Yazı

Sema Hanım'a tek bir soru...
Sema Hanım'a tek bir soru... 

İbrahim Becer

Eskilerin bir sözü vardır: “Yahudi iflas edince eski defterleri kurcalar” derler. Biz de son üç ayı işsiz geçirince, son üç yıl ne yazıp çizmişiz şöyle bir bakalım dedik. Gerek yerel medyada, gerekse ulusal medyada yazdıklarımın arasından bir yazının bugün güncellenmesi gerektiğine inandım.

         http://www.efestenhaberler.com/index.asp?gorev=yazidetay&id=7862. Daha o günden bazı şeyleri algılamaya başlamıştım ama yine de iyimserliğimi kaybetmemişim anlaşılan o zamanlar.
         2010 yılında yazdığım bu yazıyı bugün hatırlatmamdaki sebepse gerek şahit olduğum, gerekse duyumunu aldığım bazı olayların üst üste gelmesiydi. Daha önceki yönetimlerde de görev almış, tabandan gelme, bilgisine güvendiğim bir ağabeyim ilginç bir itirafta bulundu bana: “…Bak İbrahim, Selçuk’taki Ak Parti senin, benim yıllarca inandığımız davanın sonucunda gelinen çok büyük bir hayal kırıklığından başka bir şey değildir. Sadece şu kadarını sana söyleyeceğim, bu teşkilat Tayyip Erdoğan’ı tekzip edecek çok fazla eyleme imza atmış, ya da atmak üzeredir” deyince bazı şeylerin yolunda gitmediğini anladım.
         Kendisiyle İkindi vaktine kadar oturduk. Anlattıkları ilgimi çekince teklifsizce sordum kendisine: “Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?” Tereddüt etmeden cevap verdi bu dertli ağabeyim: “Yapacak tek şey var,’ biz ettik sen etme’ deyip, pılıyı pırtıyı toplayıp baba ocağına ( Saadet Partisi)geri döneceğiz. Neticede senin benim gibi insanlar bir çıkar umudu, bir ikbal garantisiyle yola çıkmadık. Hem böyle bir şey olsaydı sen şu anda işsiz olmazdın. Şu andaki teşkilatta senden kıdemli kaç kişi var ki”.
         Dedikleri doğruydu. Gözümün önüne Refah Partisinin bayrağını asmak için elektrik direklerine tırmanan aksakallı amcaları hatırladım, onlara müstehzi ifadelerle gülenleri düşündüm ve o samimiyetin bugün çok uzağında olduğumuzu düşündüm.
 Kendisine bugünkü gelinen noktayı 2010 yılında satır satır yazdığımı söyleyemedim. Ancak, Ak Parti Selçuk Teşkilatının Mütedeyyin kesim dediğimiz cami cemaatini, arka bahçesi gibi görmesi olayının bugün olmasa bile yarın patlayacağını da size bugünden söyleyebilirim. Tek rahatsızlık bu olsa neyse de bazı söylentiler var ki, bir ömrü bu yolda harcamış insanların boynunu bükmekte bu muzaffer günlerde.
         Ak Parti İlçe Teşkilatına az sonra bir olay anlatacağım ve bu işin doğru olup olmadığını soracağım. Soru şu: 19 Mayıs İlköğretim okulunda müstahdem olarak çalışan bir kadını işinden çıkarıp yerine kendi teşkilatınızdan birinin işe alınmasına ön ayak oldunuz mu? İsmi bende saklı olan bu bayan arkadaşımız, daha sonra ilçenin halen vicdan sahibi insanları tarafından işine döndürüldüğü ve ücretinin Okul Aile Birliği tarafından karşılandığı doğru mu?
Bakın bu soruyu benim size sormam iki açıdan önemli; ilki, eli kalem tutan bir insan olarak, hukukla başı derde girmeden bu soru ancak bu kadar nezaket çerçevesinde sorulabilir. Çünkü çalışıp çabalayan ve evine ekmeğini götürmek isteyen bir kadına karşı yapılan bu hareketi affettirmek için 8 Mart’ta karanfil dağıtmak yetmez. Tıpkı parti binasının üzerine kocaman Atatürk fotoğrafı koymakla Atatürkçü olunmayacağı gibi.  İkincisi de ben gözünü açtığında Milli Selamet Partisi’nin “anahtar” amblemini duvarda görecek kadar bu işin tarihine vakıf olan bir insanım. Şu anda çatıda kimin oturduğu beni zerre miskal ilgilendirmiyor. Ben ve cemaat bu işin temeliyiz temeli. Şu anda o teşkilatta olan çok insan doksanlı yılların yılbaşılarını vur patlasın çal oynasın kutlarken, bugün sizin dudak büktüğünüz ve bir kuru selamla yanından geçtiğiniz o insanlar, ceplerinden ödedikleri kıt paralarıyla ‘İstanbul İl Başkanı’ Tayyip Erdoğan’ı dinlemeye giderlerdi.
         Hiçbir menfaat beklentisi olmadan dinledikleri o İstanbul İl Başkanı sıfatıyla konuşan Tayyip Erdoğan’da onlara Akif’in şiiriyle seslenirdi: “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/ Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem/ Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam/ Hele Hak namına haksızlığa asla tapamam…”
         Zalimi sevmediğini söyleyen, haksızlığa karşı dikleşmeden dik durmayı öğütleyen, kanayan bir yara gördüğünde ciğerinin kanadığından bahseden Tayyip Bey’in kulağına bu iddialar giderse ne olur biliyor musunuz? Dört satır şiir için haksızlığa uğrayıp hapislere düşen bir Tayyip Erdoğan’ın, eğer ki bu iddia doğruysa öfkesini hesap edebiliyor musunuz siz? Eskiler “şüyuu vukuundan beter” derlerdi böyle durumlar için. Türkçesi, söylentisi gerçekleşmesinden daha kötü demektir. Yine de umalım ki kendileri çıksınlar ve böyle bir olayın sadece bir söylentiden ibaret olduğunu söyleyerek yüreklere su serpsinler. Bir haftalık süre bu iş için yeter de artar bile.
         “Söz gümüşse sükut altındır” ilkesini benimserlerse ne olur? O zaman ben kendi çabamla üç şey yaparım. İlk olarak, yerel siyaseti takip etmediğim halde yazmam ve hesabını sormam istenen diğer konuların ve bu hanım arkadaşımızın akıbetini sormaya devam ederim. Çünkü öyle şeylerden bahsediliyor ki bu geleneğe yakışmayan, içinde nezaket barındırmayan, korku ve sindirmeye yönelik davranışlardır bahsedilenler.
         “İddiamı ispat ederim” diyen bir zümreye karşı bu iddialar çürütülmeli ki herkes rahat bir nefes alabilsin.
         İkincisi de ben sükûtun altın mı, alüminyum mu olduğuyla ilgilenmem. Benim bildiğim sükût ikrardan gelir. Susmak, büyük oranda kabullenmektir. O zaman da bu emek hırsızlığını anlatmak için, hak namına haksızlığa tapmamak için en tepeye, ehline müracaat ederim. Emin olun, başında olduğunuz partinin en tepesinde adaleti her şeyin önünde tutan vicdan sahibi insanlar var. Benim de o insanlara ulaşmam çok zor değil.
         Üçüncüsü de sizde önemli bir emanetim var onu geri alırım. Benim için önemli çünkü…


10 Mart 2012  11:25:36 - Okuma: (487)  Yazdır




İstatistik