslar saffında katılmıştır. Ayrıca Patrik Çar Nikola’ya yazdığı mektupta Rusya’nın Doğu Anadolu’da işgal ettiği toprakları Osmanlılara geri vermemesini, Doğu Anadolu’nun Ruslar tarafından ilhakını, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan yapıldığı gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün değilse bölgede Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını ve ıslahatlar tamamlanıncaya kadar Rus ordusunun geri çekilmemesini talep etmiştir.
 
3 Kasım 1839 tarihli Tanzimat Fermanı; dolaylı olarak İngiliz etkili olup Gayrimüslimler ve Müslümanlar arasında fark gözetilmeksizin ıslahat yapılmasını öngörüyor, buna karşın 28 Şubat 1856 tarihli Islahat Fermanı; Müslümanlarla Gayrimüslimleri eşitliyor, gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalıklara son veriyordu. Ne gariptir; bu ıslahatların hiçbiri Ermenileri tatmin etmedi. Ona ilaveten ayrıcalıklı tebaa kabul edilen Ermenilere bir de özerk meclis kurma hakkı tanındı.
 
Ermeni Patrikhanesi’nce hazırlanan Ermeni Milleti Nizamnamesi Osmanlı Hükümeti’nce 1862’de onaylanmış olup Nizamname ile Ermeni toplumunun kendi içişlerini görüşmek üzere 1869’da 140 üyelik bir (özerk) Ermeni Meclisi kurulmuştu. Bu Osmanlı İmparatorluğu’nda kurulan ilk meclistir.
 
Millet-i Sadıka olarak adlandırılan ve türlü ayrıcalıklar tanınan Ermeniler imparatorlukta, devlet kademelerinde çok yüksek rütbelere sahip olmuşlar ve önemli görevlere getirilmişlerdir:
 
ü       29 paşa,
ü       22 bakan (dışişleri, maliye, ticaret ve posta),
ü       33 mebus,
ü         7 büyükelçi,
ü       11 başkonsolos ve konsolos,
ü       11 üniversite öğretim üyesi,
ü       41 yüksek rütbeli memur.
 
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ve 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos Antlaşması, 16. madde: "Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması ve oralarda yani bu boşaltılan yerlerde iki devletin dostane ilişkilerine zarar verebilecek birtakım karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin, Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder".
 
Ayrıca Kıbrıs, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyet haklarına dokunulmamak kaydıyla İngiltere’ye bırakılmış, Berlin Konferansı’nda Rusya’nın Kars, Ardahan ve Batum hariç işgal ettiği topraklardan geri çekilmesine ve akabinde Ermeni Islahatının yapılmasına karar verilmiştir.
 
Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi "Ermeni Sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesinin bir farklı şeklidir: "Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".
 
Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Ayastefanos Antlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin Konferansı ile kaybeden ve dolayısıyla Yunanistan ile Bulgaristan’ı İngiliz nüfuzuna terk etmek zorunda kalan Rusya, Doğu Anadolu’yu doğrudan ilhak etmek için Ermenileri kullanmayı denemiştir.
 
1890 Erzurum Ayaklanması, 1890 Kumkapı Nümayişi, 1894 I. Sasun Ayaklanması, 1895 Babıâli Nümayişi, 1895 Zeytun İsyanı, 1896 Osmanlı Bankası işgali, 1896 Van İsyanı, 1903 II. Sasun İsyanı, II. Abdülhamit’e suikast girişimi, 1909 Adana İsyanı başlıca Ermeni ayaklanmalarıdır. Bu isyan ve ayaklanmalarda katledilen Türk Müslüman ahalinin cesetleri misyoner ve ajanlarca dış basına tam tersi yansıtılmıştır. Osmanlı Devleti ise bu isyanlar karşısında, her devletin yapacağını yapmış, isyanları bastırmak için asilerin üzerine kuvvet göndermiştir.
 
Osmanlı ülkesinde cereyan eden Ermeni isyan ve katliamlarının toplamı 50’nin üzerindedir. Sayıları 125’i bulan ayaklanma ve katliamlara ait toplam 200 toplu mezar tespit edilmiştir. Bu toplu mezarların şimdiye kadar sadece 8’i açılmıştır. 125 vakada toplam 517.955 Müslüman katledilmiştir. Katledilenlerin içinde bazı Müslümanlara yardım eden Ermenilerin de olduğu söylenir. 
 
Osmanlı Ermenilerini içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olamayınca, bu kez bir başka yol denenmiş ve Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurulmuştur. Bunlara örnek Cenevre Hınçak, Tiflis Taşnak çeteleri gösterilebilir. 1880’den itibaren Doğu Anadolu’da Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Van’da Kara Haç Armenekan ve Erzurum’da Vatan Koruyucuları adında örgütler kurulmuştur.
 
İmparatorlukta Bitlis % 32, Adana % 24 ve Erzurum % 20 ile en yüksek Ermeni nüfusunun olduğu yerler olup ülke genelinde Ermeni/Toplam nüfus oranı ortalama % 15’tir. Verilen vaatlerle Doğu’daki vilayetlerin Ruslar ve Ermeni komutanların örgütlediği Ermeni eşkıyalar tarafından işgalini kolaylaştırmıştır. Aralık 1914’te Van, Rus ve Ermeni birliklerince işgal edilmiş ve şehir 17 Mayıs 1915’te Türkler tarafından boşaltılmıştır. Mesela Van’da sadece 1.500 Müslüman-Türk kalmıştır.
 
Dolayısıyla Ermeni mezalimi ve Türk katliamı adım adım Ermeni Tehciri’ni hazırlamıştır.
 
(sürecek)
 


12 Mart 2012  00:56:12 - Okuma: (949)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik