Yazı

Kadına şiddetin iğrençliği üzerine...
Kadına şiddetin iğrençliği üzerine... 

İbrahim Becer

Türk matbuatının bir ölümcül hatası var ki iflah olacak gibi değil. Çok geniş ölçekli konular hakkında, çok büyük laflar ederek yıkılan koskoca duvara bir tuğla koymayı başarı addediyoruz.

Hoş, koyulan o tuğlanın o duvara bir fayda sağladığını da gören olmamış ya neyse. Misal, Kürt Meselesi hakkında, Din hakkında, Darbe hakkında şu gök kubbede edilmemiş bir laf kaldığını sanmıyorum. Fakat rating kaygısından mıdır, müşterinin temayülü o yönde olmasından mıdır bilinmez bazı konuları pas geçebiliyoruz.
         Haber Türk’ün sürmanşetinde bir resim vardı geçtiğimiz günlerde; yüzüstü yatan bir kadın ve sırtına saplı kocaman ekmek bıçağının olduğu bir resim. “Yanlış mı gördüm acep” diye yakından bir daha baktım ama gerçek ayan beyan ortadaydı. Bir hafta kadar polemiği sürdü bu olayın veriliş tarzının. Fatih Altaylı “görmeyenlere göstermek istedik” şeklinde özetlenecek bir açıklamayla konuyu diri tutmak istese de Üstadın deyişiyle “geçti gitti, birkaç günlük fasıldı…” Kamuoyu için.
         Ne ailemden gördüğüm ne de yakın çevremde şahit olmadığım için bana uzak bir konu olsa da bu olayın Türkiye için daha da can sıkıcı olacağı aşikâr. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” der Ulpianus. Karısının yüzüne kezzap atan bir koca, eşini sırtından hunharca bıçaklayan bir diğeri, ‘barışalım’ bahanesiyle kandırdığı eşini sokak ortasında kevgire çeviren bir başkası bu kadar rahat hareket edebiliyorsa ya kanun bunu suç olarak görmüyordur ya da yeteri kadar cezasını vermiyordur.
         Olayın sadece karı- koca meselesi olmaması da bambaşka bir bilinmeyen. Kocasından şiddet gören kadın üstüne üstlük bir de sığındığı baba evinden şiddet görerek gerisin geri gönderiliyor. Geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan bir haberse kanımı dondurdu: “Aldığı beş bin TL başlığa rıza göstermediği için bir baba hem kızını hem de damadını öldürmek isterken yakalanıyor”. Bu arada, damat da ileri derece kanser hastası olduğunu belirtelim. İki kız çocuğuna sahip bir Baba olarak düşünüyorum, tüm empati yeteneğimi kullanıyorum olmuyor, olmuyor, olmuyor…
 Anlatılanlarla örtüşmeyen verilere sahip olma konusunda hız kesmeden ilerleyen bir Toplum olduk çıktık. Özellikle yurt dışından izne gelenlerin çokça vurguladığı bir konuydu bu Aile Bağları konusu. Avrupa’nın imkânlarını bolca övdükten sonra lâfı bu konuya getirir ve uzun uzun bu sıcaklığı Alaman’da bulamadığından şekvacı olurdu bizim Gurbetçi Tayfası. Yaşadığımız bugünlerde halâ bu özlemini dillendiren Gurbetçi kaldı mı bilmiyorum ama o kadar dünyadan bihaber olanına rastlarsanız kısa bir internet sörfü tavsiyemizdir bu arkadaşlara.
         Üşenmedim, faillerin profillerini üç aşağı beş yukarı öğrenmek için bir araştırma yaptım. Genelde aynı tipler; ya bir baltaya sap olamamış ya da hiçbir baltanın kendini sap olarak tercih etmediği kompleksli, korkak, cahil insanlar sürüsü. Hani bir dörtlük vardır, bilirsiniz: “ Köroğlu der, kalman nâçar/ serçenin gönlünden şahinlik geçer/ şahini görünce kuytuya kaçar/ gider tenhalarda kahraman olur”. Açacak olursak; dörtlükte geçen ‘serçe’ öznesi, kahramanlıktan anladığı eşine şiddet uygulamak olan bu korkaklarsa, ‘tenha’ zamiri de çaresizliğinden o şiddete maruz kalan zavallı kadınlardır.
         Tatar Ramazan güçlü bir figürdür değil mi Edebiyatımızda. Zulme boyun eğmeyen, doğru bildiği yolda yalnız da olsa yürüyen, cesur, kendi doğruları olan, “volta cezanın törpüsüdür” gibi aforizmalarla seyirciyi titretip kendine getiren bir Kadir İnanır’ın oynadığı Tatar Ramazan karakteri her erkeğin hayalidir. Lâkin, küçük bir sorun vardır ki Tatar Ramazan olmak da meşakkatli bir iştir. Dışarıda kendine kurulan pusulara karşı tetikte olman yetmez, içeride de Abdurrahman Çavuş’un otoritesini sarsman, Akseli Ali’nin ayak oyunlarını boşa çıkarman gerekmektedir. Bütün bunlar yine de yetmiyor mert bir erkek için; voltaya çıkacaksın, “gel dedin işte geldim Abdurrahman Çavuş” deyip belinden Kirmastılı’nın tedariklediği bıçağı çekeceksin, Koskoca Mahpus Damını zulmüyle inim inim inletmiş Abdurrahman Çavuş’u yere sereceksin ve elinde kanlı bıçağını kendine çevrilmiş namlulara doğru çevirip “burada öldürülecek biri vardı, onu da ben öldürdüm. Benim adım Tatar Ramazan” diye posta koyacaksın.
         Zor iş değil mi? İşte bu korkakların hepsi birer Tatar olma hevesiyle yola çıkıp da korkan, tırsan ve kuytuya kaçıp karısını, kızını döverek kahraman olacağını sanan dostlarının yüz karaları, düşmanlarının maskaralarıdır.
         Olayın bir diğer tarafı olan kadınlarsa acınacak durumda. Kimsesizlik diz boyu, baba evi için bir yük adeta, parasını veren kocası için birer kum torbasından öteye gidemeyen bu biçarelerin her birinin acıklı hikayeleri var. Bu hikâyeleri okuduktan sonra onların eğitimleriyle daha bir ilgilenir oldum. İstedim ki bizler öldükten sonra da ayakları üzerinde dursunlar, ite köpeğe muhtaç olmasınlar.
         Merhum Akif’in “Ya Rab! Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı/ Mahşerde mi yoksa biçârelerin felâhı/ nur istiyoruz sen bize yangın veriyorsun/ Yandık diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun” diye başlayan bir şiiri vardır. Şiirin sonunda bunalan Şair’ in, bir de Allah’a, ‘nasıl da diyeceğimi bilmiyorum ama’ bir sitemi vardır, bilirsiniz: “ Yetmez mi müsâb olduğumuz bunca devahi/ ağzım kurusun yok musun ey adl-i İlâhi” şeklinde. Ben, kendi nefsim adına imanımı, çapımı Akif’le boy ölçüştürecek birisi olmamam hasebiyle şikâyetime muhatap olarak Devletimi esas alıyorum ve isyan ediyorum: “Dağa çıkanı indirmek için Devlet de o dağa çıkar ve onu indirir” şeklinde özetlenebilecek bir anlayışla yıllardır o dağ senin, bu dağ senin gezmek Devlet olmanın esasıysa, düzdeki bir masumeyi koruyup kollamak da bir başka esasıdır. Hele hele Akif’in şiirlerini ayrı bir iştihayla okuyan bir Başbakan’ın olduğu bir Ülkede zulmü alkışlayan, zalimi seven bu korkak, alçak, yüz karası erkekler taifesine had bildirmek, hukuk tarihinin görüp görebileceği en büyük cezalara muhatap kılmak farzdır zannımca.
         İki kız çocuğu babası bir adamın bu saatten sonra Devletinden başka ne istediği olabilir ki?


17 Ekim 2011  00:52:12 - Okuma: (654)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik