Yazı

33 Şehit… 24 Şehit
33 Şehit… 24 Şehit 

Asil S. Tunçer

1993’te 33 şehit vermiştik Bingöl’de. Günlerce uyuyamamıştım.

Tamamen tedbirsizlik ve ihmal sonucu kaybettiğimiz 33 terhis olmuş askerimiz. Şehit mi verdik desek yoksa TSK göz göre göre 33 askerimizi ateşe attı mı desek… Hiçbir önlem alınmadan sevkiyat halindeki askerlerimizi, yol kesen PKK’nın hepsini araçlardan indirip kurşuna dizmesi… Hala bu olayı ve ihmalin nedeni, faillerini konuşurken şehit vermeye devam ediyoruz.
 
Son 3 yılda verilen şehit sayısı tavan yapıyor. 2011 oldu. PKK can almaya devam ediyor. Türkiye bir kez daha irkiliyor. Bu sefer 24 şehit. Bugüne kadar 150’i aşkın şehit verdik. Bu rakamlara sivil kayıplarımız dâhil değil. AKP iktidarının “demokratik açılım” adını verdiği başka deyişle “Kürt açılımı” daha doğrusu bölücü terör örgütü PKK’ya Batı’nın baktığı cepheden bakma ve gördüğü açıyla görme politikası bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde terörist gruba büyük cesaret verdi. Öldürülen terörist sayısı da hemen hemen aynı sayıda. Böyle giderse terör örgütünün tüm militanlarını yok etmek için yaklaşık tahmini terörist sayısı olan 3.000 şehit vermemiz gerekiyor. Potansiyel terörist olmaya hazır beyni yıkanmış diğer hainlerle beraber belki bu sayı 5.000.
 
Verilen şehit sayısı ve şehirlere göre dağılımı şöyle: TSK, emniyet mensubu ve korucu olmak üzere 298 evladını şehit veren Şırnak’ı, 281 şehitle İstanbul, 261 şehitle Hakkâri, 259 şehitle Ankara ve 232 şehitle Diyarbakır izliyor. Şehit asker sayısında 204 şehidiyle Ankara ilk sırada bulunurken, terör nedeniyle en çok şehit polis veren il İstanbul, en çok köy korucusu şehit veren il ise toplam şehit sayısında olduğu gibi yine Şırnak.
 
Burada olayların en çok cereyan ettiği iller olması açısından Hakkâri ve Şırnak’ın başı çekmesi doğal gibi görünüyor. Yalnız burada farklı bir saptama yapmamız gerekiyor. Bu da şuan gerek hükümet ve gerekse muhalefetin gözünden kaçırdığı bir hususta gizli. Daha doğrusu hem meclise gönderdiğimiz milletvekillerinin çoğunluğunun hem de bürokratlarının işbaşında olanlarının bu bilgiden mahrum olmaları veya olayları değerlendirme yetilerinden uzak olmalarından kaynaklanıyor.
 
Tün Doğu ve Güneydoğu’yu (Hakkâri ve Şırnak hariç) neredeyse karış karış gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Hem de çok açık ve net. ‘PKK terörü’nü “Kürt Sorunu” yapanlar bu memlekete hem çok yabancılar hem de Batı’nın ağzıyla konuşuyorlar. Onlar ülkeyi Batı’nın gözüyle bakan sözde entel ama bana göre zır cahil danteller. Bu insanlar maalesef bugün işbaşında ve bu meseleyi çözmek için her gün ayrı nutuklar çekiyorlar, beyanatlar veriyorlar. Bu mantık ve yaklaşımla bu meseleyi çözemezsiniz.
 
Türkiye’nin bugün bana göre en büyük meselesi olan güvenlik meselesini ya da başka bir deyişle ve daha kestirmeden bir ifadeyle terör meselesini eğer geniş bir çerçeve içinde ve bir bütün olarak ele almasanız yani Ermeni Meselesi, Doğu Meselesi (Avrupa’nın adlandırmasıyla), Kıbrıs Sorunu ve diğer tüm T.C.’yi tehdit eden tüm unsurları bir arada değerlendirmezseniz karşınıza çıkmaz sokak gibi, çözümsüz ve aynı zamanda meseleyi başka zeminlere kaydırmaya müsait ve hata yapmaya açık başka meseleler çıkar.
 
Bu yüzden PKK’yı ASALA, (sözde) Kürt Meselesi’ni de Ermeni Meselesi ile birlikte ele almanız gerekir. Mesele sırf bununla da sınırlı değildir ama biz en azından yazımızın günceye odaklandığı kısmıyla bu şekilde değerlendirerek çok farklı bir bakış sunmak istiyoruz. Hatırlarsak terör örgütü, 2002 yılında kendisini feshetme kararı almıştı. Bunda terörist elebaşının yakalanıp 1999’da İmralı’ya hapsedilmesinde etkisi var mıydı? Bilindiği üzere APO, ABD tarafından Türkiye'ye, Ortadoğu Bölgesi'ndeki yeni planları için teslim edilmiş ama idam edilmemesi garanti edilerek bu sağlanmıştı.
 
Bu teslim edilişi yahut alınışı, o dönemin Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel daha sonraları “Öcalan'ı bize Amerikalılar teslim etti” diyerek, Başbakan Bülent Ecevit de “Öcalan'ı bize niçin teslim ettiler, hala anlamış değilim” demişti.
 
Yıllardır verdiğim tüm “Ermeni Sorunu” konferanslarında aynı şeyi tekrarlıyorum: ASALA’nın yerini PKK almıştır. Amaç aynıdır. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda bir Batı endeksli uydu bir devlet yaratmak ve bölgedeki tüm (etnik –Batı’nın ağzıyla) kalıntılarla bir (sözde) devlet kurmak veya en azından federatif yapılaşma oluşturmak; ileride bunu devletleştirmek. Kısacası Türkiye’yi parçalamak. AB’ye alınmama nedenlerimizden biri de bu. Bu halimizle girmemiz imkânsız çünkü adamların kafalarında Sevr var, Lozan yok. Ajandalarında bizim kültürel zenginliğimiz ve hep bir milletiz diye tekrarladığımız şeyin onların lügatinde etnisite ve bunlara yapılacak açılım; anadilde eğitim vs gibi masumane görünümlü isteklerinin yerine getirilmesi önceliği var. Sonra da federatif yapılanma ile başlayacak bölünmeye adım adam yaklaşma ve yavaş yavaş yedirme politikası devreye girecek.
 
Şimdi bunu daha iyi anlamak için yaklaşık 90-100 yıl öncesine dönelim. 1918’de Bogos Nubar Paşa, Fransa’ya Osmanlı Devleti’nde 650.000 Ermeni’nin yaşadığını bildiriyor ve yardım istiyor. Bugün ise Türklerin 1,5 Milyon Ermeni’yi soykırıma uğrattığı iddia ediliyor. Bu insanlar bir günde nasıl yaklaşık 2,5’a katlandı? Ülkede kalanlar ve tehcirden geri dönenler nerde? Biliyoruz ki birçok Ermeni dönüşte herhangi bir intikam kurşununa kurban gitmemek için Kürt kimliğine sığındı ve kayıtlara öyle geçti.
 
Bugün dağa çıkanları Kürt değil Kürt kılıklı Ermeni veya daha doğrusu bir zamanların Zeytun’da ayaklanıp çoğunluğu Kürt kökenli vatandaşlarımızı katleden ve Sasun’da, Musa Dağı’nda ayaklanan o zamanki Ermeni teröristlerinin bugünkü torunları olduklarını artık anlayalım. Yoksa gerçek bir Kürt vatandaşımızın vatana ihanet edeceği, PKK olup dağa çıkacağını (istisnalar hariç) akla getirmekten çok, bir zamanlar bu memlekete kan kusturmuş gerek Rum, gerek Ermeni çetelerinin torunlarının veya uzaktan yakından o kanı taşıyan torunları, uzantıları olduğunu fark edelim. PKK içinde neden Suriyeliler var? Tehcir hangi bölgeye yapılmıştı? Bunlara anlatmaktan dilimde tüy bitti. Saddam’ın politikaları şuan Batı’nın bölgedeki izlediği politikalardan çok daha bizim için iyiydi. O zamanın siyasileri A.B.D.’nin diplomasiyle hareket etti ve Güneydoğu’sunu tehlikeye attı. Kocaeli’de deprem konutları yaptıran bir komşunu arkadan vurmak, Kıbrıs çıkartmasında sana benzin veren adama Batı’nın sopasıyla vurmak neyine? Bu ne gaflettir?  
 
Konumuza dönelim. Ermeni meselesini bilmezsek, PKK belasıyla (sözde) Kürt meselesini birbirine karıştırırsak telafisi mümkün olmayan hatalar yaparız. Tarihimizi bilmez, bilhassa son yüzyıldır cereyan eden olayları anlamaz ve idrak edemezsek yanlışlara sebebiyet veririz. Saçma sapan politikalarla ülkeyi bölünmeye doğru iteriz. O yıllarda devlete, millete kurşun sıkanlar gemilerle Fransa, İngiltere ve A.B.D.’ye kaçtılar. Marsilya, Liverpool ve Fresno ve N.Y. bu Türk düşmanı Ermeni teröristlerinin ilk ayak bastığı limanlardı. Avrupa ve Amerika’da yaşayan onca Ermeni nerden geldi ve bugünkü diaspora dolayısıyla lobileri oluşturdular. Lakin hepsi mi? Hayır Suriye’de kalanlar ve dönüp kendilerini Kürt diye lanse edenler veya bir şekilde Türk kimliği içinde gizlenenler oldu. İşte bugün biz yaklaşık kimi tarihçiye göre 75.000 kimine göreyse 90.000 civarında potansiyel sorunlu bir nüfusla beraberiz. Bu insanların hepsi şudur, suçludur da diyemeyiz. Sayılar konunun anlaşılması için birer nitel değerlendirmedir sadece.
 
Yaşadığımız PKK terörü ve meclisteki siyasi uzantısı BDP’yi ve diğer silahlı veya siyasi yapılanmaların Türkiye’ye yarattığı baş belası sorunu bu şekilde mercek altına alıp değerlendirmezseniz şayet toplam nüfusun en fazla %1’lik dilimini ilgilendiren Batı destekli bir sorunu kolluk ve politik güçle çözüm getirmeye çalışacağınız durumdan çıkarır, PKK’dan bir suni Kürt Meselesi yaratır ve bu sefer hadiseyi yanlışlıkla nüfusun yaklaşık %10’una yayarsınız.
 
Tehcir’in 100 yıldönümü 2015. bu tarih çok dönem bizim için. Ermeniler ve destekçileri Tehcir’in miladında Türkiye’ye büyük bir gol atmaya hazırlanıyorlar ve bunun için harıl harıl hazırlanıyorlar. Batı, başından beri Misak-ı Milli’ye ve sonrasında Lozan’a yani T.C.’ye topyekûn savaş açtı. Bunu anlamak için süper zekâ olmak gerekmiyor. Son 50-60 yıldır yaşadıklarımız ve geldiğimiz noktaya bakmak yeterli. Tabi görmek lazım bir de.
 
Soykırım dünya literatürüne 1944’te girdi ama kanun geçmiş olaylara dönük işletilerek Türkiye’ye dayatma yapılıyor. Onca dünya parlamentosu yargısız infaz yaparak ülkemizi ve insanımızı (sözde) soykırımcı ilan etti. Bunlara karşı bir yaptırımımız oldu mu? 40’a yakın diplomatımızı veya görevlimizi katleden ASALA militanları FKÖ’ünün kamplarında bile eğitildi. Lübnan’da dahi soykırım anıtları dikildi.
 
Bu meseleyi çözmek için geç kalındı ama hala yapacak bir şeyler var: Önce işe APO’yu ve diğer içerde beslediğiniz teröristleri asmakla başlayın. Bir ülkenin en önemli birincil sorunu güvenliktir çünkü. Ayrıca bu sayede şehitlerimizin kanı yerde kalmaz, şehit analarının gözyaşı diner. Zira bir zaman gelecek bu ülkede askere gidecek genç kalmayacak bunu bilesiniz, nereye kadar. İkincisi AB’ye girmek sevdasından vazgeçin. Parça parça AB’nin onursuz bir kuyruk ülkesi olmaktansa kendi bölgesinde lider, tam bağımsız, onurlu bir devlet olursunuz.
 
Ermenilerin Sevr’de bizden istediği Vilayet-ti Sitti toplam 250.000 km2’dir. Bugün istenen toplam alan ise yaklaşık 300.000 km2’dir.  A.B.D.’deki Ermeni diasporası çok güçlü, hafife almayın. Orada bizim zayıf lobimizi dengeleyen Musevi lobisi var. İsrail’le eften püften bozuşmak Türkiye’yi uzun vadeli ilişkilerde zora sokar. Giderler Kıbrıs Rum kesimi gibi ihtilaf halinde olduğunuz insanlarla işbirliği yapar, “düşmanımın düşmanı dostumdur” politikası gereği, sizin başınızı ağrıtırlar.
 
Sözü uzatmadan tek kelimeyle ülke olarak çok kritik yıllardayız. Atacağımız her adım önemli. İzlenecek yanlış politikalar ülkeyi gelecekte çok zor sürece sokabilir. Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmayalım ve akıllı olalım.


25 Ekim 2011  01:17:11 - Okuma: (501)  Yazdır




İstatistik