Yazı

Türk ve Kürt Halkları
Türk ve Kürt Halkları 

Hüseyin Gül

Lenin’in bir sözü var; “ Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı “ Bu görüşün doğruluğu açısından bir diyeceğimiz yok. Ancak, halkların, tarihsel süreç içinde, hiçbir zaman kendi kaderlerini tayin etme haklarını kullanamadıkları, yaşamın acı bir gerçeği olarak bilinmektedir.

                Din ve dil birliği içinde, aynı gelenek ve adetleriyle belli bir kültürü paylaşan insanların, birlikte yaşayarak kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahip olmaktan daha doğal ne olabilir ki?
                      Ulus ve halkların değil sadece, insanların da birey olarak kendi kaderlerini tayin etme hakları vardır.
                      Her türlü sahtekârlığın, kötülüğün kol gezdiği yaşamın içinde, yaşamı ayakta tutan tek gerçek, emeğin üretimden gelen gücüdür. Ne yazık ki kapitalist düzenin ve emperyalizmin baskıları, emekçi sınıfının üretimden gelen bu gücünü kullanarak kendi kaderini tayin etmesine fırsat vermiyor.
                     İnsanlığın tarihsel sürecine baktığımızda,  halkların “ Kendi kaderlerini tayin etme hakkı “ yaşanılamayan acı bir gerçektir. Üstelik kapitalizm, içinde bulunduğumuz çağda, bu sosyalist söylemi öyle güzel provoke edip kullanıyor ki ağaların, beylerin ve emperyalizmin çıkarları uğruna ezilen yoksul halkları, şoveniz duygularla bir birlerine kırdırabiliyor. Avrupa’nın göbeğinde, Bosna, Hersek örneğinde olduğu gibi, ulusların ya da halkların kendi kaderini tayin etmek için mi devletler bölünüp yıkıldı ve yenileri kurulup çoğaldı? Afganistan’a bakın..İşte Irak, yakılıp yıkılırken kadınlar, çocuklar ve masum insanlar nasıl öldürüldü. Oradaki ölen insanların acıları üzerine kurulan ve kurulacak devletlerin başında kimler var? Emperyalizmin iş birlikçi aşiret ağaları, beyleri değil mi?
                    Asıl olan, yoksul ve ezilen halk, kendi sınıfsal mücadelesini yapmalıdır. Aksi halde, yoksul insanlarımızın emeğini, emperyalizmin tezgahında pazarlayanlar, devlet kurmak adına ve çıkarları doğrultusunda, halkları biri birine kırdırılmaktan kaçınmayacaklardır. 
                    Kürt kardeşlerimize, meydanlarda malum renklerle dalgalanan bayraklarıyla, Öcalan posterleri ve Türkiye’den bölünmüş Kürt Devletini gösteren haritalarıyla pankart açtırıp, halkların kardeşliğini düşmanlığa dönüştüren ve sonra da yoksul insanları bir birine kırdırıp, kanları üzerine devlet kurmak isteyenler kimler? Emperyalizm ve işbirlikçileri değil mi?
                     Türk ve Kürt Halklarının uzun yıllar toplumsal ve sosyal birliktelikleri nedeniyle o kadar iç içe geçmişler, din, dil, gelenek ve adetleriyle o kadar bütünleşmişler ki onların bir birlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Öyle olmasaydı, Ülkemizin bölünmesi işten bile değildi. Emperyalist güçler ve işbirlikçilerinin bunu denemiş olmaları bile on birlerce ölüme neden olmuş ve olmaktadır. Aynı bölücü zihniyette ısrar edilmesi halinde, daha yüz binlerce masum insanların ölümü, daha da çok açlık ve yoksulluk gelecek ve bu halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı olacak. Neden? Emperyalist güçler öyle istiyor diye. 
                     Ulus; aynı dil, din ve ırktan gelen, aynı kültür ve gelenekte yaşayan örgütlü bir toplumdur. Ancak, ulaşım ve iletişimin hızla gelişmesi Dünya’yı küçültürken, insanlar daha kolay ve nitelikli yaşayabilmek için ikinci, üçüncü bir dil öğrenmenin gereğine inanıyorlar. Dinsel inançları ne olursa olsun bir birine saygıdan ve halkların kardeşliğinden bahsedilebiliyor ve yaşamı ellerinden geldiğince paylaşmaya çalışıyorlar. Ve toplum, değişen bu anlayışlara bağlı olarak ulus kavramını da değişecektir.
                    Halkların mücadelesi elbette sınıf temelinde olmalı ve emeğin gücüne dayanmalıdır. Bu anlayışla yaşam, eylem içinde üretilmelidir. İnsanların yoksulluğu ve kanları üzerine devlet inşa etmenin, emperyalizmin bir oyunu olduğu bilinmelidir.
                    Emperyalizm, kendi çıkarları doğrultusunda, terör ve savaşla birlikte her yolu geçerli sayar.
                    Az gelişmiş ülkelerde, etnik gurupları kışkırtarak kargaşa yaratmak, emekçilerin sınıfsal mücadelesini önlemenin başka bir yoludur.
                    Halkların kardeşliği diyor ve bunu istiyorsak eğer bu oyun görülmeli ve en kısa zamanda bir yolu bulunup bozulmalıdır.
                    Van depremi, acılarımızla birlikte bize Türk ve Kürt kardeşliğinin nasıl bir gerçek olduğunu merkezi ve yerel yönetimler dışında halkımız örnek bir davranışla bunu göstermiş ve kardeşliğini kanıtlamıştır. Siyaset çeteleri bu kardeşliğin arasından çekilmelidirler. Halkımızın, Van Depremzedelerine gösterdiği insani dayanışma, kör gözlere ve gaflet içinde olanlara ibret olmalıdır.

                     Son Dakika: Bu yazı bittiğinde, ne yazık ki Van Depreminin, Cumhuriyet Törenlerinin iptal edilmesi için gerekçe gösterilmesini öğrendiğimde gerçekten şaşırdım.
                     Bu nasıl bir siyaset kurumu ve gözü karalıktır ki niyetini açıkça tezgahlayıp pazarlayabiliyordu. Çıkarcı Kürt politikalarına, şeriata göz kırpıyor ve Cumhuriyet Aydınlarına da gözdağı veriyordu.
                     İnönü’nün sözünü hatırlayalım; En az onlar kadar cesur olmamız gerekmiyor mu? 
                   
Hüseyin Gül


29 Ekim 2011  01:49:09 - Okuma: (424)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik