Yazı

Kıbrıs –III-
Kıbrıs –III- 

Asil S. Tunçer

Karaoğlanoğlu Şehitliği

15-20 dakika sonra Bella Pais Manastırı’na geliyoruz. “Beyaz Giymiş Meryem Ana” anlamına gelen Bela Pais, bu manastıra ayrı bir anlam vermiş. Yapı Aziz Hilarion gibi çok özel bir konumu olan tepe üstüne inşa edilmiş. Manastırın iç avlusunun sağ tarafındaki kiliseye giriyorum. İçerisi karanlık. Tedbirliyim, yanımdan eksik etmediğim el fenerim işime yarıyor içeriyi daha rahat görmem için. Yalnız fotoğraf çekmek o kadar kolay olmuyor. Flaşsız karanlık, flaşlı parlak… Alt kattaki mahzen oldukça büyük ve iyi korunmuş.
 
Sola doğru bahçe içinde manzaralı bir kafe var; bir çay mı içsem derken kapanmak üzere olduğu bilgisi veriliyor. Çıkış mutlaka kafeterya ve dükkânların önünden. Bu da güzel bir icat ama erken kapatmasanız çok iyi olacaktı. Aracım az aşağıdaki otoparkta… Şimdiki rotamız Girne. Kale kapalı biliyorum saat geç çünkü. Dışarıdan da görmeye razıyım. Girne bana ilk bakışta biraz Kuşadası biraz da Bodrum havası veriyor. Limana gelince Antalya antik limana gelmiş gibi oluyorum az buçuk.
 
Girne Kalesi yazın 18.00 kışın 14.00’de kapanıyor. Benim saatim 17.00. Demek ki yazın gelsem burayı da gezebilecektim. Gerçi Aziz Barnabas’ı pas geçti şoförüm ama belki her ikisini de gezebilir miydim acaba? Bilmiyorum ama bildiğim bu müzelerin bu kadar erken kapatmanın ya mantıklı ya da mantıksız bir açıklaması olması. Hele hele Kıbrıs gibi gelir kaynaklarının neredeyse tamamı turizmden olan bir ülke için. Kale’deki Batık Müzesi misal çok görmek istediğim bir yerdi ama bu erken kapatma yüzünden zamanım yetmedi, göremedim.
 
‘Limana 05.00-11.00 arası motorlu araçlar giremez’ diye uyaran levhanın ne demek istediğini tam anlayamadım. Sıra sıra yatları seyrederek yürüyüş yapmak hoş olurdu ama yorgunluktan adım atacak halde değilim. En iyisi mi otele doğru yola çıkmak ve yol üzeri görülecek yerleri görerek günü tamamlamak. Zaten saat 17.30 oldu. Hava nerdeyse karardı kararacak. Otelim Girne’nin doğusunda merkeze 15 km kadar uzaklıkta; Club Simena.
 
Gece Girne’de gezecek tarihi yapı çok yok ve daha çok eğlence mekânları var ki sanırım gürültülü olur; öte yandan buraya gelmeden önce yoğun geçen hafta nedeniyle dinlenmem elzem. Bu sebeple şehir ışında bir otelde kalmayı tercih ettim. Yolumuzun üstünde Karaoğlanoğlu Şehitliği ve Müzesi var. Müze kapalı ama şehitlik açık alan. Eski adı Pladini olan Yavuz Plajı’na çıkartma yapan Türk birliklerinin karaya ilk ayak bastıkları yer olan Çıkartma Plajı aradan 33 yıl geçmesine rağmen sanki o günmüş gibi duygulandırıyor beni. 
 
O günkü çıkartmanın komutanı Albay İbrahim Karaoğlanoğlu harekâtın ertesi gününde şehit düşmüştü. Harekâtın emrini veren zamanın başbakanı Bülent Ecevit’in de lakabı “Karaoğlan”dır ve benzerlik dikkatimi çekti. Bizim Tire’deki lisenin adı da yine şehit albayımızın adını taşır. Bugünkü müze Albayımızın önünde şehit olduğu konutmuş. Şehitlik, ilk bakışta anlaşılmasa da tabeladaki bilgileri okuduktan sonra yapı öğeleri bakımından oldukça anlam yüklü olduğu ortaya çıkıyor:
 
Girişteki iki sütun ve ortasındaki hol, Anavatan’a açılan kapı ve yol; sağlı sollu heykeller, Türkiye ve KKTC; dört ayaklı heykel kaidesi, dört gün süren Barış Harekâtı’nı; heykeldeki gemi ve kartal figürleri, harekâtın hava ve deniz kuvvetleriyle ortaklaşa yapıldığı; Mehmetçik, harekâtı gerçekleştiren Türk askeri anlamına geliyor. Hiç unutmam şehit albayımızın Ödemiş’te akrabası olan Çulcu İsmail adındaki esnaf babamın arkadaşıydı ve ben 8 yaşındaydım; başsağlığına gitmiştik. Ağlamıştım o gün ben de büyüklerle birlikte.
 
Şehitlik duygu yüklü. Gözlerim dolu dolu; yazıları okuyamıyorum bu yüzden. Fotoğraf çekip sonra incelemek en iyisi. Buradan ayrılmak istemiyor insan… Özgürlük Anıtı ise bir başka anlamlı mekân. Aşağısı çıkartmanın yapıldığı plaj. Ortaya doğru daha uzun yanlarında kısa toplam 11 beton direk; 11’in anlamını merak ediyorum. Bu arada anıttaki yükselen direkler bana KKTC bayrağındaki çubukları da anımsatıyor ama kurulan Türk devletleri diye yorumlasam sayı uymuyor. 63 yılından sonra 74 harekâtına tam 11 yıl geçmiş acaba anlamı bu mu? Peki, 55 ve 58 yılları?
 
Bu arada yanlışlıkla vurduğumuz, Kocatepe gemimiz aklıma geliyor. Kesilen telsiz ve muhabere ve de Rumların yanıltmaca Türkçe anonsları yüzünden Türk uçaklarından açılan dost ateşiyle batan Kocatepe gemimizde şehit olan 54 denizcimiz. Hepsi için bir Fatiha okuyorum… ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ambargo ve o dar zamanda imdadımıza yetişen Kaddafi… Gemi ve benzin yardımı ile rahat bir nefes almıştık. Libya, ABD’nin aksine Türkiye’nin yanında yer almıştı. Ambargoyu dinlemedi ve Türkiye’nin gerçek dostu olduğunu göstermişti.   
 
Hava iyice karardı. Saat 18.00’e geliyor. Etraf seçilmemeye başladı. Kalacağım otele de 6-7 km kaldı. 9 saattir hızlı bir koşuşturmayla Kıbrıs’ı arşınlıyorum. Tabelalardaki isimler aşina. Karşıyaka. Tesadüfün bu kadarı: İzmir’de Karşıyaka-Girne’de oturuyorum, buradaki otelim Kıbrıs’ta Girne-Karşıyaka’da. Otelimin konumu yarınki programım içinde avantajlı göreceğim yerler otelimin batısında yani buraya kadar olan yerleri gördüm. Yarın geri kalan yerleri göreceğim. Kendimce 2 günlük yoğun bir kültür programını tecrübe ediyorum.
 
Otele geldiğimde bana büyücek bir oda ayrıldığını görüyorum. Sanırım ailecek gelebilirim diye düşündüler ama maalesef çocukların okulu var, ayrıca bu tempo onlara ağır gelir hatta eziyet olur. Odam iki katlı ve 4 kişi çok rahat kalabilir. Gerçekten de bir dahaki sefere çocukları da getirmeli. Onlar denize ben müzeye. Örneğin bugün Aziz Barnabas’ı atlamasaydık, Girne’yi göremezdik öyleyse ilk gün Mağusa ve Lefkoşa’yı bitirip ikinci gün Girne ve civarındaki yerler. Tatil amaçlı ise ziyaretiniz Girne konaklama avantajlı çünkü Girne tam bir sayfiye. Türkiye’nin Bodrum’u Kıbrıs’ın Girne’si… Aynı. 
 
İlk gün sabah erkenden başlayıp ertesi günü akşama kadar Kıbrıs’ın başlıca tarihi mekânları gezilebilir. Bu 1 gece konaklamalı 2 gün dolu dolu tur ya da tatil. Benim bildiğim Türkiye’de böylesi bir program yok. Ya 3-4 günlük uzun programlar ya da kumar vs programları var gördüğüm kadarıyla. Tek sorun ters trafik yönü nedeniyle araba kiralamada daha Türkçesi kullanmada sorun yaşanacağı. Sayıca az iseniz şoförlü araç kiralamak ama bunu daha gelmeden yapmak en iyisi. Yoksa havalimanında inip de yapmaya kalkarsanız fiyat 2 hatta 3 katına fırlayabiliyor.
 
Akşam yemeğinde otelin sahibi Erbil Hüryaşar Beyle tanışıyorum. Kendisi yemekte bana eşlik ediyor, bol bol sohbet ediyoruz. Aynı zamanda Pleasant Tourism seyahat acentesinin de sahibi olan Erbil Bey, beni gündüz meşgul etmemek için aramadığını çünkü zaten programımın yoğun olduğunu bildiğini söylüyor. Bu arada nereleri görüp nereleri henüz görmediğimi soruyor. Bugün ödediğim rakamı duyunca yarın için bana çok makul fiyata şoförlü araç teklifi sunuyor ki bu rakam benim bugün ödediğim rakamın yarısı. Kendilerini gelmeden aramadığıma pişman oluyorum ama nafile.
 
Sohbet sürerken çok sevdiğimi biliyorlarmış gibi masaya ızgara çupra geliyor. Sürpriz! Benim favori balığım; yanında limon sıkılmış roka olacak. Gurme programları bana pek hoş gelmez ama izninizle burada biraz gurmelik yapayım, aynı menüyü size de tavsiye edeyim. Önden sıcak bir mercimek çorbası şayet hava serinse iyi gider değil mi? Foça çuprası gibi Girne çuprası da çok lezzetli. Limon sıkılmış roka veya bolca havuç rendelenmiş kırmızılâhana salatası.
 
Yemek sonrası çay benim vazgeçilmezim. Lobiye geçerken Çağakan Bey de Lefkoşa’dan eşiyle gelip bize katılıyorlar. Bol çaylı çok sıcak bir sohbet ortamını bırakamıyorum yoksa gidip uyuyacağım. Uzun ve yorucu bir günün ardından gördüğüm bu misafirperverlik biraz olsun yorgunluğumu unutturuyor açıkçası. Bu vesileyle de gerçek Kıbrıslı Türkleri, soydaşlarımızı ve Türk kültürünün en önemli öğesi olan misafirperverli görüyor, onlardan Kıbrıs’ı öğreniyor ve Kıbrıslıları tanıyorum. Erbil Bey geceden benim yarınki programımı da yapıyor.
 
Artık yatma zamanı geldi. İçtiğim onca çaya rağmen uyumak istiyorum. Akşamdan beri çisil çisil atıştıran yağmurun altında odama yürürken saçlarıma yağmur damlaları düşüyor. Bir sessizlik senfonisi eşliğinde gün boyu gözlerime ve ciğerlerime doldurduğum Kıbrıs, ‘Yavru Vatan’. Penceremden dışarı çok uzağa daldırıyorum bakışlarımı. Girne sahillerinden karşıya Mersin’e, Anamur’a ve Silifke’ye diktiğim gözlerim Türkiye’nin, ışıklarını arıyor; kalbimin attığı ve adını her andığımda çarptığı yeri, ‘Anavatanı’.
 
(sürecek)

10 Şubat 2012  11:53:28 - Okuma: (587)  Yazdır




İstatistik