Yazı

Fransa (Sözde) Soykırımı Oyluyor -4-
Fransa (Sözde) Soykırımı Oyluyor -4- 

Asil S. Tunçer

Fransa’nın (sözde) Soykırım Savunucuları Parlamentoda. Oysa Bizim Tasarıya Karşı Çıkan ve Tez Üreten Akademisyenlerimiz, Yurtseverlerimiz Hapiste.

Fransa’da kaç Türk malı satılıyor ya bizde kaç Fransız malı? Fransa bize ne kadar dost? Mecbur muyuz Fransız arabasına binmeye, Fransız şarabı içmeye? Binmesek, içmesek ölür müyüz? Sanki başka seçenek yokmuş gibi…

Bir ülke ülkesinde ve parlamentosunda bu olaylara izin veriyorsa o ülke bizim düşmanımızdır. Bunun başka izahı yok. Onca diplomatımızı şehit eden ASALA’ya bakalım. Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu anlamına gelen ASALA, 1975 yılında Beyrut’ta kurulmuştur. Her nasılsa PKK ile benzerlikler taşır; adeta birbirinin devamı gibi. Zaten incelendiğinde ortak özellikler gösterirler; 1983’te ASALA kaybolur ama 1984’te PKK başlar. PKK’nın arkasındaki en büyük destekçi Fransa’dır.

Kamuoyunda pek bilinmeyen ama etkin olan diğer tedhiş örgütü ve oluşumları şunlardır: 1) JCAG (Ermeni (sözde) Soykırım Adalet Komandoları). Merkezi Paris. Türkiye ve Türk düşmanı. Fransa’nın besleyip üstümüze saldığı terörist grup; 2) NAR (Yeni Ermeni Direniş Örgütü). Merkezi Paris. Fransa’da çok rahat yapılanıyor ve hareket edebiliyorlar. Fransa devleti destekli; 3) ASALA-RM (ASALA Revolutionary Movement-ASALA İhtilalcı Hareketi). Bu da ASALA’nın Fransa’daki başka bir versiyonu.

35 yıldır Fransa, Türkiye ve Türkler aleyhine çeşitli faaliyetler içerisinde. Bunun nedenleri var:

1) Fransa, tarihinden beri Türkiye’yi ekonomik olarak sömürmeye, bizi kolonyal bir ülke olarak görmeye alışık. Bu huyundan da pek vazgeçecek gibi görünmüyor. Kapitülasyonlar Cumhuriyet’e değin Türkiye, Fransa’nın adı konulmamış ama açık bir sömürgesi olmuş.

2) Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasında Fransa, Türk toprakları üzerindeki emellerine ulaşamamış, eli boş dönmüş ve zararla çıkmış. Bu hiç alışık olmadığı bir durum. Uğradığı bozgun ve yenilgi, kamuoyunda bir deprem etkisi yapmış. Çok büyük acısı var. Bunun rövanşını almak istiyor.
 
3) Başta Zeytun olmak üzere, Kilikya yani Çukurova ve İskenderun bölgesinden tehcir edilmeyen Katolik Ermenileri Fransa’nın himayesinde Mart 1896 tarihinde başta Marsilya şehri olmak üzere gemilerle Fransa’ya kaçtılar. Burada yerleşen o zamanın teröristleri bugünkü Fransız Ermeni Diasporanın da nüvesini teşkil ettiler. Dün dedeleri dağdaydı, bugün torunları parlamentoda.

Bu yüzden dünyada dikilen 16 (sözde) soykırım anıtından biri Marsilya’dadır. Üç tanesi de Fransa’nın mandası Lübnan’ın başkenti, nam-ı değer ‘Ortadoğu’nun Paris’i’ Beyrut’tadır. Birer tane de zamanın Fransa etkisindeki ülkeler olan Mısır ve Suriye’de dikilmiştir. En çok olay Fransa’da meydana gelmiş ve yine en çok kaybımız Fransa’dadır.

Ermeniler, 1915 yılında Fransızlara müracaat ederek, Fransız çıkarlarına hizmet etmek için gerekeni yapmaya hazır olduklarını bildirdiler. Fransız Arşivlerinde Paris'teki Ermeni komitesi sekreteri Arşag Çobanyan'ın, Fransız Dışişleri Bakanı Delacasse'ye gönderdiği mektubu içeren 13 Haziran 1915 tarihli belge, Ermenilerin, Fransa'nın emrinde olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

“... Fransa’nın Kilikya'da çıkarları vardır ve onları korumak ister. Bu çıkarlara saygı göstermeyecek kadar akılsız bir Ermeni olabilir mi? Bu çıkarların en samimi şekilde garanti edildiğini görmek istemeyen bir Ermeni var mıdır? Tüm Kilikya'da ancak bir avuç Suriyeli vardır, ama buna karşılık, bu ülkede barbar ve cahil Müslüman ırkına karşılık entelektüel, tüccar ve sanayici unsurlardan oluşan 400.000'den fazla Ermeni vardır. Fransız ve Amerikan okullarına öncelikle Ermeniler giderler...”(1).

Fransa, Mondros Antlaşması’ndan çok önce, 1916 yılında İngiltere ile Kilikya bölgesi pamuğunun kendisine bırakılması konusunda anlaşmaya varmıştır. Fransız Bakan Georges Picot ile İngiliz Avam Kamarası üyesi Albay Mark Sykes tarafından hazırlanan ve "Sykes-Picot Antlaşması" olarak bilinen bu çok gizli buluşmaya göre İngiltere, Fransa'ya Musul petrollerini, Kilikya'nın pamuğunu ve Ergani bakır madenlerini bırakırken, Fransızlar da, Filistin'i İngiltere'ye terk edeceklerdir.

A.B.D.’deki diasporanın faaliyetleri kadar Fransa’daki diasporanın Türkiye aleyhtarı eylemlerini yakından takip eden www.TurkishForum.com oluşumunda yayınlanan bir yazıya göz atalım:

“Osmanlı Devleti, Ekim 1914’te Almanya’nın yanında dünya savaşına girdi. Marne Savaşı’nda Fransızların üstünlüğü ispatlandı. Türkiye’de Ermeniler aleyhine siyasi fırka yoktu. Siyonizm Ermenilerin hedefi ama Ermenilerde siyasi elit yok, çiftçi bir halk dünya siyasetini anlayamaz. Ermeniler 1878’de yanlış strateji seçtiler, Bulgarlar gibi terörle Müslümanları kaçırmak istediler. 1915 olayı iki kavmin birbirini katletmesidir”.

“Arşivlerimizde soykırıma rastlanmaz. Almanya’da 6 milyon Yahudi ve 1 milyon Çingene kişisel niteliklerinden öldürülmüşlerdir. Fransa, Almanya ve Avusturya kamuoyları kendi işledikleri soykırımlarına ortak aramaktadırlar, vicdanlarını rahatlatmak için, Türkler de yaptı hem de 20. asırda diyorlar. Ermenilerle diyaloga girmemiz lazım”.

“Emekli büyükelçi Pulat Tacar hariciyeye girdiği zaman o zamanki Dışişleri Genel Sekreteri’ni ziyaret eder; laf arasında Ermeni meselesinden bahsedince Genel Sekreter hiddetle ‘Ermeni Meselesi yoktur’ der. Büyükelçi devamla Osmanlı mahkemeleri 397 kişiyi Ermenilere zarar vermelerinden mahkûm etti, bunlar dövme, sarkıntılık gibi suçlardı cinayet filan yoktu. Türkiye, Ermenistan’ı topraklarındaki talepler sebebiyle Birleşmiş Milletler’e şikâyet etmelidir. 1948 Soykırım Antlaşması milli, dini, ırk ve etnik grupları korumaktadır. Siyasi gruplar bunlar arasında yoktur. (Antlaşmanın 1. maddesi) siyasi mücadele yapan gruptur. Zaten Tehcir kanunu Protestan Ermenileri kapsamaz sadece Gregoryen Ermeniler göç ettirilmişlerdir” (2).

Soykırım yoktur; karşılıklı mukatele vardır. Rus birliklerine yardım ve yataklık eden Doğu Anadolu’daki Gregoryen Ermenler ülkenin daha güneyine kaydırılıp savaş bölgesinden uzaklaştırılmışlardır. Irk veya milleti hedef alsa diğer Katolik ve Protestan Ermeniler de göçe tabi tutulurdu. Ayrıca topyekûn bir tebaa değil suçlu ve potansiyel suç işleyebilecekler yer değiştirilmiştir. Bu esnada kafilelere yollarda zarar vermek isteyenler yakalanmış ve cezalandırılmıştır.

Bundan daha açık nasıl izah edilir?


DİPNOTLAR:
(1)     Gürbüz EVREN, “Ermeni Sorunundaki Çıkar Odakları”.
(2)     Prof. Dr. İlber ORTAYLI, www.turkishforum.com, 23 Nisan 2001.
 


21 Aralık 2011  09:25:19 - Okuma: (577)  Yazdır




İstatistik