Yazı

Dersim’den -- Tunceli’ye
Dersim’den -- Tunceli’ye 

Konuk Yazar

(Dersim Tartışmalarının Dayanılmaz Hafifliği) Yazı: MURAT İNCE

İlericilik ve gericilik arasındaki tarihsel hesaplaşmada nerede durduğunuz çok önemlidir. Tarihin tekerleğini ileriye doğru döndüren devrimlerin önüne ortaçağı dikerseniz ve ona göre davranırsanız yanlışa düşersiniz.
 
  Dersim, Osmanlı’nın sürekli toprak kaybettiği ve zayıfladığı dönemde, 1841 yılında vilayet oluyor. Hozat merkezli bu yapılanma şekilsiz olarak 1930’lu yıllara kadar devam ediyor. Tamamen aşiretler, ağalar, dini kanaat önderleri olarak lanse edilen seyitlerin etkisi ve baskısı altında bırakılan Dersimliler “kul” vasfı ile yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmıştır.
 
Kim haklı?
Bu soruya vereceğiniz yanıt safınızı belirleyecektir. Cumhuriyet mi yoksa Dersim derebeyleri mi haklı? Tarafsız kalmak gibi bir şansınızın olmadığı bu nesnel durumda tavrınızı açık seçik koymak zorundasınız. Ortaçağın kapı kulluğunu onaylamakla, cumhuriyetin vatandaşı olmak tercihini seçmemiz gerekiyor. O zaman sorunu daha kolay ele alabilir ve yanıtlayabiliriz.
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün genç cumhuriyeti yalnız Dersim de değil Türkiye’de de pek çok gerici isyanı çok haklı olarak bastırmıştır. Düzce, Yozgat, Menemen gibi onlarca şeriatçı/gerici ayaklanmaları da engellemiş ve bastırmıştır. O nedenle tek yanlılığa ve duygusallığa kapılmadan soğukkanlılıkla soruna yaklaşmalıyız.
 
Gericiliğin panzehiri ilericiliktir ve bu nedenle yapılanlarda tarih sayfalarında
tarihin gereken zorunun uygulanması olarak görülür. Eğer, zor kullanma  geleceğin halk lehine dönüştürülmesini amaçlıyorsa desteklenir ve ona göre değerlendirme yapılır.
 
Ölümler ve yaşanan acılar üzerine inşa edilen ve yer yer kullanılabilir malzeme haline getirilen olgular yıkıcılığı tetikler. Nedeni sorulmadan yapılan analizler kör tespitlerin önünü açar.
 
Bakınız, Medyada artık Menemen kalkışmasının  elebaşlarından dahi özür dilenmesi gerekliliği üzerinde tartışmalar sürdürülmektedir. Hiç merak buyurumlasın iktidarın ajandasında bunlarda yerini almış durumda.
 
O nedenle halkımızın, Medyanın gerici propagandasında kalarak bu sorunda ortaçağı destekler tutuma girmemesi hayati önem taşıyor.
 
Şu çok nettir; Cumhuriyet haklıdır.
 
Dersim’in Durumu!
Dersim’de altmış’ın (60) üzerinde aşiret ortaçağ ilişkilerinin mütemadiyen sürdürülmesinden yanadır. Ağalar arası husumetler ve düşmanlıklar, aşiretler arası çelişmeler ve çatışmalar, kan davaları içinde kapalı bir toplumsal yapılanmayı devam ettiriyordu.
 
Dersimde feodal (ortaçağ) toplumsal ilişkileri en geri düzeydeydi. Feodalizmin esas olarak tarım, hayvancılık ve zenaate dayanan üretim ilişkileri maalesef feodalizmin son dönemlerine değil daha geri dönemlerine tekabül eden bir durum arz ediyordu.
 
Dersim’de kesin bir feodalite kurulamamıştır. Zenaat ve ticaret merkezlerinin kurulması ile feodalizm hakim olur ve pazarlar kurulur. Ama bu durum ne yazık ki Dersim için geçerli değildi. Ahalinin perişan hali, cahil kalması durumu daha da zorlaştırıyordu.
 
Dersim, ortaçağ karanlığında cebelleşip duruyordu. Türkiye Cumhuriyeti içinde yalnız bir öbek olarak durması zaten olanak dışıydı. Yaşanan onca acıların esas kaynağının bu toplumsal yapı olduğunu göz ardı etmek bir şey kazandırmaz.
 
Ekonomik durum!
Osmanlının uyguladığı tecrit neticesinde Dersim içine kapanmış ve gerilemiştir. Ekilebilir alanların çok sınırlı olması, ticaretin yok denecek seviyede bulunması ve zanaat’ın olmaması Dersim aşiretlerinin geçim kaynağı olarak talana yönelmelerini getirmiştir.
 
Çevre illerin yağmalanması, insanların emekleriyle kazandıklarının gasp edilmesi  huzursuzluklara neden oluyordu. Silahlı grupların çeteler halinde çevre vilayetlerde neden oldukları olaylar, yol kesmeler de dahil öldürmelere varan cinayetleri defalarca  valiliklere bildirilmiş ve tedbir alınması istenmiştir.
 
Genç Cumhuriyet’in Dersim’in mevcut konumuna müdahale etmesi ise neredeyse tamamen imkânsızdı. Asayişin sağlanması için Karakollar kuruluyor ama çetelerin baskınları sonrasında askerlerle beraber yerle bir ediliyordu. Bayındırlık işlerine köprü ve yollarla başlanıyor bir bakıyorsunuz yapılanların yerinde yeller esiyor. Okul yapımına vb karşı duruluyordu.
 
Dersimin çocukları cahil bırakılarak ağanın, beyin, seyidin kulu kölesi haline getiriliyordu. Hurafelerin girdabında Dersimin yoksul halkı cebelleşip duruyordu. Peki, bu duruma ilericiliğin kalesi genç cumhuriyet ve onun vefakâr kadroları sessiz kalabilir miydi?
 
Osmanlının neden olduğu kapalı toplum yapısının getirdiği genelden soyutlanma ve kendi kendine yetinme çabaları en sonunda yetersizliklere neden olmuş ve ‘’talan ekonomisi’’ dediğimiz ortam derebeyi tarafından kurulmuştur.
 
İşte hem Osmanlıdan kalan ve hem de kendi özgünlüklerinden gelen bu toplumsal yapı gelinen aşamada gericiliği ifade ediyordu ve koruyordu.
 
Dersim Sorunu!
 
Dersim sorunu olarak adlandırdığımız konu esas olarak o dönemde, feodalizm ve onun ana unsuru derebeyliğin tasfiyesi ile birlikte genç Cumhuriyet’in asayiş ve güvenlik sorunuydu.
 
Siz ortaçağa teslim mi olacaksınız ya da cumhuriyet’imi inşa edecek ve yerleştireceksiniz?  Feodalizm mi Cumhuriyet mi? Bu ikilemin çözümlenmesi zorunluluk haline gelmişti.
 
O dönemde Atatürk 1937 yılına kadar defalarca Dersim beyleriyle iletişim kurmuş ve ikna etmeye çalışmıştır. Mustafa Kemal’in arzusu, Cumhuriyet’in o topraklarda yeşermesinin engellenmemesiydi.
 
Tarımda ıslah, ekonomide açılım, okuma-yazma seferberliği, asayişin ve güvenliğin yerleşmesinin zamanı gelmişti. Kul değil vatandaş olunacaktı. Bunun içinde Tunceli’de Cumhuriyet kanunlarının geçerli olması ve hazırlanan reformların uygulanmasının zemininin hazırlanması gerekiyordu. Devlet içinde devlet statüsü olamazdı ve böylesi bir durum dünyanın hiçbir yerinde kabul göremezdi.
 
Cumhuriyet ilericiliği temsil ediyordu ve bunun için Dersimlilerden destek isteniyordu. Maalesef derebeylerinin çabaları sonucunda sorunun barışçıl çözümü kalmamıştı. 12 yıl boyunca Atatürk ve arkadaşlarının sabırlı ikna girişimleri bir sonuç vermemişti.
 
Dersim’in aşiretleri, hükümetin iyileştirme politikalarını anlayamamışlardı. Birçok yöre  aydını ve seyidi, yapılan her bayındırlık ve eğitim projesini, Dersimi  yok etme biçiminde yorumluyorlardı.
 
Pek çok iç isyanla boğuşmuş olan cumhuriyet yolun sonuna gelindiğini fark ediyordu. Bu sorunun çözülmesi gerekiyordu. Çünkü daha içte ve dışta pek çok sorun çözülmeyi bekliyordu.
 
Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal geriliği, kapitalizmin gelişmemesi, halkın birlikteliğinin diken üzerinde durması gibi sayısız mesele önlerine yığılmıştı. Üstüne üslük bir de isyanlarla boğuşmak zorunda bırakılmışlardı.
 
Hükümet, Dersim halkının toplumsal yapısını değiştirecek ekonomik ve siyasal kararları alacak durumda değildi. O nedenle kullandıkları yöntemler ve öngördükleri politikalar, iyileştirici tasarılar değil, ilk önce asayişi sağlamayı amaçlayan, güvenlik ağırlıklı tasarılardı. Bu durumu da o günkü imkânları göz önünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekiyor.
 
Tunceli Yasası!
 
Dersim ileri gelenleriyle yapılan tüm görüşmeler sonuçsuz kalmıştı. Dersim bölgesi dağınık bir coğrafyaydı. Vilayet statüsü alabilecek yer ise Hozat gözüküyordu.  Fakat yapılan araştırmalar neticesinde şu an Tunceli’nin il olarak bulunduğu yer vilayet haline getirildi.
 
Tunceli’de yaşayan ağaların ve iç karışıklığa  neden olacakların batı illerine göç etmeleri dahil pek çok kanun maddesi esas olarak 1937-1938 yılları içinde hayata geçirilmiştir. Sıkıntılara neden olan ve yer yer gereksiz müdahalelerin yapılması can kaybının artmasına yaramıştır.
 
25 Aralık 1935’te 2884 sayılı yasa çıkarılarak Tunceli için özel yönetim kurulur.
Yasa ilk çıktığında 1 Ocak 1940 yılına kadar yürürlükte kalacağı öngörülüyordu. Ama 1946 sonuna kadar yürürlükte bırakılmıştır.
 
Tunceli’de Cumhuriyet’in yerleşmesi için çıkarılan yasa ile beraber Ağaların çoğu ve Tunceli’de otorite sahibi kesimler batı illerimize göç edilmiştir.
 
Raporlar
 
Cumhuriyet Hükümeti Dersim’de yaşananların düzeltilmesi için yıllarca çabalamış ve en yetkili kişileri görevlendirerek yerinde inceleme yaptırılmıştır.
Ama tüm uğraşılara rağmen barışçıl girişimlerden bir netice elde edilememiştir.
 
Elazığ Valisi Cemal Bardakçı, İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın yerinde incelemeleriyle hazırlanan raporlar ve bir dizi diğer araştırmalar neticesinde
Dersim ile ilgili tedbirler alınarak yürürlüğe girmiştir.
 
Raporları dikkatli bir gözle incelediğimizde, Dersim beylerinin mevcut konumlarını ve çıkarlarını korumada ısrar ettikleri ve zora (silaha) başvurmaktan geri durmayacakları, toplumsal bir değişime karşı çıkacakları  açıkça görülüyordu.
 
Bakınız, Cumhuriyet’in ilan tarihi 29 Ekim 1923’tür. Dersim İsyanı’nın bastırılma tarihinin başlangıcı ise 1937’dir. Soruyoruz, neden Atatürk ve arkadaşları 12 yıl beklemek zorunda kalmışlardır? Eğer Dersim’de her şey yolunda gitseydi ve merkezi hükümetin girişimleri olumlu karşılansaydı tüm bu acılar yaşanır mıydı? Hangi devlet kendi içinde ikinci bir devleti ve otoriteyi kabul eder?
 
Silahlı güçleri muhafaza edeceksiniz (ordu), derebeyleri yönetecek (hükümet), seyitlerin dini otoritesi egemen olacak(dini kurum), suç işleyenler dara çekilecek (Mahkemeler), talan yapılacak (ekonomik işleyiş). O zaman tabi ki Cumhuriyet istenmeyecektir. Kurulu ortaçağ düzeninin bu kadar arzulanması akıl almaz bir durumdur.
 
 
Tüm çabaların sonuçsuz  kalması neticesinde 1937/38 yılları içinde gerçekleştirilen harekâtlar sonucunda sorun çözülmüş ve Genç Cumhuriyet dikkatini memleketin acil olarak çözülmeyi bekleyen meselelerine çevirmiştir.
 
Dersim İsyanı!
 
Dersim İsyanı, 19. yüzyılın başlarında dönem dönem çıkar ve Osmanlının zalim saldırılarıyla sindirilir. Cumhuriyet döneminde de yeni iktidarla barışık olmak yerine Baytar Nuri’nin de dediği gibi ‘’Kürt derebeylik bağımsızlığını’’ devam ettirmeyi istiyorlardı.  Ağalık yerinde duracak, silahlı çeteler muhafaza edilecek, Dersimli kul olarak kalacaktı. Peki, bu kabul edilebilir mi?  İşte derebeyliği böylesine rahatlıkla kabul eden zihniyet Dersim isyanını hazırlamada ve sürdürmede kararlı davranmıştır.
 
Dersim isyanı, merkezi, modern devlete karşı çıkarları bozulan aşiret liderlerinin bir başkaldırısıdır. Feodalizmin burjuva demokratik devrimlere bir karşı çıkışıdır.
 
Cumhuriyet döneminde ilk Dersim Harekâtı 1926 yılında yapıldı. O dönem Harekâtın başında Albay Mustafa Muğlalı vardı. Daha sonraları da silahlı mukavemet dahil isyanlar irili ufaklı devam etmiştir. Cumhuriyet’in Dersim topraklarına girmesi planlı olarak engellenmiştir. Aslında Dersim beylerinin gönüllerinde yatan şey muhtariyetti. Otonom bölge statüsü ile hedeflenen amaç Cumhuriyet’in nimetlerinin yadsınması ve Dersim’e girmesinin engellenmesidir. Nuri Dersimi bunu derebeyliği açıkça savunarak dile getiriyordu.
 
Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabında Nuri Dersimi Kürt gençlerine Atatürk’ün ‘’Gençliğe Hitabesi’’ne atfen kendince bir hitabe yazmıştır. ‘’İNTİKAM’’ sözcüğüyle biten kitap bir ibretlik belgesi olarak önümüzde duruyor. Bu intikamın hedefi ise Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti’dir.
 
Türk ve Türkiye düşmanlığı ile yönlendirilmeye çalışılan Kürt vatandaşlarımızın dikkatini bu noktaya çekmek ve emperyalistlerin oyununa gelmemelerini  önemle istediğimizi bir kez daha dile getiriyoruz. ABD ve AB böler ve keyfince yönetir. Bunu bilinçlere kazımamız hepimiz açısından önemlidir.
 
 
Emperyalistlerden Medet Ummak.
 
Baytar Nuri olarak ta bilinen Nuri Dersimi  ‘’Hatıratım’’ da şu ibretlik satırları yazar; ‘’Seyit Rıza’dan Elaziz’e (Elazığ. Mİ) gönderilmiş olan hususi ve mahrem bir adamıyla temasımızda, harici devletlerden bir yardım talebi ümid ediyor, iş bu ödevi de bana tevcih etmiş bulunuyordu’’.
 
Yine, Nuri Dersimi’nin teşvikiyle Seyit Rıza, 30 Temmuz 1937 yılında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na mektup yazarak destek ister. Mektubun bir kısmı şöyledir: ‘’(…) Üç milyon Kürt, benim sesimden Ekselanslarına sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinde Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.
 
İmza
------
Dersim Generali Seyit Rıza.
 
Seyit Rıza’ya gönderdiği yanıtta Baytar Nuri, ‘’Harici devletlere müracaat etmek üzere terki vatan edeceğimi de Seyit Rıza’ya bildirmiştim’’ der.  Harici devletlerin başında ise o dönemin emperyalist ağa babası İngiltere geliyordu. Peki, Türkiye Kurtuluş Savaşını kime karşı vermişti? İngiliz emperyalizminin desteğinde Yunan orduları hangi toprakları işgal etmişti?  Ve Baytar Nuri hangi ülkeden destek bekliyordu?
 
Seyit Rıza’ya gönderdiği yanıtta Baytar Nuri, ‘’Harici devletlere müracaat etmek üzere terki vatan edeceğimi de Seyit Rıza’ya bildirmiştim’’ der.  Harici devletlerin başında ise o dönemin emperyalist ağa babası İngiltere geliyordu. Peki, Türkiye Kurtuluş Savaşını kime karşı vermişti? İngiliz emperyalizminin desteğinde Yunan orduları hangi toprakları işgal etmişti?  Ve Baytar Nuri hangi ülkeden destek bekliyordu?
 
İşbirlikçilik ruhunun dışavurumu olarak da görebileceğimiz bu anlayış en sonunda Dersimlilere bizimde üzüntü duyduğumuz acıları yaşatmıştır. ‘’Kürtlük’’ davasının bir parçası haline getirilerek isyana hazırlanmak ve bunu genç cumhuriyetle hesaplaşma haline getirmek kime yarar sağlamıştır?
 
Dersim isyanının bastırılmasına yönelik harekâtla beraber başta Nuri dersimi olmak üzere aşiret liderleri, ağalar da telaşa düşmeye başladılar ve Genç Cumhuriyet’le hesaplaşmaya girmenin faturasının ağır olacağını gördüler.
 
Bunun üzerine Nuri Dersimi, 1937 yılında ‘’başaramayacağımız belliydi’’ diye yazar. Türkiye’yi terk ettikten sonrada ‘’Kürtçülük’’ davasını savunmaya devam etmiştir.
 
Kültürel Irkçılık!
 
Dersim’de yaşananları  soykırım olarak değerlendirmeyenlere karşı sürdürülen psikolojik savaşın bir boyutunu da ırkçılık yapılıyor teraneleri oluşturuyor. Bu kesimlerin, ırkçılık nedir ve hangi tarihsel koşulların ürünüdür olgusunu bilinçli olarak göz ardı ediyorlar. Faşizmin ana çıkış argümanı olan ırkçılık sulandırılmamalıdır. Karşı tarafı mat edeceğim anlayışıyla hareket edenlerin bu oyununu bozmak için kendimize güvenelim.
 
Bu noktada Sosyolog Şükrü Aslan, ‘’Alevilere karşı kültürel ırkçılık yapıldığını söyleyerek tartışmalara başka bir boyut kazandırıyor. Osmanlı’dan öte Cumhuriyet’in daha kültürel ırkçı olduğunu dile getirmektedir. Yine, soldan çark eden döneklerde bu kervana katılarak çeşitlilik arz ediyorlar.
 
Peki, Dersim’e yapılan harekâtın hedefi Aleviler miydi? Daha doğrusu Aleviliği yok etmek için mi Dersim Harekâtı yapıldı?  Buna inanmak için fazlaca saf olmak gerekiyor. Hele hele kültürel ırkçılık gibi batıdan aşırılan tanımlamalarla konuya yaklaşmak ne ölçüde doğrudur? Maalesef her şey birbirine karıştırılmış ve içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
 
Şu çok nettir, Cumhuriyetin milliyetçiliği ırkçı değildi. Emperyalizme karşı ezilen ulus milliyetçiliğiydi ve esas ana karakterini de bu belirliyordu. Zaten o nedenle Mustafa Kemal Atatürk 1926 yılında ‘’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’’ tanımlamasını yapar. Nerede ırkçı tanım ve nerede yok sayan tavır. Ulusal Kurtuluş Savaşı mazlum milletlerin bağımsızlık çığlığıydı.
 
Tunceli - Tunceli
 
Tunceli ilimiz Doğu Anadolu Bölgemizin en sancılı ve sıkıntılı yöresi olması bakımından hep dikkatleri üzerinde toplamıştır. Büyük acılar çekmiş/çektirilmiştir. Yıllarca uygulanan milli zulüm politikaları sonucunda yöre insanımız yerinden yurdundan uzaklaşarak Avrupa’lara ve Türkiyemizin farklı şehirlerine istemeyerek göç etmek zorunda kalmışlardır.
 
Kabul edilmesi mümkün olmayan baskılara maruz kalan Tuncelililer adım adım mevcut hükümetlere soğuk bakmaya ve kuşkuyla yaklaşmaya başlamışlardır. 1937/38 yıllarında devletin güç kullanmada aşırıya kaçması, bir avuç suçlunun dışında yoksul halka şiddeti yönlendirmesi Tunceli halkının dimağlarında derin izler bırakmıştır.
 
Tunceli’nin ağırlıklı olarak Alevi olması ABD işbirlikçisi hükümetler tarafından sürekli suiistimal edilmiştir. Sunni/Alevi çatışmasını kışkırtanların gözü hep Tunceli halkının üzerinde olmuştur. Sola ve sosyalizme yakın durmaları ve ilerici hareketleri desteklemeleri nedeniyle gerici hükümetlerin şimşeklerini üzerlerine çekmiştir. 1980 öncesi Tunceli sosyalizmle özdeş hale gelmişti. İşte bu durumda pek çok çevre tarafından hedef olmalarını getirmiştir. Adı güzel Tunceli 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinden en çok etkilenen ve baskı gören ilimizdir.
 
Tunceli adı  çağdaşlaşma, ilericilik ve aydın olma vasfıyla özdeşleşmiştir. O nedenle Tunceli adında ısrar etmek en doğrusudur.
 
Günümüzde dahi Tunceliliyim dediğinizde ilerici fikirleriyle yoğrulmuş insan akla gelir. Hatta bu nedenle baskı görmüş olanlar rahatlıkla Tunceliliyim diyememektedirler.
 
Tunceli, coğrafi yapısıyla, insan malzemesiyle, tarihiyle Anadolumuzun köşe taşlarından biridir ve öylede kalacaktır. İlericilik/solculuk adına Tunceli adlandırması yerine Dersim’i önerenler bir kez daha düşünmelidir; önermeleri kimlere yaramakta ve Tunceli adından en çok kimler ürkmektedir?
 
Tunceli’de tabii ki yalnızca Aleviler yaşamıyor, başta Pertek ilçesi olmak üzere pek çok yerinde Alevi ve Sunni vatandaşlarımız yüzyıllardır barış içinde bir arada yaşamışlardır/yaşamaktadırlar. Bu Türkiyemiz için örnek alınması gereken bir olgudur.
 
Peki, adı neredeyse sosyalizmle birleşmiş adı gerçekten çok güzel olan Tunceli mi ya da Nuri Dersimi’nin değimiyle ‘’Kürt Derebeylik bağımsızlığı’’ ile anılan anlayış mı  tercih edilmelidir?
Gelinen aşama.
 
Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başını çektiği Batılı emperyalist kamp tüm gücüyle ezilen uluslara abanmaktadır. Devletsiz milletler topluluğu yaratmaya çalışmaları çıkarları gereğidir. Ulus/devletleri paramparça ederek devletçikler haline getirmek esas amaçlarıdır. Emperyalizmin böl ve yönet politikalarının ayyuka çıktığı günümüzde bir direnç merkezi yaratmak hayati önemdedir.
 
Her yeri Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya haline getirmek istiyorlar. Buna ancak birlik zemini korunarak yanıt verilebilir. Birleşik toplumları (millet) ayrıştırma projelerinin başında  CİA İstasyon Şefleri Graham Fullerler, Alman Şarkiyat Enstitüsü Direktörlerinden Prof. Udo Steinbach’lar ile AB Temsilcisi Karen Foog’lar bulunur.
 
Türkiyemiz büyük badireler atlatmıştır. Ama hala önünde bir yığın sorun bulunmaktadır. Bunların başında da ‘’Kürt sorunu’’ gelmektedir. İşte bu soruna  Dersim tartışmaları zoraki monte edilmektedir. Dersim tartışmaları Tuncelili vatandaşlarımızın bir talebi olmaktan öte Amerikancıların ve bilumum AB’cilerin bir dayatmasıdır ve suni gündemdir.
 
Son tahlilde Türkiyemize dayatılan ‘’Bölgesel Özerklik’’ projesinin bir parçası olarak piyasaya sürülen “Dersim tartışmaları” oyununa gelmemek gerekiyor.
 
Bu arada, Türk Solu adlı dergi ve onun yakinen tanıdığım yöneticilerinin provokatif ve halk düşmanı yazıları karşısında da herkesi uyarmayı ve oyuna gelmemeyi altını çizerek belirtiyoruz.
 
Emperyalizmle kol kola!
 
 ‘’Dersim Jenosidi’’ suçlamalarıyla ortaya çıkanlar son tahlilde ABD/AB emperyalistlerin yedeğine düşmekten kurtulamazlar.
 
35 yıl Avrupa’da kaldım ve orada Türk toplumuna karşı yapılanları gözlemledim. Akıl almaz olarak gördüğüm bazı girişimlerin gerçek haline gelmesini hayretle izliyorum.
 
Örneğin, Alman derin devletinin desteğiyle  ‘’Dersim Komünist Kurtuluş Hareketi’’ adında saçma sapan örgütlenmeler ortaya çıkmıştı. Onların ‘’programlarında’’ Dersim üzerine yazılanlar bugün neredeyse aynen AKP/CHP’de dahil geniş çevrelerce kabul görmektedir. Dersim’in bağımsız bir devlet olması gerektiğini programlarına koyan bu grup harita bile yayınlamıştı.
‘’Dersim Soykırımı’’ teması üzerine inşa ettikleri örgütlenmeleri daha sonra Dersim Dayanışma Dernekleri içinde yer alarak bu görüşlerini orada sürdürdüler.
 
Avrupa’da kurulan ve Avrupa Parlamentosu tarafından muhatap kabul edilen ‘’Dersim Dayanışma Dernekleri’’ ortaya attıkları taleplerinin başında ‘’Dersim Jenosidi’nin’’ kabul edilmesi geliyor.
 
Tüm bunlar Almanya gibi devlet geleneği çok eski olan bir ülkede rahatlıkla olabilmektedir. Bunun yanı sıra Almanya’da faaliyet sürdüren Pontus dernekleri
ve diğerleri aldıkları yüksek meblağlar karşılığında Türkiye karşıtı etkinliklere devam etmektedirler. Almanya/Fransa eksenli ülkelerde son yıllarda pıtırak gibi farklı etnik ve dini yapılanmaların dernekleri  ortaya çıktı ve tümü Türkiye düşmanlığında PKK ile işbirliği içindedirler.
 
Fethullahçılık!

Tunceli’ye taşıyamayacağı yükleri bindirmenin ne gereği var. Şu an Dersim tartışması yapmanın kime ne faydası var. Bu kimin veya kimlerin esas talebidir.
Etnik ve dini duyguların okşanmasında esas parsayı hiç kuşkunuz olmasın ABD/AB emperyalistleri toplayacaktır.
 
Şu an itibariyle Tuncelililerin sorunlarını dile getirmek yerine suni gündemlerin yaratılması planlı bir projenin parçasıdır. Yoksulluk, işsizlik, terör, uyuşturucu kullanımı ve daha da önemlisi Fethullahçıların örgütlenmesi.
 
Fethullahçılar AKP/ABD’nin desteğiyle Tunceli’de Özel Munzur Koleji açmışlardı. Şimdi ise Anaokulları  ve yurtlar açarak kurumlaşıyorlar.
 
Şimdi hepinizi her şeyi bir yana bırakarak düşünmeye davet ediyorum; Aleviler ve Fethullahçılar nasıl yan yana gelebilir? Ak ile kara gibi birbirine tamamen zıt bu kesimleri bir araya getirmenin anlamı nedir? Fethullahçılar Tunceli’de kurumlaşıyor ama bu konuda söz söyleyen yok. Sizler bunu anlamlı bulmuyor musunuz?
 
Açıp bakınız Kürtçü yayınlara Fethullahçılar üzerine tek bir eleştiri yazısı bulamazsınız. Ama Dersim ‘’Jenosidi’’  ve Kürtçülük üzerine mütemadiyen yerli yersiz yazılar yayınlanır.
 
Sonuç
 
Tunceli’de 1937/38 yıllarında yaşanan acılar yüreğimizi yakıyor.
 
1921 Koçgiri isyanının yönlendiricilerinden ve Dersim İsyanının örgütleyicilerinden Nuri Dersimi ‘’Hatırat’’ kitabında şöyle der, ‘’ Mustafa Kemal Türkiye’si zamanlarında kelimenin tam manasıyla Dersimliler’e hiçbir suretle Türk Kuvvetleri ve umuru idaresi nüfuz edememişti. Ve Dersim tam manasıyla Kürt derebeylik bağımsızlığını 1938 senesine kadar muhafaza edebilmişti.
 
Yukarıdaki alıntıladığımız paragraf Dersim gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Türkiye’sinin hangi zorluklarla Cumhuriyeti kurduklarının bariz bir örneğini oluşturuyor.
 
Dersim hareketine girişen hükümet, halkın gereksinmelerinden önce çok daha acil olan ve çözümlenmesi mecburiyet haline gelen genç Cumhuriyetin Dersim’e sahip olmasını amaçlamıştır.
 
Medeniyetin nimetlerinin tüm toplum tarafından paylaşılması ve yerleşmesi için gerektiğinde zora başvurulması tarihte sıkça rastlanan bir olgudur. Fransız devriminden Amerikan devrimine, Çin devriminden Nikaragua devrimine kadar tüm ilerici/dönüştürücü hareketler yeni bir dünya kurarken zora başvurmuşlardır.
 
Şu bilinçlere kazınmalıdır; Hiçbir devlet, kendi yurttaşlarının otoritesine tabi olacağı başka bir ‘’Meclis’’, başka bir ‘’Otorite’’ ve başka bir ‘’Silahlı Kuvvetin’’ varlığına, savaş meydanlarında yenilmedikçe müsaade etmez.
 
 
 Yararlanılan kaynaklar:
-------------------------------
1.     Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları 2. Kaynak Yayınları.
2.     Dersim. Kaynak yay.
3.     Teori Dergisi.
4.     Aydınlık Gazetesi.
5.     Kürt Sorununda Türkiye’nin Çözümü. M. Bedri Gültekin.
6.     Kürdistan Tarihinde Dersim . Nuri Dersimi. Komkar yay.
7.     Kürtler, İsyan-Tenkil  1-2. Alan yay.
8.     Hatıratım. Nuri Dersimi. Komkar yay.
9.     Hürriyet Gazetesi.
10. Abdullah Öcalan’ı Sorguladım. H. Atilla Uğur. Kaynak yay.
11.  Tunceli’de Sunni Olmak. Ahmet Kerim Gültekin. Berfin yay.
12. Zaman Gazetesi.
13.  Alman Aleviliği. Murat İnce
14. Kurdistan Post
15. Nasname
16.  Derebeyi Ve Dersim. Naşit Hakkı Uluğ. Kaynak yay.
17. Tunceli Medeniyete Açılıyor. Naşit Hakkı Uluğ. Kaynak yay.
18.  Herkesin Bildiği Sır: Dersim. Sosyolog. Şükrü Aslan
19.  Türk Solu Dergisi.
20. Şark Raporu. Celal Bayar. Kaynak yay.

6 Aralık 2011  22:22:16 - Okuma: (988)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik