Yazı

Kıbrıs -1-
Kıbrıs -1- 

Asil S. Tunçer

Sayın Rauf Denktaş’ı Saygıyla Anıyoruz… Türk Milleti’nin Başı Sağ Olsun!

Uçak bir süre bulutlar içinden geçerek nihayet Kıbrıs semalarında süzülmeye başlıyor. Sarsıntı dolu ve göz gözü görmez dakikaların arkasından aşağıda gördüğüm yemyeşil düz ova içimi açıyor biraz. Ercan Havalimanı beklediğimden de küçük. Bizimkiyle birlikte toplam iki uçak var alanda.
 
İzmir’den aktarmalı geldiğim için baş ağrısı ve bulantım had safhada. Toplam beş saatlik alan ve uçak sersemliği malum. Kimlikle giriş yapıyorum; buz gibi bir bayan polis önüme doldurmam için form uzatıyor. Bir ay kalma iznim var ama ben bir gece kalacağım… Valizim yok; el çantamda tek çamaşır-çorap ve fotoğraf makinem bir de Kıbrıs’a dair notlarım. 
 
Elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gidiyorum. Sonra gözüm klozetteki taharet musluğuna takılıyor. Neden mi? Taharet borusu var ama su bağlı değil; bağlantı iptal. Yani Avrupa’dakiler gibi. Çok ilginç, biz Türk tarafında değil miyiz? Sanki Rum Kesimi veya İngiltere!
 
Sonra dışarı çıkıyorum. Araba kiralamak konusunda hala kararsızım. Trafiğin ters yönde olması ve araç kullanmanın zorluğu hakkında oldukça uyarıldım. Bunu ben de hissediyorum zaten ama ‘belki’ dedim işte. Yok! Midem iyi değil ve araç kiralamalıyım. Kıbrıs’a ani karar alıp geldiğimden ve dolayısıyla önceden rezervasyon yaptırmadım; daha Türkçesi üst üste tur ve sunum derken son haftadaki yoğunluğum da buna pek müsaade etmedi açıkçası.
 
Dışarıda bekleyen araçlar var, hepsi taksi veya prive araçlar. Fikir almak için sorduğumda ağzım açık kalıyor: Toplam iki günlük tamgün gezi için 1.500 TL istiyorlar. Sonra Türk sistemi yani pazarlık başlıyor. Fiyat 1.000 TL’ye iniyor. Sonra bunun niye bu kadar yüksek olduğunu sorduğumda gelenlerin çok zengin oldukları ve kimsenin bu fiyatları benim gibi pahalı bulmadığını söylüyorlar. Şaşırıyorum.
 
Sonra söz ettikleri bu kişilerin dernek ve şirketleri temsilen gelenler olup makbuz imzalatarak gider gösterdiklerini anlıyorum. O da ilginç. Nihayet rehber olduğumu ve bir araştırma ve ön çalışma için buraya geldiğimi söylüyorum. Bu sefer içlerinden biri önemli yerlere götürmek karşılığında bana 500 TL fiyat teklif ediyor. Kıbrıs anlaşılan gerçekten pahalı bir yer. Kalacak yer için bir-iki yeri aradığımda gecelik fiyatlar en ucuz 100 TL’den başlıyordu.
 
Sonra bütçeme göre ve de tercihlerime uyan bir otel buldum. Girne’nin yaklaşık 15 km dışında 3 yıldız ayarında butik bir otel. Benim istediğim gibi. Girne’de merkezde çok tarihi mekân olmadığı için, gece çıkıp etrafı dolaşmayacağımdan şehir dışında sessiz ve dinlenebileceğim bir otelde karar kıldım. Akşam hava kararınca etrafı nasıl olsa göremeyeceğim, öyleyse odama kapanır bol bol kitap okur, Kıbrıs’ı daha iyi tanırım diye düşündüm.
 
Geziye adını hemen herkesin bildiği Salamis’ten başlıyorum. Bunun için adanın doğusuna yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk yapmak gerekiyor. Trafik ters şeritte olduğundan mide bulantım azalmak yerine gittikçe artıyor. Bu duruma bir türlü alışamıyorum. Bu ters akış neden beni bu kadar etkiledi anlamıyorum. Sanırım kişisel bir durum; yoksa böyle bir hastalık vardı da ben mi bilmiyordum.
 
Salamis’te maalesef pek bir şey kalmamış çünkü daha Ortaçağ’dan başlayan talan kentin zengin ve ihtişamlı görüntüsünden çok şey yitirmesine sebebiyet vermiş. Magosa’daki birçok yapıda kullanılan malzeme burada kurulan taş ocaklarından sağlandığından tiyatro başta olmak üzere çoğu yapı orijinal taşlarından yoksun. Yine de fikir veriyor. Sahil ve kıyı şeridinde olması bile bir zamanlar sahil kenti olduğuna açık delalet.
 
Batısındaki yüksekçe beyaz bina meşhur Salamis Bay Oteli. Harabeleri hızlıca adımlıyorum. Daha gezecek çok yer var çünkü ve benimse zamanım kısıtlı. Rutin ortalama 3-4 günlük tur bir güzergâhında yer alan yerleri ben en çok 2 günde turlayıp kafamda yeni bir rota çizerek basmakalıp tur programlardaki rotalara alternatif yeni bir güzergâh saptamak niyetindeyim.
 
Öte yandan bu gezimi kaleme almak ve okurlarımla paylaşmak gibi bir düşüncem de var. İster Kıbrıs’ı kendi kendine gezmek isteyenlere bir kılavuz metin ve ister tura katılmak isteyenlere daha bilinçli olmalarına yardımcı olacak notlar içeren bir gezi yazısı… Kıbrıs turizmi günümüzde ne yazık ki daha çok kumarhaneleri ve seks turizmiyle gündemde. Oysa ‘Yavru Vatan’ın onca özelliği ve güzelliği var. Kıbrıs bu şekilde namlı olmamalı. 
 
1974 Kıbrıs Harekâtı’nı hatırlayan biri olarak kendi kendime soruyorum: Kıbrıs’ı bunun için mi kurtardık? Belki olaya çok duygusal yaklaşıyor olabilirim ama o yaşadığımız karartma gecelerini, ambargo nedeniyle oluşan benzin sıkıntısını ve dolayısıyla benzinliklerdeki uzun kuyrukları dolayısıyla yakıtsızlıktan hareket etmeyen araçları, tüp gaz dâhil çoğu hayati ihtiyaçta yaşanan karaborsayı karne ile ekmek satışını hatırlıyorum.
 
Rahmetli babam her saat başı ajansları dinlerdi ve haftada bir Ankara’da askerde olan ağbimi arardı. Evimizde telefon yoktu ve komşumuz olan jandarma karakolundan rica ederdi. O yıllarda kurbanı çift kesmek, birini okul ve karakola pay o günden bizde adet kalmıştı. Ağbim Kıbrıs’a gönderilmekten son anda barış sağlanmasıyla kurtulmuştu. Günlerce ağlamaktan şişen gözlerim bu habere de yine ağlayarak sevinmişti. Gerçekten zor günlerdi… Haliyle Kıbrıs’ın benim için ayrı bir anlamı var. Bu yüzden “Katliam Köyleri” ilk görmek istediğim yerlerden.
 
Bunun için bugün sivil uçuşlara kapalı olan Geçitkale Havaalanı yoluna sapıyoruz. Yol kenarındaki kilise binasını görüntülüyorum. Çok gitmeden karşımıza bir köy çıkıyor. Burası bu bölgede katliam yaşamış peş peşe yer alan üç köyden biri: Atlılar. Diğerleri Sandallar ve Muratağa. Toplam 37 kadın, çocuk ve yaşlı şehidimizin yattığı buradaki şehitlikte ilginç bir yazı dikkatimi çekiyor: “Türkiye, Kıbrıs Türklerini kurtarmaya gelirse kurtaracak Türk bulamayacaktır, Başkispokos Makarios”.
 
Katliamın yaşandığı 14 Ağustos 1974 günü burada törenler düzenleniyormuş. Tek burada değil, o tarihte Limasol, Larnaka ve Baf’ta da aynı şekilde tam bir Türk katliamı yaşanmış. Sağ kurtulanlar da başka yerlere kaçarak canını zor kurtarmış. İsimleri okurken yaşlar da dikkatimi çekiyor. 15 aylık bebe, 3-9 yaşlarında çocuklar. Gözlerim dolu dolu oluyor.sonra Katliam Çukuru denilen yere geçiyoruz. Topluca katledilen vatandaşlarımızın gömülü olduğu tümsekçe bir toplu mezar. Fatiha okuyarak yandaki köye gitmek için ayrılıyoruz.
 
Ayrılıyoruz ama kendimi iyi hissetmediğimden ve hala midem bulandığından Allah korusun şehitlikte çıkarırım korkusuyla diğer köylere gitmekten vazgeçiyorum. Belki de oturup bir yerde biraz dinlenmek ve maden suyu içmek iyi gelecek. Magosa’ya gitmek en iyisi. 20 dakika mesafedeyiz Gazi Magosa’dan. Biz böyle diyoruz ama tabelalarda Mağusa yazıyor. Hala ayakta kalabilen muazzam şehir surlarından içeri giriyoruz.
 
Lala Mustafa Paşa Camii dikkat çekici bir vaziyette yükseliyor karşımızda. Ön taraftaki parkta buraya sürgün gönderilen Vatan Şairimiz Namık Kemal’in büstü yer alıyor. Soda içmeyi bırakıp önce camiye yönleniyorum. Aslı bir Aziz Nikolas Katedrali olan yapı Kıbrıs’ın fethinden sonra camiye çevrilmiş.
 
(sürecek)

24 Ocak 2012  11:51:00 - Okuma: (416)  Yazdır




İstatistik