Yazı

Selçuk'un değil, Selçuklunun sorunu...
Selçuk'un değil, Selçuklunun sorunu... 

İbrahim Becer

Nicedir Selçuk’ta dillendirilen bir şikâyet var, sizin de kulağınıza çalınmıştır: “Selçuk bir köy oldu, sosyal hayat hiç yok. İş o dereceye varmak üzere ki Şirince, Selçuk’tan daha popüler oldu falan filan…”

                Önce şu tespiti yapalım; her ne kadar Şehirler canlı birer mekân olsalar da ona yön verenler içinde yaşayanlardır.O şehrin mukimleri ağırlıklı olarak nasıl yaşamak istemişlerse uzun yıllar boyunca, şehir de ona göre kendine bir yön verir. Bu sorunun analizini yapabilmek için Selçuk’un filmini çekmezden önce Selçuklunun profilini ortaya çıkarmak daha önemlidir.
                Önce şu tespiti yapalım Selçuk, kendisinden şikayetçi olanların sandığının aksine ekonomik anlamda zengin bir şehirdir. Bu varlıktan sebeptir ki kötü giden bir şeyi değiştirmek için, içinden bir devrimci falan çıkaramaz. Bunu yapacak olanların bir siyasi partide yuvalanmaları beklense de Selçuk’taki Siyasi Partiler eskilerin deyimiyle maslahatı idare etmekten öte bir şey yapamazlar. Biraz mürekkep yalamış, eli yüzü düzgün konuşabilen yetişkin bir insan için Selçuk’ta siyaset yapmak boş bir uğraştır. Gerek Selçuk içinde, gerekse dışında ikamet eden çok sayıda hemşerimi tanıyorum ki dediklerime hak veriyorlar. Türkiye’nin sayılı üniversitelerinde okumuş, bilgili, birikimli bu kişilerin bu kasaba siyasetinden dudaklarını bükerek bahsetmelerine defalarca şahit oldum.
                Darılmaca gücenmece yok; Selçuk’ta yaşanan herhangi bir seçim dönemi kimin daha uzağa işediğinin yetkili makamlarca tescillendiği bir sidik yarışından öte bir anlam ifade etmediğini hepimiz biliyoruz. Tüm bu çabaların sonucunda, bin bir emekle seçilen Milletvekillerinin de bırakın pozitif ayrımcılığı, bir faydasının olduğuna ben pek şahit olmadım. Propaganda sürecinde kahvehanelerde Efes’in sorunlarından bahseden, şeftalideki kırmızı örümcekten, üzümdeki salkım güvesinden birer uzman gibi bahseden bu insanların Ankara’ya gittiklerinde ne hikmetse kocaman kocaman laflar etmeleri sizde de bir hayal kırıklığı yaratmıyor mu? O süreç boyunca bülbülü kesildiği konunun takipçisi olmayan bu insanların omuzlarına basarak yükselmesine Selçuklu’nun ayran budalası gibi baktığı müddetçe hiçbir şey olmaz.
                Şeyh uçmaz, mürit uçurur der eskiler. Adam, senin gibi benim gibi sıradan birisiyken gerekli olan parayı veriyor ve bir şekilde siyasi bir makam elde ediyor. Adam siyasi bir başarıya, akademik bir başarıya, ticari bir başarıya imza atarak oraya gelmemiş. Sadece işaret edilmiş ve orada olması istenmiş. Yani bir anlamda pire deve yapılarak kendisine zaten yeterince kötülük yapılmışken son darbeyi de sen vuruyorsun Selçuklu hemşerim. Belki kalibre olarak ondan çok daha yeterli bir insan olan sen, ona “yüksel ki yerin bu değildir” dediğin için sen alçalmakta, O ise hakkı olmadığı halde yükselmektedir.
                Bu sebeptendir ki seçimlerinde bu kadar hatalı tercihler yapan bir şehrin siyasi kanadından bir fayda ummak beyhude bir çabadır. Bakın, herhangi bir partiyi işaret etmiyorum. Benim meselem şikayetçi olduğu konu hakkında kahvehane köşelerinde atıp tuttuktan sonra gidip aynı akıntıya kapılan ahmakların meselesidir.
                Bu şehrin sosyal hayatı için kimsenin şikâyet etmeye hakkı yok. Geleceğini seçimden seçime göreceği kerameti kendinden menkul insanların iki dudağının arasına endeksleyen insanların bu şehre vereceği hiçbir şey olamaz. Selçuk’u daha yaşanılır kılacak olan insanın çıkacağı tek yer Selçuk’tur ve o kişi de bir Selçuklu olacaktır. En büyük işvereninin Belediye olduğu bir ilçe için çok büyük laflar etmenin de faydasız olduğunu biliyorum. Neticede ahbap çavuş ilişkilerinin bırakın bu ilçede, bu ülkede geldiği nokta, yeteneksiz insanların makam işgal etmelerinden öteye gitmemiştir.
                İşte yaşadığı şehirden şekvacı olan benim canım kardeşim! Senin sorununun da başlayıp, dönüp dolaşıp geldiği nokta burasıdır. Yakana taktığın rozete rağmen yol arkadaşlarını eleştirebiliyor musun? Gözlerinle gördüğün halde, senden yetersiz olan birinin seni temsil etmesini içine sindirebiliyor musun? Hepsinden öteye, içinde yaşadığın bu şehrin sorunlarının Ankara’da birileri tarafından çözülebileceğine inanabiliyor musun?
                Bakın olay daha yeni cereyan etti:Selçuk Belediyesi antik döneme ait iki gemi inşa ediyor, gemileri kendi sınırlarına ait olan bir körfezde suya indirmek için iskele kuruyor ve iskeleye yıkım emri geliyor. Kendisi de bir Selçuklu olan Belediye Başkanı “şeriatın kestiği parmak acımaz” mealinde birkaç cümleyle olayı geçiştiriyor.
Filmi on altı ay öncesine, Şirince’ye sarın şimdi. SevanNişanyan, kendisiyle mesaim olan iyi bir dostumdur. Kendisi istediğim zaman Şirince’deki evine gidebileceğim, direk telefonla ulaşabileceğim bir insandır. Benzer bir konuda mevzuatla başı derde girdiğinde de bu mecrada olmasa da Ulusal Medyada, ‘Derin Düşünce’ gibi sitelerde yazıp çizmişliğim vardır. İsminin önünde hiçbir kurumsal unvanı olmamasına rağmen o süreçte nasıl dik durduğuna bizzat şahidim. Hemen hemen aynı insanlarla mücadele ettikten sonra zaferle çıktığı bir savaşa şahit oldu Türkiye.
                Oysa ki sen iki tane tekneyi kendi körfezine indirmekten aciz bir şehrin ahfadısın canım kardeşim. Hadi Başkan kanunları uygulamakla mükellef olduğu için geri adım attı diyelim (gerçi, aslan gibi bir emsal teşkil eden Nişanyan Olayı var ya neyse). Ak Parti Selçuk İlçe Teşkilatından, İzmir Milletvekilimiz, Kültür Bakanımız, canımız ciğerimiz Ertuğrul Günay’a “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diye soran bir yetkili çıkmış mıdır acaba? Ya bayramlarımızı, kandillerimizi yayınladıkları bildirilerle kutlayan(sağ olsun, var olsun) Levent Görür ve arkadaşlarından “mevzubahis Selçuk’sa, gerisi teferruattır” tarzı bir Selçuk Milliyetçiliği çıkışı?
                İşte bundan sebeptir ki senin şikâyet etme hakkın yoktur Selçuklu Kardeşim. İçinde bir parça anarşist ruh barındırana Sevan Nişanyan denmiyor bu gökkubbede, cesur olana deniyor, cesur. Sen sabahtan akşama küfretsen de bu acizliğine inan bana gemilerini yürütenler cesur olanlar, birlik olanlardır.
                Şairin dediği gibi yani:
                “Ne verdin de, ne istiyorsun Ferdadan; Senin meşru olan hakkın, bugün hüsran, yarın hüsran…”

16 Ağustos 2011  01:29:55 - Okuma: (604)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik