Yazı

Bedellinin Bedeli
Bedellinin Bedeli 

Asil S. Tunçer

Bedelli askerlik tarihimizde ilk olarak 1846 yılında, Padişah II. Mahmut döneminde uygulamaya konuldu.

Bugünden çok az bir farkla Yeniçeri Ocağı’nın kapatılıp düzenli orduya geçilmesinin ardından, bedelli askerlik ‘kendi yerine başkasını askere gönderme’ şeklinde uygulandı. O tarihte askerlik süresi 5 yıldı ve bugün de olduğu gibi yine zorunluydu.

Doğal olarak askere giden erkek bu süre zarfında işinden de oluyordu. İşte o günlerde de er kişinin işinden gücünden ayrı kalmaması ve ekonomik kayıp yaşanmaması için bedelli askerlik gündeme geldi. Yalnız bugünkünden farklı olarak; bedel yerine para ödenmiyor, kişi yerine bir başkasını askere gönderiyordu.

Bunun şartları da vardı elbet: Bedel verilecek kişinin 25- 30 yaşlarında olması, bulaşıcı hastalığı olmaması, ruhsal durumunun askerlik yapmaya elverişli olması, yüz kızartıcı bir suç işlememiş olması ve çevresinde iyi biri olarak tanınması gerekiyordu. O güne ait başka bir özellik ise beyaz bir kölenin kabul edilip, siyah kölenin kabul edilmemesiydi.

1870 yılından itibaren de bedelli askerlik için para ödemesi kabul edilmeye başlandı. “Bedel-i Nakdi” adıyla alınan para çeşitli alanlarda kaynak olarak kullanılmaya başlandı. 1886’da yapılan yeni düzenlemeye bedelli tamamen paralı hale getirildi. Yararlanmak isteyenlere 50 Osmanlı altını verme şartı getirildi. Yalnız iş bu parayı ödemekle bitmiyordu.

Er kişi az da olsa yine de askerlik yapacak, en azından “vatan borcu, namus borcu” ve “vatan, millet, bayrak” için ölmek ne demek yerinde öğrenecekti. Bu haliyle günümüzdeki bedellinin önceki yıllardaki uygulamalarına benziyordu. Yani kabul edilenler ayrıca memleketlerine en yakın birlikte 5 ay süreli eğitime katılıyordu.

1911’den itibaren yüksek bulunan miktarda indirime gidildi ve sonraki yıllarda bu oran 30 Osmanlı altınına kadar indirildi. Artık vatan görevinin bir bedeli vardı ve bu bedel zaman ve şartlara göre değişiyordu. Oysa aynı yıllarda Osmanlı dört biryanda savaşa girmişti ve sayısız cephede Mehmetçik kanı akmaktaydı. Peki, bu kanın bedeli kaç paraydı?

Bedelli askerlik, temelde vatan için görevden kaçmanın devlet tarafından göz yumulmasının ve bu anlayışın bir karşılığı, bir nevi rüşvetidir. Daha da açıkçası kişinin devlete resmen “façam sıkmıyor, rüşvetimi vereyim beni idare et!” demesidir. Zira şartlar ne olursa olsun ve ne mazeret gösterilirse gösterilsin sonu Mehmetçiğe saygısızlık ve haksızlıktır.

Daha da geriye gidersek şayet, Osmanlının oturmuş askerlik sistemini ilk bozan ve çok özetle işi paraya döken Kanuni’nin Sadrazamı Rüstem Paşa’dır. Kısaca tımar sisteminde devletin kişiye işlemesi karşılığında verdiği araziye karşılık topladığı vergi ve asker sistemini paraya çevirmiş, sipahilere verilen dirlik düzeni sarsıntı yaşamıştı.

O gündür bugündür bir kargaşa ve rahatsızlık yaşansa “dirliğimiz, düzenimiz kalmadı” deriz çünkü gerçekten bir devlette ordu ve vergi sistemi çökerse nasıl o sistem ayakta zor durur, vahameti anlatmada işte böyle bir söz söylenegelir. Doğrudur da, “dirliğimiz ve birliğimiz” denince herkesin eşit şartlarda vatan hizmetinde bulunması da anlaşılır.

Devlet ve millet ile ordunun arasının açılması ve yabancılaşma ile sosyal çözülme ve sosyal ve ruhsal bozulma, Rüstem Paşa icraatlarıyla başlamıştır. Bu ilerde imparatorluğun yıkılış sebeplerini hazırlayan süreçte etkili olacaktır. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması derken zamanla rüşvet, ordunun bozulması ve asker kaçakları uzunca bir süre sorunumuz olacaktır.

Bu ortadan kalkınca topraktan daha iyi yararlanma, devlet gelirlerini arttırma, üretimde sürekliliğin temini, devlete masrafsız asker besleme, devlet otoritesini sağlama, adil vergi toplama, ekonomik ve sosyal hayatı düzenleme gibi devletin yani mülkün sağlam temellere oturması, dolayısıyla da adaletin ve güvenliğin sarsıldığı görülür.

Kurtuluş Savaşı’nda en çok başımızı ağrıtan sorunlardan biridir cepheden kaçanlar: Vatan görevini reddetme ve vatan borcunu vicdan-i redde bağlama... 1851 Islahat Fermanı ile tekrar düzenlenmeye çalışılan bu sistem Osmanlı’nın sorunlarındandır. Geri hizmet veya hiç askere almama şekli cumhuriyetten sonra da güncelliğini korumuştur. Bugünkü gelinen nokta ise nihai süreçtir.

Asırlardır biz Türkler vatanımız, bayrağımız ve kutsal saydığımız diğer değerlerimiz için kanımızı, canımızı feda ediyoruz. Milyonlara varan kaybımız, şehidimiz ve gazimiz var. Parayla satın alamayacağımız şeyler arasındadır vatan için ölmek veya ölümü göze almak. O bir şereftir ve bu şerefin bedeli para değildir kesinlikle.

Lakin gün geldi buna da bir değer biçildi. Hem de kritik günlerde. Teröre karşı verdiğimiz zorlu mücadelenin orta yerinde. Vatan için ölmenin, vatan uğruna can vermenin kutsallığı ya da boşunalığının zihinlerde gidip geldiği bir dönemde. Belki de hiç bedellinin asla gündeme gelmemesi lazım gelen bir zamanda.

Madem gündeme geldi ve vatan borcunun bir bedeli olduğu hatırlatıldı o halde başka şeyleri de insanlar sorgular çok yakında. “Niçin askere gidiyoruz, neden pisipisine ölelim, şehitlik boş şey…” gibi onca soru ve cevabı, duyar gibiyim. Diyecekler ki yarın “bu iş parayla halloluyorsa o zaman biz verelim parasını Somali’den daha ucuza asker getirelim. Yerimize onlar askerlik yapsın…”.

Gerçekten parasal bir bedeli olabilir mi askerliğin? Varsa gerçekten kaça? Vardı da o zaman onca Mehmetçik neden öldü? Bir Mehmetçik kaça? Şehitlik kaç para?

Umarım biz bu bedellinin bedelini gelecekte pahalı ödemeyiz.


11 Aralık 2011  23:11:09 - Okuma: (470)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik