Yazı

İNSANLIK ÖLMESİN –II-
İNSANLIK ÖLMESİN –II- 

Ümran Songun

Kuvay-ı Milliye Destanı

                    
İlçemiz,  Cumhuriyet Meydanı’nda Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yapmış olduğu "Kurtuluş Yolu Anıtı"nın bir özelliği vardır:  Her sene Ağustos ayının 26’ sında öğle vakti 12:00 ila 14:00 arasında yerdeki taş zemin üzerinde Atatürk’ün gölgesi oluşur. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bu gölge taş zemin ile buluştuğunda bizlere görevimizi hatırlatır: “Cumhuriyetimize, Demokrasimize, Özgürlüğümüze…” sahip çıkmamız gerektiğini.
Yazımın ilk bölümünü uzunca bir zaman önce yazmıştım. İkinci bölümü ise büyük bir anlam ifade eden  döneme rastladı.  (26-30 Ağustos Zafer Bayramı haftası) Yarım kalan bir yazı Mehmet Aksoy' a yapılan büyük bir haksızlık olacaktı. Çünkü o, hayatı boyunca hiç bir şeyi yarım bırakmadı. Çocuğu gibi sevdiği heykellerini kırıp yıksalar da betona demir tozu karıştırıp yeniden yaptı.
Her şey Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kars Cumhuriyet Meydanı'ndaki toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, Mehmet Aksoy'un yarım kalan “İnsanlık Anıtı” adlı heykelini “ucube”ye benzeterek, belediyenin burayı yıkacağını söylemesiyle başladı.
            O günden sonra Mehmet Aksoy’un hayatını merak edip araştırdım.   
“Böcek evi” adını verdiği evinin bahçesi, heykelleriyle dolu bir müzeyi andırıyor. Evinin girişinde dev bir vinçin üzerinde ise "Taş taşırım, laf taşımam" yazıyor.  "Heykel Oburu" isimli kitabında hayatını detaylarıyla okuduğum Aksoy' a büyük bir hayranlık duyuyorum. Dünya çapında pek çok eseri olan ve girdiği yarışmalarda  birincilik ödülleri alan Aksoy yeri doldurulamayacak kadar değerli bir insan.
         Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 1994’te heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Ankara Altınpark’taki “Periler Ülkesinde” adlı heykeli için; “Böyle sanatın içine tüküreyim, ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar.” dedikten sonra, yapıtı bulunduğu yerden kaldırtmıştı. Aksoy’un açtığı dava 2002’de sonuçlanmış, sanatçının kazandığı davayı Yargıtay da onaylamış, heykelin yeniden Altınpark’a konulması kararlaştırılmış ve Gökçek maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm edilmişti. Böylece, Asya-Avrupa Bienali’nde birincilik ödülü almış olan “Periler Ülkesinde” adlı heykel, 2005 yılında Altınpark’ın girişine yeniden yerleştirilmişti.
"Tanrı, taşta uyur." der bir Çin atasözü. Mehmet Aksoy'un yaptığı da taştaki görünmeyen cevheri görünür hale getirip onu uyandırmaktır. Heykele bakmak bir resme bakmak gibi değildir. Heykel üç boyutludur. Önü arkası vardır. Yanı, yönü, üstü, altı vardır. Dokunduğunda bir derinliği vardır. Biraz zahmet edip etrafında dönmek gerekir.
         İnsanoğlunun içi nasılsa öyle görür baktığı her şeyi. Ruhun temizse gördüklerin de öyledir. Mevlana der ki:
“O, şimdi bir aynadır, O’ nda neye bakarsan onu görürsün.
Eğer orada çirkin bir yüz görürsen bil ki o kendi yüzündür.
Ona tükürürsen kendi yüzüne tükürmüş olursun.”
         Mehmet Aksoy’un Kars’taki “ İnsanlık Anıtı” na nasıl bir bakış açısı ile bakıldığını anlamış değilim. Her şeyi bir kenara bırakın orada madden ve manen dört sene verilmiş olan bir emek var. 2004 yılında o zamanki Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Ermenilerin soykırım anıtlarına karşı bir anıt yaptırmak istemiş. Ermeni olaylarının iki ülke arasında kan davası gibi görüldüğünü ve o soykırım anıtlarının aradaki gerilimi, düşmanlığı körüklediğini düşünüp yapılacak anıtın buna karşı bir duruşu olmasını istemiş Mehmet Aksoy’ dan…
Mehmet Aksoy bu konuda şöyle düşünüyor ve heykeli yapmaya başlıyor.
“İnsanları birbirine düşüren, kardeşi kardeşe kırdıran şey savaştır. Eğer insan olmak, insan olma yolunda ilerlemek istiyorsak savaşların olmaması gerekiyor. Bir de Azeri türküsü vardır: “Silahları yandırın arşa çıksın tütsüsü, her obada, her bir evde bayram etsin sulh sözü” diye, o da beni çok etkiledi. Bu bir ağıttır. İşte bunlardan yola çıkarak ikiye bölünmüş, kendi kendinin karşısındaymış gibi duran mekanik, statik formlarla örülü bir insan yaptım. Ortadaki boşlukta insanlığa uzanan bir el var. O el de organik formlarla örülü ve çok farklı bir anlayışla yapıldı; mekanik, statik, geometrik bir formdan organik bir el çıkıyor. Altta da insani vicdanı sembolize eden, her şeyi gören, hafızasında saklayan ve bunun acısını hisseden, bu acıların gözyaşını döken bir göz var. İşte bütün bunlar ile yukarıya doğru yükselen bir kompozisyon oluşturdum. Heykel, karşısında Kars Kalesi olan bir tepenin üzerinde. Kale de savaşın sembolüdür. Savunmayı, nefs-i müdafayı simgeler. İki anıt birbirine içerik olarak da yapı olarak da uyuyor. Ben heykelin kaleye zıt olmasını değil, birbirlerinin değerini yükseltmelerini, o bölgeye bir derinlik kazandırmalarını istedim. Bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum. O mekansal estetik kimsenin aklına da gelmiyor.”
        Kars şehri iki dağın arasından muhteşem görünüyor. Dağın bir tanesinde Kars Kalesi var, diğerinde de İnsanlık anıtı vardı ve bu iki görüntü arasında Kars şehrinin görüntüsünü hayal etmek bile güzel.
Mehmet Aksoy taşlara hayat verirken onları yaşayacağı ortamla da bütünleştiriyor.
Aksoy’ un İlçemizdeki “ Kurtuluş Yolu” heykeli belki de bu güne kadar hiç kimsenin ilgisini çekmedi hatta kulaktan dolma taş yığını sözleriyle acımasızca yargılandı. “ Kurtuluş Yolunu” merak edip de kaç kişi bu yoldan yürüdü? ya da kaç kişi Atatürk gölgesinin oluştuğu o an’ı gördü, ya da kaç kişi Nazım Hikmet’in kitabının dörtte üçünden fazlasının kazınmış olduğu Kurtuluş Savaşı Destanını okudu?
“Biliyorum suçluyum, razıyım cezama/ Çalmadım, öldürmedim ama/ Daha kötüsünü yaptım. N’aptım biliyor musunuz?/ Tuttum insanları sevdim.” 
Bu dizeler Can Yücel’ e ait. 12 Ağustos ölüm yıldönümüydü Can Yücel’in. Ve geçen gün Datça’ da bulunan mezarı balyoz darbeleriyle tahrip edildi. Bu mübarek Ramazan ayında… üstelik bu da Mehmet Aksoy’un yaptığı bir anıt mezardı . Datça mezarlığı “hoşgörü mezarlığı” olarak tanınır. Burada Hıristiyan, Müslüman,Yahudi mezarları barış, kardeşlik ve huzur içinde ve yan yanadırlar.
Emekli olunca Datça’ da yaşamayı hayal ederdim hep. Orada ölümden sonra da yaşam vardı çünkü. Yaşamın tekrarı, yeniden yaşam, doğurganlık bereket… “Işık heykelin kanıdır” der Mehmet Aksoy.  Taşa hayat verir ve heykellerinde ışığı kullanır; bunun için aylarca, hatta yıllarca güneş ışığının açısını gözler, hesaplar ve heykeli ile ışığı buluşturur. Can Yücel’ in mezarına akşam güneşi vurduğunda Afyon mermerinden yontulmuş taşın içinde bir mucize olur. Ana rahminde kıvrılmış bir bebek belirir. Bebeği anaya bağlayan kordon, bir su yoluna açılır ve oradan incecik, şiir gibi bir su akar. Su yaşam değil midir? Hayattır, candır, insanın ilk oluşumudur bu… Hatta insanlığın.
Berlin’de bir sınava girer Mehmet Aksoy. Orada derler ki: “ Biz sizi sınava alamayız. Siz ancak okulumuzda öğrenci değil, bizleri sınayan bir öğretmen olabilirsiniz. Bizim size verebileceğimiz hiçbir şey yok ancak sizden öğrenebileceğimiz çok şey var.” Daha ilkokul çağında kağıt kalem nedir hiç bilmezken eline kalemi ilk alışında tüm detaylarıyla müthiş bir kuş çizebilen, hiç kimsenin aklına hayaline bile getiremeyeceği eserler meydana getirmiş muhteşem bir insan Mehmet Aksoy.
Berlin’de “ Meçhul Asker”… Selçuk’ ta “Kurtuluş Yolu”… İstanbul Boğazı’nda “Cumhurbaşkanlığı ikametgahı”… Huber Köşkünün bahçesinde Zeus’ un aşık olduğu “ İo’nun heykeli”… İstanbul Levent’ te “Kibela Ana’nın heykeli” ( çok memeli tanrıça- memelerinden bereket fışkıran). Berlin’ de Kranold Meydanında “ Haberci Bulutlar”… Borsa binası önünde “ Ayı ve boğa heykeli" … İstanbul’ da , Ankara’ da daha pek çok yerde toplam 321 eseri var Mehmet Aksoy’ un. Yani yıkılacak daha pek çok “ucubesi” var. Alın balyozu elinize yıkın insanlığı…
 “ Rüzgar özür dilesede dal kırıldı bir kere…”

23 Ağustos 2011  00:04:02 - Okuma: (1221)  Yazdır




İstatistik