Yazı

A2 Motosiklet Ehliyeti
A2 Motosiklet Ehliyeti 

Asil S. Tunçer

11 FOTOĞRAF

Ne zamandır motor ehliyeti almayı planlıyorum. Genelde motosiklet sürmediğim halde işim gereği onu da almak, bulundurmak elzem oldu. Bilhassa genç gruplarda, Anadolu turlarında örneğin iki haftalık bir tur programında ekseriyetle bir-iki gün motosiklet, at safari, dalma ve paraşütle atlama gibi dinlen-eğlen günlerde ihtiyaç oluyor.
 
Tahmin edeceğiniz gibi ilk defa ehliyet almıyorum. 1985 yılında İzmir-Narlıdere’de Trafik’ten B almıştım. 1999’da kurstan E aldım. Eskiden hangi pistte ehliyet aldığın söylenirdi, şimdilerde kurs dahi söylenmiyor; aldın mı aldın, o söyleniyor. Şimdi ise basitinden grupla motosiklet kiralamak ve motosikletle rehberlik yapabilmek için bu azım oldu… Önceki bir turumda başıma geldi, az daha ceza yiyordum. Motor kiralama şeklinde bir aktivitede grup sizi de başında görmek istiyor çünkü nereye gideceği, hangi yolu izleyeceği daha doğrusu nerden giderse ve nerden dönerse neleri göreceğini vs hususunda emin olmak, rehberiyle birlikte hareket etmek istiyor.
 
Zaman sorunu ve istenen tarihlerde sınav yerinde hazır bulunma zorluğunun ötesinde asıl sorun başvuru anında ve sonrasında adaydan istenen evraklar, şartlar: Savcılıktan temiz kâğıdı, 11 fotoğraf… Ben hâlihazırda E ehliyete sahip olduğum halde bu ehliyet için de Sağlık Raporu, ayrıca Öğrenim Belgesi, Nüfus Cüzdanı, İkametgâh İlmühaberi, Ehliyet Fotokopisi ve ayrıca para… Peki, bu fotoğraflar nereye yapışıyor? 11 Fotoğraf Niçin Gerekli, işte yanıtı:
1 Adet          Müracaat Formu
2 Adet          K Belgesi (Ehliyet alıncaya kadar kullanılacak geçici belge)
2 Adet          Sağlık Raporu (Kurs ve Trafik için)
1 Adet          A2 sertifikası
5 Adet          Trafik Şubesi
 
Sırf bir gün boyunca evrak topladım. Savcılık temiz kâğıdı için sıraya gir. Üç kollu kuyruk, nüfus fotokopisinin arkasını form olarak doldur, kırk beş dakika ayakta dikil ve parayı öde, belgeyi al; Sonra lise diplomam olmadığından (yani okullarda tutuluyor ya) üniversite diplomamın çerçevesinden çıkar ve fotokopiciye git, çektir sonra çerçeveciye uğra yeniden çerçevelettir; muhtara git ve ikamet al; sağlık ocağından sıraya gir, öğle oldu bir buçuk saat bekle ve sağlık raporu al (ben şanslıydım bazen MR ve Efor bile istenebiliyormuş); fotoğrafçıya git şipşak yarım saat 12 adet vesikalık, sonra git kayıt ehliyet alacağın kursa kaydol; Toplam 500 TL.
 
Daha teorik sınav ve direksiyon sınavı yok, ehliyet o zaten yok. Bunun için üç ay lazım. Neden? Bunu bilmiyorum, öyleymiş. Sadece bekliyorsun yoksa başka yaptığın bir şey yok. Herhalde kolay alınıyor denmesin diye; üç ay kurs görüyormuş, eğitim alıyormuş gibi başvuru tarihiyle ehliyeti cebine koyduğun tarih en az üç ay olsun diye… Ne bileyim vardır bir uydurması. 
 
Sonra dedim uçak ehliyeti alsam ne yapacaktım, diye espri yapmıştım kurs sahibinin hemşerim olduğunu öğrenip beraber çay içerken… Daha sonra merak ettim araştırdım o daha da feci. Yani memlekette bir şey almaya, edinmeye kalktın mı işi gücü bırakıyor önce evrak temini için koşturuyorsun sonra da paraları hazır ediyorsun. Şimdi kendi kendime soruyorum? Eğer ben işsiz bir genç olsaydım; pizzacıda işe başlamak isteseydim; pizza yapmayı bilmiyorsam (ya servis ya da kasada olacaktım), diyelim ki evlere servis için eleman lazım o zaman motosiklete biniyor olmam istenecekti ve tabi ki motosiklet ehliyeti… 
 
Bu durumda bir kursa başvuracak, bu belgeleri toplayacak, 500 TL’yi ödeyecek ve üç ay bekleyecek, ehliyeti alacaktım. Doğal olarak işe başkasını alacaklardı. Pizzacıya girmeyi geçtim. Ne iş yaparsan yap mutlaka B ehliyet soracaklar. Bunun için şartlar daha da ağır. O zaman madem öyle, nasıl bilgisayar bilmeyen iş bulamıyor ve okullarda bunun dersi var o zaman benim oğlana neden okulda ehliyet dersi verilmiyor ve çocuk ilköğretimden mezun olduktan sonra lise dersleri içinde bunu alsın, mezun olacağı yıl da direksiyondan sınavla ehliyetini alsın. Aynen l,se diplomasını alır gibi… 18 yaşını doldurduğu gün ehliyetini cebine koysun.
 
Amaç çocuklarımızı hayata hazırlamak değil mi? Onlara bilgisayardan direksiyona, muhasebeden hukuki mevzuata her şeyi öğretelim. Yüzmeyi de, izciliği de… İlk yardımı da, yakın dövüşü de… Artık tinerciden teröriste, yangından sel baskınına her türlü şart ve ortam hayatımızın bir parçası ve yaşamın içinde var. Savcılık temiz raporu da çok ilginç. Sanki milletvekili seçiliyorum da savcılık temiz kâğıdı isteniyor motor ehliyeti için.
 
Peki, pizzacıda çalışırken tatile çıktım, bir barda eğlenirken kavgaya karıştım ve savcılığa kaydım düştü. Ne olacak? Ehliyetim iptal mi olacak? Ya da işyerimi kapattım, iflas ettim, savcılıkta kaydım var, sağlığımda bozuk ama iş bulup çalışmam lazım. Dediler; turizmde çalış, şoförlük yap. Ehliyet almam için hem savcılıkça temiz hem de sağlıkça temiz olmam lazım. İlkokuldan da terk isem yandım demektir. Ehliyeti unut. Ehliyetin olmazsa ancak hiçbir iş yapamazsın. Pardon bazı işler hariç… Burada bir başka çelişki daha var. Eğer ben sağlığımı kaybedersem hâlihazırdaki ehliyetlerime el mi konulacak peki.
 
Öte yandan yaşta alt sınır koyduğunuz gibi ehliyet almaya neden üst sınır da koymazsınız? Geçen gün Girne Bulvarı’nda yaşlı bir kadın gencecik bir kızcağızı ezdi. Öteki gün de çok yaşlı bir amca araba kullanıyordu ve o kadar tehlikeli araba kullanıyordu ki adeta kullandığı otomobil kendi cenaze arabasıydı… Ne sinyal var, ne aynaya bakmak var ne de aniden çıktığı caddeyi kontrol etmek… Bizim yazlıkta komşum Mehmet Amca yaşlı olduğundan ailesi araba kullanmasına izin vermiyor çünkü aile bilinçli; peki, kaç aile ya da kaç kişi bu bilinçte? Ehliyet yaşı neden 18-68 değil. 80 yaşında bir kişiden olsa olsa torunu için bebek arabası sürücüsü olur. Neden şoförün emekliliği yok?
 
Ayrıca sürücü kurslarından ehliyet almakla kaç sürücü gerçekten sürücü oluyor. Hanımlar kusura bakmasın; topuklu ayakkabılarla, dikiz aynasında makyaj yaparak araba kullanmak sürücü olmak ise ben sürücü değilim. Beyler de aynı. Maç dönüşü, bar dönüşü arabanın içinde bira şişeleri, alkol en üst limitte…
 
Yanımda eşim birlikte, ateşi aşırı yükselen oğlumuzu Karşıyaka Devlet Hastanesi’ne götürüyoruz. Süslü püslü bir abla sol şeridi 40’la işgal ediyor, dikiz aynasında dudaklarını boyuyordu çünkü. Kulağına da müzik dinlemek için kulaklıklarını takmış; ne korna duyuyor ne de selektör görüyor. Çocuk havale geçiyordu nerdeyse…
 
Kuşadası’ndan turdan döndük; acentenin servis minibüsü bizi Lozan Meydanı’nda bıraktı. Karşıyaka-Girne’ye giren otobüs 361’i beklemek ölüm, beklesen binmek iki ölüm. Rehber ablalarımızdan biri beni Lozan’a park ettiği aracıyla Karşıyaka’ya bırakabileceğini söyledi. Çok sevindim. Park yerine geldik bir baktım araçta sağ ayna yok. “Abla, senin aynayı biri kopartmış, istersen trafiği arayalım” dedim. O da “yok o bir senedir öyle nasıl olsa kullanmıyorum, taktırmadım” dedi. Kulaklarıma inanamadım. Düşünün! Sağ aynayı bir yıldır kullanmayan bir abla, üstelik bu kişi rehber. Bilinçlisi böyle ya cahili!?
 
Yolda cepten mesaj yazan kaptanları mı yazayım, sinyal koluna hiç dokunmamış usta (sözde) sürücüleri mi? Sol şeridi kendi öz malı sayan bencilleri mi sayayım. Geçen gün bir tur için firmanın arabasıyla Özdere’deki otele grubu alıp Efes turu yapmak için gidiyoruz. Arabada toplam dört rehberiz. Acelemiz var; bir ara sol şeritteyiz. Önümüzde 60’la giden ve kendi de 60’ında direksiyona ahtapot gibi sarılmış bir sürücü. Acemi olduğu her halinden belli. En iyisi sağdan gitmek çünkü herkes sol şeritte.
 
Karşıyaka-Atatürk Bulvarı’nda Park Polikliniği, önünde araç kaynıyor. Anayol kenarında üç sıra araç. Üçüncüdekiler dörtlüleri yakmış. Az ilerde polis ama onların başka bir işi var herhalde. Park yapılmaz levhasına rağmen park yapan, ambulansa yol vermeyen, yol kenarına üçüncü sıra araç park edip yolu kapatanlar bu ülkede ehliyet almadılar mı? O zaman bu zombilere kim ehliyet verdi?
 
En trajik olanı da hala alkol alıp araç kullanan beyinsel ve zihinsel özürlüler? İstanbul Boğazı Sahil Yolu’nda bütün gece alkol alıp eğlenip araçlarıyla eve dönenleri görmüyor musunuz? Uçhisar’dan veya Avanos’tan Ürgüp’e gelen araçları gece 22.00 ve 23.00’den sonra durdurun yarısı alkollü. Bodrum, yarısından fazlası öyle...
 
Trafik polisleri, sadece yollarda tuzak kurar gibi radar koyup hız denetliyor, para topluyor. Gerisi para getirmediği için herhalde ya da daha zor iş olduğundan denetlenmiyor. Sinyal verdi mi? Yanlış şeritte gidiyor mu? Bergama’ya giderken Menemen-Aliağa yolunda sol şeritte kapışan kamyonlara bir bakın… Bir işe önem vermek sadece bürokrasiyi hortlatmak olmamalı. Asıl amaç eğitimi, öğretimi ve bilinçlenmeyi geliştirmek olmalı ve de denetleme mekanizmasını geliştirmeli. Yoksa daha çok trafik canavarı ve bu canavarları doyuracak yem yetiştiririz.
 
Motosiklet ehliyeti almak için 11 fotoğraf isteyen Osmanlı bürokrasisi, bu kadar fotoğrafı nereye yapıştırıyorsunuz? Niye onca gereksiz işlem? İşte canavar bu zihniyette gizli. Devletçe, milletçe canavarı hep birlikte yaratıyor, yaşatıyoruz.
 
Kısacası canavar da biziz yem de…
 
 


28 Kasım 2011  00:46:09 - Okuma: (608)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik