Yazı

Fransa (Sözde) Soykırımı Oyladı
Fransa (Sözde) Soykırımı Oyladı 

Asil S. Tunçer

Fransız İhtilalı Nerde, Fransız Parlamentosu Nerde…

Fransız Parlamentosu ‘Nemrut Paşa Divanı’ oldu. Saygınlığını yitirdi. Aynı yanlışı TBMM yapmayacak ama Türk Milleti tepkisiz de kalmayacak. ‘Bir ülke parlamentosu başka bir ülke halkını yargılayamaz’. Bunu bizler biliyoruz da siz Voltaire’nin, Montesquieu’nun, Rousseau’nun ve Sartre’ın çocukları siz bilmiyor musunuz? 
 
Bizim tarihimizi yargılamak size kalmadı ama madem yaptınız bir ayıp biz de sizlere sizin tarihinizi hatırlatalım. Tarihte yaptığınız katliamları, soykırımları anımsatalım. Önce tasarı senatoya nasıl geldi, hatırlayalım: Tasarıyı kaleme alan Valerie gibi aynı UMP partisinden olan, ancak oylamada “hayır” diyen milletvekili Lionel Tardy tasarı aleyhinde görüş belirtti.
 
Kararların “ifade özgürlüğünü kısıtladığını” ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceği gibi gün gelir Fransa’ya Cezayir, Raunda ve Vendée’de yaptıklarının hesabını vermesi gündeme gelebilir. “Belirli bir kesimin tatmin edilmesini amaçlayan bir metin” diye nitelediği yasa tasarısının gereksiz olduğunu, 96 yıl önce bu olayı yaşayan ve birinci ağızdan değerlendirebilecek kimsenin kalmadığını belirtti.
 
Örnek çok ama en basitinden başlayalım: Misal Vendée Katliamı… Gelin tarihte Vendée’de yaşananları hatırlayalım: Fransız parlamentosu, 1 Ağustos 1793'te Fransız İhtilalı sonrasında ülkenin batısındaki Vendee’de yaşayan kral ve eski yönetim yanlısı halkın tümüyle katledilmesi için Hoche adlı generale tam yetki verdi.
 
Bilmem açarlar mı ama Fransız arşivlerinde bu katliamın belgeleri mevcuttur. Koyu Katolik olan halk yine kendileri gibi dindar Kral XVI. Louis’e büyük bir sadakatle bağlıydılar. Kral, 1793'te idam edilince halk Paris Komünü'ne ve devrime karşı cephe almış, örgütlenerek isyan çıkarmıştır (1793-1796).
 
1791’de rahiplerden anayasa bağlılık yemini etmeleri istenince dinden çıkıldığı, kilisenin otoritesinin azaltılmaya çalışıldığını öne süren köktendinci Katolik rahiplerin kışkırtmasıyla ilk karışıklıklar başladı. Daha önce boş olan kiliseler artık ayinler sırasında tıka basa doluyor Paris’e yönelik muhalefet gün geçtikçe güçleniyordu. Vendée’de kurulmuş köylü ordusu “Beyazlar”, cumhuriyet birlikleri “Maviler”i yani yenilgiye uğratmıştı.
 
Bölge halkının Prusya ve Avusturya'ya karşı verilen savaşlara asker olarak gönderilmek istenmesi yine isyanı tetikleyici bir rol oynamıştır. Konvansiyon Meclisi Hükümeti'nin dine karşı yasaklayıcı tavrı da ayrıca etkili olmuştur. 1832'de ‘Kralın Katolik Ordusu’ sloganıyla ikinci kez ayaklanan halk Fransız ordusu tarafından katledilmiştir. Komüncü Victor Hugo da eserlerinde bu yaşananlara bazen gerçek bazen de sembolik ifadelerle yer verir. 
 
Hatta denir ki bu isyanı bastırma sırasında Katolik Vendéelilerin yanında cumhuriyetçi olanlar da kim vurduya gitmiştir. Çünkü Vendéeliler kendilerine yandaş ararken kendilerine katılmayan Cumhuriyetçileri öldürmüşler, karşı tarafın sayısını azaltmayı hedeflemişlerdir. Bir anlamda tam bir iç savaş olan Vendée Katliamı’nda Robespierre ve Kamu Güvenliği Komitesi, oldukça acımasız davranmıştır. Baba oğulla, amca yeğenle karşı karşıya gelmiş ve bu hadiseler yıllarca halk arasında anlatıla gelmiştir.
 
Vendée’nin köylü ordusu “Beyazlar” Aralık 1793’te Nantes yakınlarında Savenay’da yenilir ve dağılır. Geride kalan küçük gruplar ise isyanı sürdürmek için ormanlık alanlara çekilir. Ordular arasındaki savaş Savenay’da bitmiş sıra 1796’ya dek sürecek olan toplu katliamlara gelmiştir. Artık daha rahat hareket eden Louis-Marie Turreau yönetimindeki cumhuriyetçi ordu “Maviler” yani cehennem birlikleri toplu halde teslim olanları bile acımasızca öldürür. Köyleri yakar, mermi tasarrufu sağlamak için köylüleri keserler. Bu kanlı katliamı gerçekleştiren subaylardan General François Joseph Westermann, Paris’e gönderdiği raporda zaferini şöyle özetler:
 
“Cumhuriyetçi yurttaşlar artık Vendée diye bir yer yok! Bana verdiğiniz emir doğrultusunda yaşlı, hasta, kadın ve çocuk kim varsa hepsini atlarımızın nalları altında ezdik, kılıçlarımızın ucuna dizdik. Kadınları yeni asiler doğurmamaları için yok ettik. Yolları cesetlerle süsledik. Teslim olmaya gelenleri bile ileride kurtulup yeniden isyan etmemeleri için bazen kurşuna dizdik, bazen de kurşun israf olmasın diye kafalarını kopardık. Devrimin kalıcılığı ve acımasızlığı için tutsak kabul etmek yerine, yok ettik”.
 
Ermeni tasarılarına büyük destek veren ve işi tarihçilere bırakmayıp parlamentosunda çözmek isteyen aynı Fransa, Cezayir için tarihçileri referans göstermektedir. Bu çifte standart karşısında sesini yükselten başta Jean Paul Sartre ve Didier Billion olmak üzere kimi Fransız aydınlar ise Fransa’nın tutumunu “Cezayir Fransa’nın tabusudur” sözleriyle açıklamaktadır. Oysa yalnızca Cezayir değil Fransız tarihinin neredeyse tümü Fransa’nın tabusudur.
 
Fransa, Yeni Kaledonya, Madagaskar, Haiti, Martinique, Guadalup, Fransız Guanası, Komor, Senegal, Mali, Fil Dişi Sahili, Gabon, Kamerun, Gana, Gine, Benin, Ruanda, Vietnam, Laos ve Kamboçya… Daha sayayım mı? Bu ülkelerin bazıları halen Fransız toprağı… Bu ülkelerde yaptığı katliamların yanı sıra, I.Dünya Savaşı sırasında işgal ettiği Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa ve Adana’da işlediği suçlardan dolayı da katliamcıdır.
 
Öte yandan Fransa’da resmi tarih, Fransız ordusunun Anadolu’da yaptığı katliamları yok sayar, ders kitaplarında bu konular yer vermez. “Fransız’ın Fransız’ı katletmesi” olarak adlandırılan 1793-1796 Vendée Katliamı 24-25 ağustos 1572’de meydana gelen Saint Barthelemy Katliamı, bir nevi başka bir terör dönemi olan Fransız Devrimi ile II. Dünya Savaşı yıllarında Hitler’in Fransa’daki işbirlikçisi Vichy Hükümeti dönemi bu durumun en somut örnekleridir.
 
Tasarı Senato’da onaylandı. Oylamanın sonucu 127 kabul, 86 ret. Bu süreçte Türkiye'nin yanında tavır alan 86 senatör oldu. Bu 86 senatörden 60'ı imza koyarsa yasa Anayasa Mahkemesi'ne taşınabilir. Bunun iki gün içinde yapılması gerekiyor. Lobi şirketi bu süreçte de devrede olacak. Bu da olmazsa yine pes edilmeyecek. Fransa yasalarına göre bir Fransız vatandaşı, aldığı bir cezaya 'anayasaya aykırı' diye itiraz edebiliyor. Yargıtay bu itirazı kabul ederse Anayasa Mahkemesi'ne gönderebiliyor. Bu durumda iş Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarına düşüyor.
 
Türkiye’den tepkiler çoğunlukla Fransa’ya karşı ekonomik yaptırımlar şeklinde. Daha Türkçesi “mallarınızı almayacağız, kendimizi daha fazla sömürtmeyeceğiz” şeklinde. Bunlar çok komik söylemler. Hele “Fransa’da Ermeni Diasporasına karşı biz de mücadele edeceğiz, Türk Diasporasını harekete geçireceğiz” söylemleri gerçekten çok komik. Nüfus Hareketleri Etüt Merkezi filan ne diyeyim bu saatten sonra…
 
Adamlar kapitülasyonlar sayesinde bizi 500 yıl sömürdü. Ardından Türkiye’nin yerli otosu haline gelen Renault ile sömürüyor. Fransa yıllarca ASALA’yı besledi, biz de Fransa’yı. Dedik ki “yaptıklarınız bize az geliyor, biraz daha yapın; daha çok istiyoruz”. Basit misal: Tarih 24 Ekim 1975’i gösterdiğinde Paris Büyükelçimiz İsmail Erez ve şoförü Talip Yener şehit edilirken biz Fransız Renault ile daha fazla nasıl ekonomik ilişkilerimizi geliştiririz bunun hesabını yapıyorduk.
 
10 Ocak 1968 tarihinde, Ankara'da 20 milyon lira sermaye ile kurulan iki kurucu şirketlerden OYAK sermayenin %97,5’ini, Tukaş ise %2,5’ini üstlendi. Renault-Mais A.Ş. Renault marka araçların, Türkiye'de satış ve satış sonrası hizmetlerini sağlayan OYAK'a bağlı bir şirket. 1997 yılında yapılan hisse paylaşımına göre OYAK'ın payı %51, Renault S.A'nın payı ise %49 olarak belirlendi. Öte yandan AXA sigorta şirketi. Bunun da ortağı OYAK.
 
Fransızlar bunu yıllardır gözlemlemiş ve şu sonuca varmışlar. Soykırım tasarılarında boykot, sonrasında daha da artan satış oranları ve Türkiye'de daha fazla Fransız malı veya şirketi yahut Fransa'yla işbirliği. Tasarı gündemdeyken ulusça Paris’e uçtuk, Eiffel’de Fransız şarabı içtik. Yani Paris'te romantik bir gece ve yeni yıla üzerinde Fransız lüksüyle girme isteği bu desteği sözde bıraktı. Gelen haberlerde Nişantaşı ve İstinye Park'ta yoğunlaşan Paris'in ünlü markalarının kasalarında uzun kuyruklar oluşurken, Paris uçuşlarına yönelik biletler ise tükenmişti. 
 
Tasarı geçiyordu, tepki vardı sözde ama tam aksine Fransa ve Fransız mallarına karşı iptal yoktu, aksine satışlarda patlama vardı. Bu ne yaman çelişkidir?
 
 
Kaynak:


30 Ocak 2012  18:42:09 - Okuma: (724)  Yazdır




İstatistik