Yazı

-GÖKÇEADA 2-
-GÖKÇEADA 2- 

Ümran Songun

-GÖKÇEADA 2-

“Tohum toprak içinde gizlenince onun gizlenmesi, bahçenin yeşillenmesi ile neticelenir. Altın ve gümüş gizli olmasalardı madende nasıl musaffah olurlar. Nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi.” (Mevlana C.RUMİ)
*        *        *        *        *        *        *       
         Gökçeada‘ ya ilk gelen feribot kıyıya yaklaştığında hayal kırıklığına uğrar. Kuru, bomboş, dağlık bir arazi görür karşısında. “Ben nereye geldim?” der, bir pişmanlık yaşarsınız. Unutmayalım ki bir adanın uzun süre ayakta kalabilmesi için asıl yerleşimi, güzellikleri ve gizemi içerlerde saklamış olması gerekir.
         *        *        *        *        *        *        *       
         Aracımıza binip kalacağımız pansiyona doğru yola çıkıyoruz.
Gökçeada’ yı seviyorum. Öyle masum, sessiz ve sakin ki. Doğa henüz parsellenip yozlaştırılmamış. Keçiler, oğlaklar, tavuklar yollarda, dağlarda tek başına çobansız geziyor çünkü; onlara zarar verecek ne bir insan ne de bir hayvan var. Evlerin kapıları evde olmasan da ardına kadar açık çünkü; bir hırsızlık olayı yok. Bağlar, bahçelerin sınırları yok. Sanki her şey herkes için ekilmiş dikilmiş. Adada son derece sakin ve huzurlu bir ortam mevcut.
*        *        *        *        *        *       *        *       
         Gökçeada’ nın diğer adı: “İmroz”dur. Bu: “Çorak topraklarda bereket tanrısı” anlamına gelmektedir.
        Kalacağımız pansiyon Kaleköy’ de olduğundan oraya doğru ilerledikçe adanın güzellikleri tüm gizemi ile seriliyor gözlerimin önüne. İçim coşuyor tabiatı görüp o bol oksijeni içime çektikçe. İşte çeşmeler; istediğiniz yerde durup su içebilirsiniz, şırıl şırıl memba suyu akar hepsinden. Çünkü Gökçeada su kaynakları çokluğu bakımından dünyanın dördüncü adasıdır
         *        *        *        *        *        *        *       
        Gökçeada’ yı ayrıcalıklı kılan özelliklerinden birisi de Türkiye’ de güneşin en son battığı yer olmasıdır. Gün batımını Kaleköy’ deki kayaların üzerinden seyretmek kadar muhteşem bir şey yoktur derim hep fakat; Yıldız Koy’ daki yıldızları gece karanlıkta başınızın üzerinde hissetmek de muhteşem bir duygu. Denizi gündüz sahilde, yerle beraber, gece ise  gökyüzünde hissedersiniz. Yeşil ile mavinin birbirine en çok yakıştığı bir yerdir Gökçeada.
         *        *        *        *        *        *        *       
         Pansiyonumuz sanki pamuk prenses ve yedi cücelerin evini anımsatıyor bana. Masalımsı bir görünümü var. Odalar “V” harfi şeklinde birbirine yapışarak sıralanmış ve “V” harfinin ortası yeşillik bir alan, en geniş ucuna ise rengarenk örtüler örtülmüş masalar ve gölgelikler yerleştirilmiş. Odalar, kalacak kişilerin adedine göre büyük ya da küçük.
         *        *        *        *        *        *        *
Arabadan inerken iki küçük yeğenimin üzerime atlamasıyla kendime geliyorum. Sıkı sıkı sarılıyorlar bana. Ben küçük yeğenimle kalacağım. Yeğenim heyecanla elimden tutup odamıza götürüyor beni. Yeşillikler içinde harika bir oda: iki yatağımız, küçük bir tuvalet masamız, bir elbise dolabımız ve bir de küçük bir tuvalet ve banyomuz var odamızda. Sevinç içinde minik elbiselerini yerleştiriyor yeğenim.
*        *        *        *        *        *        *        *       
       Orada kahvaltının tadı ise bir başka güzel. Her şey taze ve orada yetişmiş. Domatesin, biberin hatta yumurtanın tadı bile bir başka. Sanki çocukluğumun hasret kaldığım damak tadı var her birinde. Bir de tatlı bir sohbet eklenince bitmek bilmiyor o leziz kahvaltı. Pansiyon da kalan diğer misafirlerde katılıyor sohbete. Masalar toplanıyor. Herkes pansiyonda çalışanlara yardım olsun diye kendisi götürüyor, tabağını, çatalını, bıçağını. İşbirliği içinde fazla sürmüyor ortamın toparlanması ve kahveler geliyor mis gibi.
         *        *        *        *        *        *        *       
Güzellikler tek başına o kadar da güzel gelmiyor belki de insana, ya da fark etmiyor insan onları tek başına olunca çoğu zaman. Paylaşınca anlamlanıyor her şey, etkisi artıyor. Hep diyorum: “Yaşamak” ya da “Kaliteli Yaşamak”. Hangisini tercih edersiniz? Eğer “Ben” yaşıyorsam ve farkındaysam sahip olduğum değerlerin, kıymetini bilmeliyim her an’ımın ve her an’ım “Kaliteli” olmalı benim çünkü; bu Benim Hayatım! Ben paylaştıklarımla ve bunu da yapmaktan mutlu olduğum insanlarla birlikte olarak değerini arttırıyorum an’larımın. Ve bence hepimiz kıymetini bilmeliyiz hayatlarımızın ve farkında olmalıyız sahip olduklarımızın.
*        *        *        *        *        *        *       
         Bu arada Tabi ki unutmuş değilim şu “onyedi” numarayı da. Gerçi on yedi numarada oturacak olan kişinin ne olduğunu, neler yaşadığını öğrenemedim ama. Yapmam gerekeni de unutmuyorum. Bilgisayarımı açıp Eceabat’ a kadar gelmiş olduğum otobüs şirketine bir e-mail yazıyorum. Şoförün küstahlığından ve yaşlı karıkocanın üzüntüsünden bahsediyorum. İki gün sonra onlardan bir cevap alıyorum. Özetle: Koltuk numarasını verdiğim o yaşlı karıkocayı arayıp özür dilediklerini ve gerekenin yapılacağını yazmışlar. Duyarlı davranışlarından dolayı teşekkür ediyorum onlara.  
         *        *        *        *        *        *        
         Her kahvaltı, sonrasında güzel bir sohbet ortamı doğursa da günlük gezilerimize başlıyoruz hemen. Her koyda denize girmek mümkün. Tertemiz berrak sularda yüzmek o kadar keyifli ki… Mayolarımız içimizde hep hazır duruyor.
         *        *        *        *        *        *       
Koca bir çınar ağacı, yolu ikiye bölmüş! Ne kadar anlamlı. Kesmemişler ağacı. Mutlu oluyorum
Bu arada tam bu noktada Atatürk’ ün Yalova köşkündeki çınar ağacı geldi aklıma. Çok önemlidir aslında. Şöyledir;
    “Yıl 1930, Yalova köşkünde bahçıvanın çınar ağacını kesmeye çalıştığını görür Atatürk. “Ne yapıyorsun ?” diye sorar bahçıvana. Bahçıvan çınar ağacının köklerinin köşke zarar verdiğini bu nedenle de onu kesmek zorunda olduğunu söyler. Atatürk kestirmez çınar ağacını ve derki: “ Gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız.” Ve İstanbul köprü altındaki tramvay raylarını Yalova’ya taşıtır Atatürk. Ve bu raylar üzerinde Kendi elinde de  kazma kürek günlerce çalışarak Yalova köşkünü tam “4 metre 8 santim” ağaçtan uzaklaştırır.“
 Devam edecek…


10 Ekim 2011  11:53:04 - Okuma: (654)  Yazdır




İstatistik