Yazı

Türkiye’nin Avrupa Birliğine Girme Cabaları Ve Avrupa’nın Türkiye Siyaseti Hakkında
Türkiye’nin Avrupa Birliğine Girme Cabaları Ve Avrupa’nın Türkiye Siyaseti Hakkında 

Etem Kutsigil

Sevgili okurlarım;

Türkiye’mizin Avrupa Birliğine girme fikri, kırk yıldan beri laf arasında konuşuldukça, artan bir ölçüde tedirgin olurum. Bu tedirginlik özellikle son Ecevit koalisyon döneminde daha da arttı. Nitekim Avrupa’nın dayatmaları o dereceyi bulmuştu ki, Merhum Ecevit de isyan edip, son imza törenine gitmemekte diretmişti. Fakat Avrupa’nın Türkiye’den ekonomik beklentileri vardı. Göstermelik bazı değişiklikler yaptırarak, (boş vaatler alarak) razı olmuştu imzalamaya.
Sonra ne oldu? Balık zokayı yutunca, balıkçı çekmeye başladı. Balıkçı balığın karnını doyurmuyor, ama bırakmıyor da gitsin… Çünkü balık kurtulmak için çırpınsa da, balıkçının amacı balığı yemek.
Türkiye de Avrupa’dan ekonomik yönden yararlanmak için AB’ye girmek istiyor. Oysa ki yıllarca önce AB, “Para isteme benden …” diye söylemiş. Biz hâlâ kasap kedisi gibi kapısından ayrılmıyoruz.
Şimdi Avrupa iflasa doğru gidiyor, biz hâlâ kapıdayız. Anlamadık gitti. Avrupa Türkiye’yi birlik içinde istemiyor. Fakat o, onu hiç ilgilendirmeyen iç konularımızda da emirler veriyor, şartlar koşuyor. Bu da “Ulusal onurumuza dokunuyor.”
AB ile durum böyle.
“Sözde soykırımı”  Konusunda Fransa, (yılbaşı menüsü gibi) her yıl, ABD, (Paskalya çöreği gibi) her Nisan ayında Türkiye’ye karşı bu menüyü ısıtıp önümüze koyarlar.
Türkiye her yıl bu konuyla yatar kalkar. Fakat laf anlatamayız. Dinlemezler ki! Onların amacı öğrenmek değil, “…bağcıyı dövmek”.  Asıl amaç şantaj. Bu yolla siyasal veya ekonomik çıkarlar sağlamak.
Libya’da onlara alet olup, Kaddafi’yı bombalatmadık mı? Bize neydi Kaddafi’nin diktatörlüğünden. Kaddafi’yi indirenler de adamın kırk yıl süren diktatörlüğüne mi taktılar. Hayır! Libya’nın petrollerine sarktılar.
Biz ne kazandık? Kocaman bir hiç!
 GELELİM SÜRİYE’YE.
 Batı dünyası için Arap Baharı’na giden yol, Tunus’ta, Mısır’daOTOBAN.”dı
 Libya’da yol “BOZUK ASFALT “ oldu.
 Suriye ise engellerle dolu bir  “MOTOKROS PİSTİ”dirSuriye.  
 Zira orası “ sopasız gezilecek köpeksiz köy” değildir. Onun konumunda öyle bir denge vardır ki, bu dengeyle oynanırsa “BAHAR DEĞİL KARAKIŞ GELİR.” Dokunan yanar!
 Zira onun, yıllardan beri Kuzeyinin Kuzeyinde, Kuzeyinin Doğusunda, onu kollayan iki güçlü kuvvetli çobanı var.
Türkiye’nin adı mı? Suriye ve İran için, (sıfır problemli J))))” güvenilemez dost;
NATO ve ABD için, (içim yanıyor yazarken ama… ) Bar fedaisi.
 On yıl önce postayı koymuştuk. Çünkü haklı bir sebebimiz vardı. Şimdi var mıydı bir sorunumuz? Hayır!
İran’la var mıydı ikili bir sorunumuz? Hayır! Ama Füze kalkanlarını biz kondurttuk topraklarımıza. Hedef olduk durup dururken.
Irak’ta Saddam’la var mıydı bir sorunumuz? Hayır!
 Bizi öne sürenlere diyemiyoruz ki “Arkadaş, işte meydan, işte şeytan,  kendi işini kendin gör! Beni bulaştırma” diye.
Eminim ki “inşAllah çıkmaz ama”  eğer bir gün “Üçüncü Dünya Savaşı” çıkarsa Ortadoğu’dan başlayacaktır.
 1914/1918 yılları arasında cereyan eden Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı’ya kurulan bir tuzakla girmiştik.
Osmanlı İmparatorluğu (tarafsız ülke iken) Almanların Breslav ve Göben (Yavuz ve Midilli) isimli gemilerini İngiliz donanması kovalarken, gemilere Çanakkale Boğazından “Biz onları satın aldık” gerekçesiyle kapımızı açtık. Ve ne Hükümet, ne de Meclis-i Mebusan kararı olmadan birisi Karadeniz’e açılıp, Türk Bayrağını dalgalandırarak Rus Limanlarını bombalamaya başladı. Osmanlılar savaşa girdikten sonra Enver Paşa Bakanlar Kurulu toplantı halindeyken içeri girip, “Müjde bir oğlumuz oldu” diyerek Bakanlara  haber verildi.
 Bu gün olayların gidişi ile, bu anlattıklarımın arasında bir benzerlik yok mu?
Oysa ki savaşı bire bir yaşamış olan iki büyük komutan  savaş konusunda ne düşünüyor? Bilmek istemez misiniz…
Atamızın ve İsmet İnönü’nün (Hani birilerinin Faşist dediği kişilerin J))) iki sözünü, en yukarıdaki erişilmez yöneticilerimize sunuyorum.
Zira tarihin tekerrür ettiğini (tekrarlandığını) unutuyorlar.
Atatürk Döneminde izlenen dış politikanın temel ilkesi “Bağımsızlıktan hiç bir şekilde taviz vermemek Lâkin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir.”
 İsmet İnönü'nün “beni aç bıraktın.” dedirtilen çocuğa verdiği cevap
“Seni ekmeksiz bıraktım ama, babasız bırakmadım
Allah Yurdumuzu acemi ve maceraperest kişilerin yönetiminden korusun. Amin!


22 Aralık 2011  21:06:15 - Okuma: (607)  Yazdır




İstatistik