Yazı

Mehmet Perinçek
Mehmet Perinçek 

Asil S. Tunçer

Yıl 2006. ABD Ermeni Diasporasının Türkiye aleyhine çalışmalarını içeren yüksek lisans tezimi bitirip Prof. Dr. Ergün Aybars hocamın elinden diplomamı aldım.

Bu sırada da özellikle Rus arşivlerinde Ermeni olaylarını inceleyen İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Öğretim Görevlisi Mehmet Perinçek (dostum)la tanıştım. Kendisiyle İzmir’de ortaklaşa Ermeni Sorunu konferansı verdik. O Rus arşivleri ben Amerikan arşivleri konusunda doyurucu bir sunum yaptık.
Bu arada kendisi tezimi gördü ve beğendi; bana kendi kitaplarını basan yayıneviyle tanıştırabileceğini ve tezimin kitap haline getirilip basılması için destek vereceğini söyledi. Böylesi durum pek olmaz. Bu kendini aşmış, erdem sahibi insanlarda olur. Mehmet aynen böyle birisi. Her buluşmamızda ondan yeni bir şey duydum ve Ermeni Meselesinin Rusya ayağıyla ilgili ilginç şeyler öğrendim. Hem kitaplarını hediye aldım hem de değerli fikirlerini. İlginçtir; hiçbir konuşma ve buluşmamızda babası Doğu Perinçek’le ilgili hemen hemen hiç konuşmadık. Kendisi tamamen apolitik bir yapı ve sadece bilim adamlığı yapan bir karakter çizmiştir nazarımda.
İstanbul’a gittiğimde kendisini aradım ve doğruca Kaynak Yayınları’nın İstiklal Caddesi’ndeki merkezine gittik. Onun sayesinde yayıneviyle tanıştım. Tezimi aldılar; incelendi; basıma değer bulundu ama o an için Mehmet’in kitapları seri olarak baskı aşamasında olduğundan ertelendi. Mehmet’le oradan çıktık ve birlikte yemek yedik; uzun uzun konuştuk. Tabi ki konu Ermeni meselesi ve memleketin hali… Sonra da benim başka projelerim yüzünden tezim hala basılamadı.  
Hatta bir süreliğine de milli konuları ele alan bir platformda birlikte yazdık. Yazıları, konuşmaları ve savunduğu fikirleriyle hafızamdan kesinlikle silinmeyecek. Kendisinin ayrıca son derece kibar bir beyefendi ve bilgili ama o kadar da mütevazı bir akademisyen olduğunu eklemeliyim. Tutuklandığında çok üzüldüm ama hiç şaşırmadım çünkü emperyalistlerin, karanlık güç odaklarının ve hele Ermeni Diasporasının hiç hoşlanmadığı bir adamdır kendisi. Zira Türkiye’nin parçalanması aşamasında Mehmet Perinçek de işgalcilerin yoluna taş koyacak yurtseverlerdendir; etkisiz kılınmaya çalışılması maalesef olağandır.     
         Sevgili Mehmet; tutuklanmanla sona bir adım daha yaklaştık. Ermeni Diasporasının sonunda istediği olacak, ülke emperyalist güçlerce parçalanacaksa şayet öncekiler gibi senin de tutuklanman şarttı çünkü sizler emperyalizmin ülkemiz üzerindeki büyük emeli, Sevr'in tekrar hortlatılmasına engel olacak argümanları geliştiren yurtseverlersiniz. Hatırlarsın aynı durumu 1 asır önce Malta Sürgünleri'nde yaşamıştık... Üzülme, tüm ulus son 10 yıldır cereyan eden olayların içyüzünü çok yakında görecek ve birlikte Lozan’ı tekrar kazanacağız.
         Söz açılmışken tarihimizde Malta Sürgünleri diye bildiğimiz olayı anımsayalım ve bugünle karşılaştıralım. Kişi ve yer adlarını bir tarafa bırakırsak, olayların ne kadar bugün yaşananlarla birebir örtüştüğünü göreceksiniz. Tek fark söz konusu hadisenin yaklaşık 1 asır önce meydana gelmesi. Peki, neymiş bu Malta Sürgünleri? Kendi tezimden aynen aktarıyorum. İstenirse ayrıca daha geniş bilgiye en basitinden internet ortamında rahatlıkla ulaşılabilir.  
         Ülkesini seven 145 yurtsever, o zamanki işgalciler (gerçi bugün de pek değişmedi) için sorun teşkil ettiklerinden yine işgalcilerin düzmece senaryolarıyla tutuklanmış, Malta’da yargılanmışlardı. Sonunda hepsi beraat etti. Kimi serbest bırakıldı; kimi kaçtı. Buradan kurtulanların birçoğu daha sonra Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılacak Kurtuluş Savaşı’nda görev aldı.
        Özetle bu senaryo bugünde oynanıyor. Bu ülke ne zaman işgal edilmek istense geçmişte olduğu gibi önce yurtsever askeri ve aydın kadro çeşitli bahanelerle tutuklanıyor ve milletin azmi ve de moral gücü kırılmaya çalışılıyor sonra da işgal planları harekete geçiriliyor; bir bir uygulamaya konuluyor.
         Daha fazla söze gerek yok. İşte tarihte Malta Sürgünleri sürecinde yaşananlar:   
Müttefiklerin Yüksek Mahkemesi tarafından yargılanacak Malta Sürgünleri hakkında İstanbul Yüksek Komiseri Rumbold’un karşılığı şu şekilde olmaktadır:
         “Antlaşmanın (Sevr'in) 230. maddesi gereğince kurulacak özel mahkeme, kendi ilkelerini, yargı usulünü, delillerle ilgili kurallarını kendisi koyacağı için, sürgünler hakkında kesin iddianameler hazırlamak ve bu mahkeme kurulup çalışmaya başlamadan önce sanıklara suçlarını bildirmek bana uygun görünmüyor... Şimdilik sürgünlere en fazla söyleyebileceğimiz şudur: Kendileri, Osmanlı Hıristiyanlarının sürülmelerine ve kırımına katılmak, savaş tutsaklarına zorbalık etmek ve savaş kurallarıyla törelerine karşı gelmekten ötürü yargılanacaklardır..."[1].
         Lord Curzon, Washington'daki İngiltere Büyükelçisi Sir A. Geddes'e yolladığı 31 Mart 1921 tarihli telgrafında Malta'da tutuklu Türkler aleyhinde deliller hakkında şunları söylemektedir:
         "... Majesteleri Hükümetinin eli altında Malta'da Ermeni kırımına katılmaktan sanık bir miktar tutuklu Türk var. Kurbanların kaybolması, dağılması ve başka nedenler yüzünden, suç delillerini ortaya çıkarmakta büyük güçlülerle karşılanıyor. Amerikan Hükümeti'nin elinde, kovuşturmaya yarayacak deliller bulunup bulunmadığının öğrenilmesini rica ederim"[2].
         Washington Büyükelçisi Sir A. Geddes de, yine “Dağıtımı Yapılamaz” kayıtlı bir şifre telgrafta şu karşılığı vermektedir:
         "Amerikan Dışişleri Bakanlığında birçok soruşturma yaptım. Bana bugün bildirildiğine göre, Amerikalıların elinde, Ermeni sürgünü ve kırımı ile ilgili birçok belge vardır, ancak bu belgeler, olaylara karışmış kişilerle ilgili olmaktan ziyade suçların işlenişiyle ilgilidir. Majesteleri Hükümeti (İngiltere) arzu ederse, kaynağı açıklanmamak kaydıyla, bu belgeler Büyükelçiliğimiz emrine verilecektir. Anlatılanlara bakarak bu belgelerin, Malta'da tutuklu Türklerin kovuşturulmasında delil olarak işe yarayabileceklerinden kuşkuluyum"[3].
         ABD’nin olayların olduğu bölgelerde, uzun bir süredir misyonerleri ve konsolosluk memurları bulunmaktaydı. Bu şahıslar, olanı biteni sürekli olarak takip ve rapor etmekteydiler. Amerikalılar, İngiliz başvurusuna cevaben bu hususta yeterli delil ve hukuki belge olmadığını açıklamışlar kendi dosyalarını İngilizlerin incelemesine izin vermişler ancak bu konuda da suçlayıcı hiçbir belge ve bilgi ortaya konamamıştır. Bu tarihi gerçekler İngiliz Hariciyesiyle ABD’deki temsilci arasındaki yazışmalarda, arşivlerinde görülmektedir. 16 Haziran 1921 günü Lord Curzon, Ermenilere ve öteki yerli Hıristiyanlara zulüm yapmaktan sanık olarak yargılanacak ‘Malta Sürgünleri’nin listesini göndererek, Washington Büyükelçisi’ne ikinci talimatını verdi:
         “Bu kimselerden herhangi biri aleyhinde tez elden Amerikan Hükümetinden delil sağlayabilirseniz memnun olurum[4].
         Ve Büyükelçilikten şu karşılığı aldı:
         "Ermeni kırımından dolayı yargılanmak üzere Malta'da tutuklu Türklerle ilgili olarak, çalışma arkadaşlarımdan biri dün Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na gitti. Son savaşta Ermenistan'da yapılan zulümlerle ilgili Amerikan Konsolosları raporlarını gözden geçirmesine izin verildi. Bu raporlar, Majesteleri Hükümetinin amacına en çok yarayacak diye Amerikan Dışişlerince seçilmişti. Üzülerek arz edeyim ki, bu belgelerin içinde, yargılanmak üzere Malta'da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur. Gözden geçirilen raporlarda, söz konusu Türk görevlilerden yalnız iki kişinin -Sabit Bey ile Süleyman Faik Paşa’nın- adları anılmaktaysa da, bunlar hakkında yazılanlar da raporları kaleme alanların kişisel düşüncelerini aşmıyor ve suç delili olabilecek hiçbir somut fiil gösterilemiyor. Şunu da eklemekle onur kazanırım ki, Amerikan Dışişleri yetkilileri konuşma sırasında, verecekleri bilgilerin hiçbirinin bir hukuk mahkemesi önünde kullanılmaması arzusunda bulunmuşlardır. Bu bakımdan ve Amerikan Dışişlerinin elindeki belgelerde hiçbir şekilde Türkler aleyhinde bulunamadığından... Korkarım ki, bu konuda yeniden Amerikan Hükümetine başvurulmasından herhangi bir şey elde etme umudu yoktur"[5].
         Zaten Malta’ya sürülenler İngiliz işgalindeki İstanbul’da İttihat ve Terakki Partisi Hükümeti’nin yerine kurulan kukla Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin kurduğu düzmece mahkemelerde İngiltere’nin isteği üzerine mahkûm edilmişlerdi. Söz konusu partilerin o sıralar Hınçak ve Taşnak Partileri ile işbirliği yaptıkları da söylenmekteydi. Bunun üzerine 1919–1922 yılları arasında, sürgünlerin çoğu Türkiye’de TBMM Hükümeti’nin elinde tutuklu bulunan İngilizlerle değiş-tokuş yapılarak serbest bırakılmış, kimi kaçmış kimiyse kendi imkânlarıyla yurda dönmüşlerdir. Konu bu şekilde bir daha açılmamak üzere kapanmıştır[6].


[1] F.O. 371/6499/E. 3289-Rumbold'dan Curzon’a Yazı. İstanbul, 4.3.1921, No. 238 (1872/24), Bilal Şimşir, Malta Sürgünleri, Bilgi yay., Ankara, 1985, s.235.
[2] F.O. 371/6500/E.3552-Curzon'dan Geddes'e. Şifre tel. Londra, 31.3.1921, No. 176. "Dağıtımı Yapılmaz", Bilal Şimşir, a.g.e., s.241-242.
[3] F.O. 371/6503/E.631-Geddes'ten Curzon'a. Şifre tel. Washington, 2.6.1921, No. 374. "Dağıtımı Yapılmaz", Bilal Şimşir, a.g.e.,243.
[4] (Curzon’dan Geddes’e yazı, Londra, 16.6.1921, No.E.6311/132/44, Bilal Şimşir, a.g.e., s.243.
[5] (F.O.371/6504/E.8519-Craige’den Curzon’a yazı. Washington, 13.7.1921, No.722,Bilal Şimşir, a.g.e., s. 243-244.
[6] Avork Minyan, Osmanlı Ermenileri ve İttihat Terakki, Aras Yay., İstanbul, 2005, s.20, 55.


24 Ağustos 2011  00:02:51 - Okuma: (933)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik