Yazı

Fransa (Sözde) Soykırımı Oyluyor -6-
Fransa (Sözde) Soykırımı Oyluyor -6- 

Asil S. Tunçer

(Sözde) Soykırım Yasa Tasarılarına Karşı Ne Yapmalı?

Bir yanda soykırıma uğramış Yahudi kimliğinin ezikliğini Türklerden çıkarmaya çalışan Sarkozy, diğer yanda Fransızların, Cezayir ve Tunus’ta yaptığı katliamları soykırım olarak görmeyip kendi topraklarına bir anlamda ihanet eden, neslini ve tarihini reddeden vekil Valerie…
 
Kendi tarihinden ders almayan Sarkozy, “Fransa kimseden ders istemiyor” demiş. Hıncını Türk tarihinden çıkarmaya çalışan Fransız kolonyası Valeri ise “Türk dostlarımı mantığa davet ediyorum” dedi parlamentoda tasarı görüşmelerinde. Asıl biz seni mantıklı düşünmeye davet ediyoruz Valerie (1).
 
Cumhurbaşkanı Sarkozy’i zaten biliyoruz. Halk Harekât Birliği'nin (UMP) milletvekili Valeri Boyer, bu yasa teklifinin herhangi bir devlete karşı, Türkiye’ye karşı olmadığını belirtti. “Dost ülke olan Türkiye ile ilişkilerimizi zedelemek değil buradaki amacımız. Burada sadece Fransızların korunması amacı güdülmekte” dedi. Allah aşkına, akıllı bir insan bunu söyler mi?
 
Bu yasa teklifi AB kanunlarından ve AB ülkesi 8 ülkenin aldığı kararlardan esinlenildiğini söyleyen Valeri, “Türkiye’ye karşı öngörülen bir yasa teklifi değildir” şeklinde devam etti. Valerie, ya bilmiyor ya da yalan söylüyor, çarpıtıyor. AB’nin kararı daha çok ırkçılık ve nefret üzerinedir; salt soykırım değil.
 
Halk Hareketi Birliği yasayı kaleme aldı.2 madde oylandı ve kabul edildi. Daha önce 570 vekilden 52 vekil oyu ile geçmişti. Bu sefer 577 vekilden 45’i katıldı. 38 EVET, 7 HAYIR oyu çıktı. François Bayrou, teklif aleyhinde konuşma yaptı. Hâlihazırda İsveç Parlamentosu'nda geçtiğimiz aylarda düzenlenen oylama ile 1915 olaylarını (sözde) soykırım olarak tanıyan ülkelerin sayısı bugün 20'yi aştı.
 
22 Aralıkta alınan karar, 21 Şubat 2012’ye kadar senatoya gidecek. En geç Haziran ayında Senatoda gündeme gelecek. Gelmezse gündemden düşecek. Bu yüzden kesinlikle hızlı bir şekilde hareket edeceklerdir. Hatta Haziranı beklemezler tahminim; tasarının senatoya Ocak ayında gelmesi olasıdır, diye düşünüyorum.
 
Fransa Meclisi'nin '(Sözde) Ermeni soykırımı iddialarını inkâr edenlere hapis cezası öneren' yasa tasarısını kabul etmeye çalıştığı bir sırada gazetelerin internet sitelerine bir haber düştü. Azeri APA Ajansı tarafından Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'na dayandırılarak verilen habere göre Meksika Kongresi, Ermeni Diasporasını ve Paris'i şok edecek bir karar kabul etti. Ermeni güçlerinin Azerbaycan'ın Hocalı kentinde yaptıkları katliamı kınadı ve 'Hocalı katliamını', 'soykırım' olarak nitelendirdi (2).
 
Karara ek olarak Meksika, Ermenistan’dan BM kararı çerçevesinde işgal ettiği Azeri topraklarından askerlerini çekmesini istedi. Hatırlanacağı gibi 26 Şubat 1992 yılında Ermeniler tarafından 83'ü çocuk ve 106'si kadın olmak üzere toplam 613 kişi Hocalı'da öldürülmüştü. Bölgede bin 275 Azeri vatandaşı kişi esir düşmüş ve 150 kişi ise kaybolmuştu.
 
‘Gelelim ne yapmak gerekiyor’un cevabına: Fransa’daki aktif Diasporaya karşın topyekûn Türk nüfusuyla yüklenmek lazım. 400 bin Ermeni’ye karşı 170 bin Türk yaşıyor ama Ermenilerin hepsi seçimlerde yüzde yüz oy kullanmıyor. Ermenilerin aktif oy sayısı neredeyse toplam nüfusun yarısı. Ayrıca tüm Ermeniler Türkiye karşıtı değil. Diaspora içinde farklı düşünenler de var hatta birçoğunda Türkiye özlemi ve anıları olanlar var. Dolayısıyla tasarılar hususunda çekimser ve ortada kalanları da unutmamak lazım.
 
Bu durumda aktif Ermeni Diaspora oranı yani Türkiye karşıtı ve tasarı destekçisi neredeyse Türk nüfusuyla baş başa. İşte burada yapılması gereken önemli şey; Fransa’da yaşayan Türk vatandaşların da etkin hale gelmesi. Eğer Fransa’daki Ermeniler kadar Türkler de sesini yükseltse, çıkarsa denge sağlanacak, belki de tasarı gündeme gelmeyecek. Gelse de kamuoyu Türklerin protestoları, boykotları karşısında kadük kalacak. 
 
Bu yasa teklifine en güzel cevap hukuki yoldan olacaktır. Hatırlayınız! Avrupa Adalet Divanı(ADD)’nın Türkiye lehinde aldığı bir karar var (3). Fransa’nın Türkiye üzerindeki ekonomik çıkarlarından bahsetmek çok teslimiyetçi bir yaklaşım olur. Bu tarz karşı duruşlar ve kolonyal ağızlı söylemler çözüm değildir. Olsaydı şimdiye kadar olurdu. Ayrıca bu tür boykotlar üyesi olduğumuz Gümrük Birliği’nin yasalarıyla, prensipleriyle de çelişki yaratır. Dolayısıyla Türkiye, “sizin mallarınızı almayız, sattırmayız” şeklindeki acizce söylemler yerine devlet olarak çok ciddi siyasi ve hukuki girişimlerde bulunmalıdır (4).
 
Unutulmamalı! Yaşananlar tarihidir. Tüm arşivler Türk tezini desteklemektedir. Dolayısıyla hukuki bir sonucu kolay elde edemeyeceklerinden parlamentolarda siyasi kararlar alıyorlar. Kısa vadede olmasa uzun vadede hukuki sonuçlara ulaşmayı planlıyorlar. Süratle bu ülke parlamenterlerine gerekirse kendi parlamentolarında, olmadı o ülkelerdeki çeşitli platformlarda cevap verilmelidir. İşin tarihçi boyutunun yanı sıra, hukuki girişimlerde bulunulmalı ve siyaseten en ağır şekilde cevap verilmelidir.
 
Yalnız hep nedense bugüne kadar siyasi tepkilerde kararlılık ve süreklilik sağlanamamıştır. Bu konuda zaafımız var; bunu kabul edelim ve nutkumuzun tutulmasından biran evvel kurtulmaya bakalım. 1965 yılındaki Uruguay Meclisi’nin aldığı kararı bir yana bırakırsak 1975’deki ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı karardan bu yana ne yaptık Allah aşkına? 26 yılda 20’den fazla tasarı geçti. Nerdeyse her yıl bir tasarı. Bu tasarıların yarısı AB ülkeleri. ABD’nin 40’ı aşkın eyaletinde tasarı geçti (5). Bu sayıyla toplamda yaklaşık 75 parlamento bizim (sözde) soykırımcı olduğumuza hükmetmiş. Dünyanın bir kısmı en az 75 kere “Siz Türkler soykırımcısınız!” diye haykırmış yüzümüze.
 
Neden düşmanlarımız bu kadar cesaretli? Çünkü biz korkağız; en azından bu imajı veriyoruz. Türkiye Ermeni sorununda çok pısırık ve çekimser davranıyor? Kimden ve neden korkuyorsunuz ki? Ne kaybedeceksiniz? Bu eziklik ve aşağılık kompleksinin sebebi nedir? Bu adamları gözünüzde büyütmeyin. Soykırım dayatmasını kendine amentü yapmış Diasporadan çekinmeyin ve korkmayın. Hepsi sadece üç beş kelimeden fazla söz söyleyemez çünkü doğru dürüst tarih bilmez. Bildikleri kulaktan duyma hurafelerdir; laf ebeliği ve psikolojik baskı yapmayı bilirler yalnızca. Tek güvenceleri sınırsız para kaynakları ve arkasına aldıkları güçlü devletler.
 
Bunlardan cesaret alan cılızlar bile bize küfrediyor adeta. Lübnan mesela. 2000’de tasarı kabul ediliyor. Yahu Lübnan kim? Türkiye, Lübnan’dan bile çekiniyor. Türk Hariciyesi daha neyi bekliyor? MİT bunları görmüyor mu? Kafamıza çuval dahi giydik? Daha ne giyeceğiz? Biz sustukça daha da cesaretleniyorlar. Zira Avrupa’da susmak masumiyet değil suçluluk olarak algılanır… Konuşmak, tartışmak ve anlatmak zorundasınız. Toplantı üstüne toplantı, basın bildirgesi ve beyanatlar, genelgeler... Bunu Lozan’da kaybeden emperyalizmin Sevr özlemi olarak algılanması gerekiyor. Olaya silahsız savaş, diplomasi mücadelesi olarak görmeye başlayın artık bir zahmet.
 
Kendimizi anlatacak, sesimizi duyuracak ve lobi yapacak tarih kürsüleri, TV ve gazeteler ile yayınevlerine ihtiyacımız var. Bu iş için para ve insan gerekiyor. Ermeni Sorunu üzerine çalışmış ve çalışan ve de o ülkenin dilini bilen kim varsa devlet destekli olarak bu sorunun üstesinden gelmede söz konusu donanımlı insanlarımızı görevlendirin. Türk muhabir Fransız tasarıcı Valerie’ye İngilizce konuşuyor. İnsanlarımız hala bir Fransız’a İngilizce konuşmanın ne derece abes olduğunu, adamların İngilizce alerjisini öğrenmediler mi? Yok mu Fransızca konuşacak Allah’ın bir kulu? (Bu konuda size bir teklifim var: Kışın boş yatan biz Rehberleri kullanın. Hemen hepsi defalarca ‘zorunlu’ “Ermeni Sorunu” semineri aldı ve malumunuz yabancı dil konuşuyor; üstelik konuşma ve tartışma konusunda deneyimli, ikna yetileri yüksek”).
 
Yanlışlardan biri de Cezayir, Tunus söylemlerini çok sık tekrarlamak. Bu bizi onlardan biri yapar veya “bizim yaptığımızı bırakın, kendi yaptığınıza bakın” manasına gelir. “Biz yaptık ama siz de yaptınız demek” olur, kendi kalemize gol atarız. Bu coğrafyada yaşayan herkes zaten bunu biliyor; kendi parlamenterleri bunu söylüyor. Geliştireceğiniz argümanlar asıl onları kendi gerçekleriyle baş başa bırakmalı. 400 bin Ermeni’nin seçtiği ya da destekçileri 40 kadar vekilin Fransa siyasetine yön verdiğini, adı demokrasiyle özdeş olan ülkenin imajını ve ilişkilerini zedelediğini anlasınlar. Bu %10’u bile bulmayan zümre, göreceksiniz bir zaman sonra kendi muhaliflerince eleştirilecek, çelişkileri ve yanlışları yüzlerine vurulacaktır.
 
Başka bir önemli nokta. Tasarı görüşmeleri sırasında Fransa-Türk Parlamenter Dostluk Grubu Başkanı Michel Diefenbacher tasarı aleyhinde görüş bildirdi. Bizimkiler de bu gruptan ayrılmak istiyorlar. Bu ne çelişki! O zaman derdinizi kime anlatacaksınız? Meclisin sadece onda biri Türkiye karşıtı. Hepsi değil. Alan Juppe’nin söylediklerine de kulak verin. Parlamentonun % 90’ını oluşturan en azından bize düşman olamayan diğer vekilleri kaybetmek mi istiyorsunuz, kazanmak mı? İlişkilere devam ama temkinli ve ön şartlı: “Git önce yasayı iptal et” gibisinden. Her şeyde ‘(sözde) soykırım yasası’ önlerine konulmak kaydıyla.
 
Bir de şu içimizdeki Batı ağzıyla konuşan, “tarihimizle yüzleşelim” diyen zırvaları susturun. Türkiye’deki dıştan beslenmeli ‘soykırım’ meraklılarının ağızlarının payı verilmeli önce. Biz de ‘“soykırım” demek yasaktır’ diye kanun çıkaralım. Fransa’dan daha özgür ve liberal değiliz ya! Bunları hangi düzen ve hangi sistem yetiştirdi az çok malumumuz; sayıları her geçen gün artıyor. Hangi kanalı açsan (sözde) soykırım tellalları, Kürtçüler.
 
Batı beslemesi medyatik özürlüler iki lafı ezberlerine almışlar, akıl hocalarının buyurdukları gibi, beslendikleri gibi, ezber bozmadan ve durmadan aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Bir kere tarihle yüzleşilmez. Tarih olmuş, bitmiştir. Ne olayları yaşayanlar, ne de eylemleri yapanlar vardır hatta belki de yazanlar da terki diyar eylemişlerdir. 1915’i yüzyıl sonra 2011’i nasıl yüzleştiriyorsun şaşıyorum. Yapacağın şey yüzleşme değil, ancak olayları ve neden sonuç ilişkilerini irdelemek, kendine ders çıkarmak olur.
 
Öte yandan savaşı önce masada, politik yolla kazanmayı öğrenmeliyiz. Tasarıcılar nasıl çalışıyorsa aynı şekilde biz de öyle çalışmalıyız. Yöntemin yoksa düşmanınkini dene. (Sözde) soykırım tasarıları hazırlayan vekillere en güzel cevabı bizim vekillerimiz vermeli; onlar nasıl çalışıyorsa bizimkiler de çalışmalıdır. Kararları meclisler alıyor; öyleyse cevabı da meclisimiz vermelidir. Evet! Verdiler. Fransa (sözde) soykırımı konuştu, bizimkiler akşamında maaşlarına yapacakları zammı ve kıyak emekliliği… Demek işe önce kendi meclisimizin zihniyetinden başlamalıyız.
 
Beyler! (Sözde) soykırım tasarılarına yıllardır kayıtsız kaldınız. Biz sizi seçtik, çıkarlarımızı düşünesiniz diye, yoksa kendi çıkarlarınızı değil. Kusura bakmayın! Bu soykırım pisliğini sizler temizleyeceksiniz.
 
Orası yan gelip yatma yeri değildir.
 
 
Dipnot:
(1)     Sarkozy’nin sözleri için; http://www.turizmhaberleri.com/haberayrinti.asp?ID=21955
(4)     TESK’in Fransız mallarını boykot çağrısı için; http://www.gazeteport.com.tr/haber/69754/
(5)     Tasarının geçtiği ülke ve eyaletler için; Asil S. Tunçer, A.B.D.’de Ermeni Diasporasının Çalışmaları, (yayınlanmamış YL tezi).

24 Aralık 2011  02:35:09 - Okuma: (432)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik