Yazı

İçimizdeki Beyinsizler ve Onların İşledikleri...
İçimizdeki Beyinsizler ve Onların İşledikleri... 

İbrahim Becer

Fıkra bu ya; Bektaşi’yle softa camide yan yana duaya durmuşlar. Softa ellerini açıp iman niyaz eyleye dursun, Bizim baba erenler de şarap için duaya durmuş. Bu talebe içerlenen Softa “bre zındık…” diye başlayan bir cümle kuranda, Bektaşi cevap vermiş: “herkes kendinde olmayanı ister Erenler”.

                Vandalizm’in yirmi birinci yüzyıldaki yasal varisleri olan BDP ve onun mümessillerini ibretle izliyorum. Kürt meselesinin halli konusunda, en başından beri hiçbir faydalarının olmayacağını söylediğimden sebep bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla da Sırrı Süreyya Önder’e rağmen ”bir umut” diyenler de yol yakınken rücu etmiş bulunmaktalar. Yaptıkları doğrudur, zararın neresinden dönsen kâr hanesine yazılmakta çünkü.
                İki güzel yazı yazıldı DD’de geçen hafta içinde Mehmet Yılmaz ve Cemile Bayraktar tarafından. Anladığım kadarıyla bundan sonraki mesaimizi Kürt Meselesinin halli yolunda bir muhatap aramakla geçireceğiz. Çocukların ilim irfan öğrenmek için mukim oldukları Yurtlara Molotof atanlarla, mesaisini dağdan aldıkları icazete dayandırarak kırk yıllık hikâyeyi anlatanlarla bu yolda yürünemeyeceği gün gibi aşikâr çünkü. Çatık kaşla siyaset yapmayı matah bir hüner sanan BDP’nin de en komik yanı bu zaten; partiye ismini veren tamlamanın içinde “barış” ve “demokrasi” kelimeleri geçiyor ama fıkradaki gibi, bunlarla uzaktan yakından iştigal eden bir Allah’ın kulunu gösteremezsiniz bu yapının içinde. Kendinde olmayanı istiyorlar ve “inceldiği yerden kopsun” zihniyetiyle gittikleri müddetçe de asla sahibi olamayacakları kavramları sahiplenmeleri de artık kabak tadı vermeye başladı.
                Abdullah Öcalan’a Akinolu Thomas muamelesi yapan BDP o kadar yalnız ki yaptığı yanlışı yüzüne vuracak bir dostu bile yok.13. Yy ’da yaşamış bir düşünür olan Akinolu Thomas’ın görüşleri o kadar benimseniyor ki 20. Yy Avrupasında eleştirmek, günaha girmekle eş anlamlı sayılıyor. Belki korkudan belki de gerçekten sahip olamadıkları için gür bir alternatif ses çıkmıyor bu coğrafyadan. İmralı Sakini Apo’yu bir yarı Tanrı gibi gören zihniyetin bu kadar sığ olmasını başka nasıl açıklayabilirsiniz?Oysa ki Devletin çok değiştiğini, buna mukabil kendilerinin yerinde saydığını sufle edebilecek birine o kadar çok ihtiyaçları var ki bugünlerde.
                Eğer Devlet değişmeseydi, doksanlı yıllardaki anlayış devam etseydi bugün yaptıkları şımarıklıkların hiçbirini yapamazlardı. Bu Ülkede belki bilerek belki de bilmeyerek Ordu ve illegal oluşumlar hakkında kalem oynatanlar hiç tahmin etmedikleri bir kapıyı da kapatmış oldular: Kontra Gerilla! Belki bir Ordu kurmak zaman alabilir, bir gerilla örgütü kurmak da meşakkatli iştir ama kontra Gerilla kurmak Cem Ersever pratiğinden anladığım kadarıyla fazla zaman almaz. Yapılması gereken tek şey, var olan yapının içinden birinin çıkıp Ceza evlerini dolaşıp, itirafçılık yapabilecek evsafta eski militanları toplamasından ibarettir. İsterseniz üşenmeyin ve Soner Yalçın’ın “Binbaşı Cem Ersever’in İtirafları” adlı kitabı tedarik edip okuyun. Bu toprakların Derin Devlet denen oluşuma ne kadar müsait olduğunu anlamanız için 36 Osmanlı Padişahından 12 tanesinin Darbeyle tahttan indirildiğini söylemem yeter mi bilmem. Silivri Kampüsünün istiap haddinin dolması kimseyi kandırmasın bu Ülkede. Ruh halâ aramızda geziyor, eminim.
                Şamil Tayyar’ın “Çelik Çekirdek” adlı kitabının 13. Bölümünde “Kapanmayan Yara: Hain Listesi” adlı bölümde bir anekdot vardır ibretlik. Aslında 1000 küsur olan hain listesi uzun tartışmalar sonucu 150 kişiye inince doğal olarak sorulur İçişleri Bakanına “kriter nedir?” diye. Cevap verir İçişleri Bakanı: “Prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain… Ne prensibi…”
                Doksanlı yıllardaki Kontra Gerillanın daha titiz davrandığına dair bir emareye ben şu ana kadar rastlamadım. “Titiz davranmak” zaten kafadan sakat bir tamlama çünkü bir Hukuk Devletinde bu işin yasal prosedürü açıktır. Fakat açık olan bir şey daha var; bünyesinde barındırdığı ve güvenliğinden sorumlu olduğu Halkını bir terör örgütünün tasallutundan korumak da bir Devletin boynunun borcudur. Bu Devletin de halâ sağduyusunu koruyup kontra faaliyetlerine bulaşmaması bile küçük de olsa meselenin halli konusunda bize umut ışığı vermektedir. Çünkü görüldü ki her türlü kontra faaliyeti işi daha da içinden çıkılmaz hale sokmakta bu Ülkede.
                BDP’ye bu kadar sterilortamın sağlanmasında aslan payı Recep Tayyip Erdoğan’ın nezdinde Ak Parti’ye aitse bir büyük pay da bu Ülkenin Aydınlarına aittir. BDP ve Onların mümessilleri kendilerine ait sitelerde düşen her Asker için zil takıp oynarken, en galiz küfürleri ederken bu ülkenin Aydınları “barış” kelimesi ete kemiğe bürünsün diye kalem oynatıyorlardı. Zaten belli olan safları sık ve düzgün tutmakla meşgul her iki taraf da şu anda. Bu kadar kuvvetli insan kaynağının mevcut bulunduğu bir coğrafyada yaşıyoruz ki gidenin yerinin dolması anlık bir mesele. Şu da bir gerçek ki ortada bir yapı var ve küstahça size savaş açıp dağlarınızda cirit atıyorsa, sizden beklenen o dağa çıkıp, o küstaha haddini bildirmektir.
İşin Devlet tarafında hakim olan görüş hemen hemen netleşti: “PKK ve ona destek veren tüm birimler bu Ülkenin düşmanıdır ve her ne şart altında olursa olsun mücadele edilecektir”. Kısaca, ‘PKK’yla mücadeleye devam, Kürtler kardeşimizdir’ gibi akıllıca bir temele dayanan politikaya sahip işin Devlet tarafı. Karşı cenahın da söylemi tipik faşizan, ötekileştirici bir temele dayanmakta; “Faşist TC” diye başlayan söylemlerine aşina olduğumuza göre… 
Umalım ki aklıselim bir insan çıksın ve Hz. Musa’nın Allah’a yalvardığı gibi yalvarsın bu coğrafyada: “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin Allah’ım…”


5 Eylül 2011  00:34:29 - Okuma: (422)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik