Yazı

Latife Hanım ve Paşa-1
Latife Hanım ve Paşa-1 

İbrahim Becer

Ramazan bir, Kurban iki olmak üzere ahir ömrümde iki bayram tanıdım. Gerek toplumun gerekse çevrenin bana dayattığı tüm özel günler akil baliğ olduğumdan bu yana menzilimin dışındadır. Adına yılbaşı denen 31 Aralık gecelerini bile Mekke’nin Fethi kutlamalarına iştirak ederek geçiren bu fakir, tarihinde ilk defa küresel sermayenin değirmenine su taşımaya karar verdi.

Aynı zamanda doğum günüm de olan 8 Mart, malumunuz olduğu üzere Dünya Kadınlar gününe de tekabül etmekte. Bu sebepten bu yazıyı erken bir Kadınlar Günü yazısı olarak da addedebilirsiniz. Size bir kadını yeğeninin anlatımıyla tanıtacağım. Kahramanımız Atatürk’ün eşi Latife Hanımefendi. Bizim tarihimiz bildiğiniz üzere Atatürk ve onun silah, sofra arkadaşlarıyla mahdut bir tarihtir aynı zamanda. Kişisel eğitimim süresince inkılap kitaplarında izine rastlayamadığımız bu kadının hikâyesinin anlatıldığı, “Teyzem Latife” adlı son zamanların en iyi anı kitabının mihmandarlığında o devri biraz yakından tanıyalım isterseniz.
Latife Hanım, İzmirli Uşşakizade ailesinin en büyük evladıdır. Kendinden sonra dünyaya gelen iki erkek kardeşiyle büyümesine rağmen kendini asla ezdirmeyen, sert mizaçlı bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Toplamda altı kardeş olan Latife Hanım’lar ailenin ekonomik düzeyinin getirdiği rahatlıkla çok mutlu bir çocukluk geçirirler. Ailenin ekonomik parametrelerini daha iyi anlayabilmek için isterseniz burada kısa bir es verelim.
Latife Hanım’ın annesi olan Adeviye Hanım’a babası Sadık Bey çeyiz olarak bir han vermiştir. Buna mukabil Latife Hanım’ın babası da kızına çeyiz olarak bir rivayete göre 7 katar deve, bir başka rivayete göreyse 7 vagon çeyiz vermiştir. Bu vagon ve deve hesabı kafanızı karıştırdıysa size şöyle bir rakam vereyim isterseniz. O zamanın hesabıyla bu çeyizin maddi değeri 600 bin dolara tekabül etmektedir. Uşşakizade ailesinin ayrıca şöyle bir huyu da var; ailenin her ferdi var olan servetle tatmin olmaktan ziyade kendi servetini ortaya çıkaran bir kafa yapısına sahip.
Burada kısa bir anekdot: Eski İzmir, Aydın fotoğraflarını inceleme şansına sahip olduysanız arka planda deve kervanları dikkatinizi çekmiştir. Bu işin esrarını çözmek de bu kitap sayesinde nasip oldu bu fakire. İzmir-Aydın tren yolu malum olduğu üzere İngilizler tarafından yapılmıştır. İngilizler bu hattı yaparlar yapmasına ama taşıma ücretlerini de fahiş bir fiyatla belirlerler. Ege’nin içlerinden gelen zeytin, incir gibi dönemin kıymetli gıdaları İzmir’e ulaşmakta bu yüzden sıkıntı çekmektedir. Ama asıl sıkıntıyı bir kişi daha çekmektedir: Latife Hanım’ın dedesi Sadık Bey. Çünkü Sadık Bey’in servetinin devamı ancak bu ürünlerin İzmir Limanına ulaşmasıyla mümkündür. Çünkü Sadık Bey özellikle yurt dışındaki borsalarda, o yıllarda bu ürünlerle güzel paralar kazanan bir girişimcidir aynı zamanda.
Hülasa, Sadık Bey bu tekelci zihniyete kızar ve demiryollarına karşı deve kervanlarıyla meydan okumakta tereddüt etmez. Tıpkı bugün bu satırları okuyan çok kişinin güldüğü gibi İngilizler de o gün gülmektedir. Ama Sadık Bey sadece meydan okumamakta aynı zamanda tehdit de etmektedir İngilizleri: Eğer fiyatları aşağı çekmezlerse onları batıracağını söyler. Sadık Bey planını yapmıştır: Bir deve kervanı Uşak’tan yola çıkınca diğer kervan İzmir’de dama çökecektir. Sistem çalışmaya başlayınca iki yıl içinde İngilizler batma aşamasına gelir ve Sadık Bey’in kapısını çalarak “biz ettik, sen etme” demekle kalmaz ortaklık teklif ederler. Sadık Bey kendisi kabul etmez ama Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’i işaret eder ve Aile İzmir-Aydın tren yoluna ortak olur.
Ailenin ekonomik durumunun zihninizde yer ettiğini düşünerek asıl öznemizle devam ediyorum. Latife Hanım fiziki olarak çok güzel bir cinsi latif midir, ya da Hasan Kaçan’ın deyimiyle soralım; kendileri yüzüne bakmaya doyamayacağın bir ay yüzlü müdür? Cevap Hayır ama işte aması var. O günün Türkiye’sinde Latife Hanım’dan çok daha güzel olan, Kemal Tahir’in Ballı Naciye karakterleri, Levanten güzelleri, Rus prensesleri olsa da Latife Hanım’ı onlardan ayıran çok büyük bir fark var: Latife Hanım’ım cv’si o devir için öyle böyle kalın değil. Latife Hanım ailenin maddi olanakları sayesinde mükemmel bir eğitim alıyor. 7 (yazıyla yedi) dili anadili düzeyinde konuşabiliyor, İngiltere’de başladığı eğitimini Sorbon’da Uluslararası Hukuk’la taçlandırıyor. Kendileri tam bir entelektüel. Babası mason olmasına rağmen ilkçağdan itibaren tüm düşünce sistemlerinde, ki buna dinler tarihi de dahil olmak üzere kadının yerini araştırıyor. Asıl varmak istediği nokta, “Müslüman Kadın nasıl olmalıdır?”. Bu konuda makaleler yazıyor. Yetmiyor yerel ölçekte çalışarak İttihat ve Terakki’ye özel önem atfediyor. Çıkardığı sonuç: İttihat ve Terakki, kadını özgürleştirmeden başarılı olamaz. Zamanının çok ilerisinde bir feminist bir bayandır Latife Hanım.
Burada yine kısa bir anekdot: Ailenin tüm bireyleri bir enstrümanı çok iyi derecede çalmaktadır. Latife Hanım’ın bir özelliği vardır; kendileri piyanoyu çok çok iyi çalmaktadır. Ondaki bu yeteneği gören Alman mürebbiyesi kendisinden Almanya’da sahneye çıkmasını ister. O devirde bir Türk kızının Almanya’da konser vermesi fikri Latife Hanım’ı ziyadesiyle heyecanlandırır ve konuyu babası Muammer Bey’e açar. Muammer Bey’se bu açılan kapıyı, ”ben kızımı şano ’ya (sahneye) çıkarmam” diyerek ebediyen kapar. Yıllar sonra Latife Hanım bunu anlatırken, “babam o gün beni şano’ya çıkarmadı ama Allah beni öyle bir şano’ya çıkardı ki bir daha da indirmedi” der.
Yine de Latife Hanım’ı tanımak için ailenin gücü, kendisinin entelektüel seviyesi, eğitim durumu yeterli değildir. Latife Hanım tüm bu özelliklerin verdiği özgüvenle çok cesur ve gözü kara bir kadındır aynı zamanda. İzmir işgal edildiği yıl kendisi yurt dışındadır ama aile İzmir’de ikamet etmektedir. İşgal güçleri, daha önce bir dönem belediye başkanlığı yapmış olan Muammer Bey’den yine başkanlığı almasını isteseler de kendileri kabul etmez. İşgal güçleri de aileye rahat vermeyince masonluktan gelen itibarını kullanan Muammer Bey, bir eksikle kapağı Marsilya’ya atar. Büyük Hanım rahatsızlığı dolayısıyla kaçamamıştır. Bir süre sonra haber gelir ki Büyük Hanım yani Latife Hanım’ın babaanneleri rahatsızlanmıştır. Aile İzmir’e döndüğü anda tutuklanacaktır ama birinin dönmesi gerekmektedir. Latife Hanım gönüllü olsa da ilk başlarda bu fikir pek kabul görmez. Oysaki Latife Hanım, topuklarını yere sert sert basarak yürüyen, kararlı, inatçı, kendinden emin bir karakterdir ve bu kararında sebat eder. Tek başına İzmir’e babaannesinin yanına dönecektir. Çare yine mason dostlardan bulunur ve Latife Hanım Fransa’nın şahsi koruması altında, adeta bir dokunulmazlık zırhına bürünerek işgal altındaki İzmir’e doğru yola revan olur.
Dönüşte İstanbul’a uğrayan Latife Hanım, Müdafaa-i Hukuk derneğinin de bazı gizli belgelerini alarak onların da kuryeliğini yapmayı kabul etmiştir. Ne çare ki, Fransızların şahsi garantörlüğüne rağmen Latife Hanım İzmir’de yakalanır ve gözaltına alınır. X-ray cihazları henüz tedavülde değildir ve çarşaflı Latife Hanım’ın üzerini aramak gerekmektedir. Tereddüt etmeden karşı çıkar ve “Siz, Müslüman bir kadının çarşafını çıkaramazsınız” der. İşgal güçleri, kendisini üç gün aç susuz nezarette bekletirler ama Fransa’ya rağmen daha fazlasını yapmaya güçleri yetmez ve serbest bırakmak mecburiyetinde kalırlar.
Latife Hanım artık İzmir’de babaannesinin başındadır…
Muhtemelen dört bölümde bitirmeyi planladığım yazımın ilk kısmı bu kadar. Bir sonraki bölümde Latife Hanım müstakbel kocası Mustafa Kemal’le karşılaşacak ve göreceksiniz çok ilginç bir evliliğe adım atacaklar. Belki de resmi tarihin yıllarca geçimsiz, kaprisli bir kadın olduğu için tu kaka ilan ettiği Latife Hanım’a hak vereceğiz. Muhtemelen Çankaya’da o zamanlar kurulan sofraları, masaları daha yakından göreceğiz…

4 Mart 2012  03:14:28 - Okuma: (803)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik