Yazı

Asker –Sivil İlişkileri…
Asker –Sivil İlişkileri… 

Yaşar Varış

Mustafa Kemal ve arkadaşları öncülüğünde verilen kurtuluş savaşı, arkasından kurulan Cumhuriyetin temelinde askeri bir harç vardır.

Daha sonraki devrimler, çok partili hayata geçiş hep askeri kişilerin öncülüğünde yapılmıştır.
Bu nedenle askeri okullarda yetişen askerler Atatürk cumhuriyetini benimsemişlerdir.Onu koruma ve kollamayı da bir görev bilmişlerdir.Hatta askeri iç hizmet yönetmeliğinin 35. maddesi de bunu askerlere bir görev olarak vermiştir.
Cumhuriyetin temelleri Tam bağımsızlık, laiklik ve Atatürk ilkelerine oturtulmuştur.
Bu nedenle 1960 yılında ve 1980 yılında yapılan askeri müdahaleler bu düşünceden kaynaklanmıştır.
Her iki müdahaleden sonra günün koşullarına göre en kısa zamanda birer anayasa yapıp askerler yönetimi sivillere devretmişlerdir.
Şunu açıkça belirtmek gerekir ki askerlerin idareyi ele geçirip, devleti yönetme gibi bir amaçları hiç olmamıştır.
Onlar kendilerini yetiştiren anlayışa göre “görevlerini” yapmışlardır.
Kabul etmek gerekir ki olağandışı koşullarda yapılan anayasalar o günün izlerini taşıyacaktır.
Ama bir şeyi daha kabul etmeliyiz ki sivil idarecilerimiz ülkeyi demokratik bir şekilde yönetemedikleri zaman, bunda zorlandıklarında, birbirleri ile uzlaşamadıkları zamanlarda hep askeri müdahaleler olmuştur.
27 mayıs 1960 öncesini hatırlayanlar bilir.Toplum ikiye bölünmüş,köy kahvelerinde bile insanlar aynı kahvede oturamaz hale gelmişlerdi. Aynı şekilde 12 eylül 1980 öncesinde de insanlarımız gece sokağa çıkamaz, her gün öğrenci ve işçiler birbiri ile kavga eder, her gün gencecik insanlarımız kaybeder hale gelinmişti.
Şimdi efelendiklerine bakmayın. Bu gün ülkeyi yönetenler bile 12 eylülde seslerini çıkarmamışlardı. Tam tersine 12 eylülün açtığı yoldan yürüyerek bu günkü iktidar olanaklarına kavuştular.
Demokrasi bir kültür ve birikim işidir. Batı bunu yüzlerce yıl savaşarak, bedeller ödeyerek içselleştirmiştir.
Bu gün batılı demokrasilerde hiç kimse laikliği, insan haklarını, ordunun durumunu, kilisenin durumunu tartışmamaktadır.Her şey yerli yerine oturmuştur.
Ama bizde ne yazık ki demokrasimiz çok gençtir. Üstelik Mustafa Kemal Atatürk,İsmet İnönü gibi tarihi kişilerce altın tepsi içinde bize sunulmuştur.
Türk halkı kendi savaşımı ile yaparak.,yaşayarak demokrasiyi kuramamıştır. Üstelik de sık sık kesintiye uğrayarak bu günlere gelinmiştir.
Şimdi geniş ve sağlıklı düşünme zamanıdır.
Bu günkü sınırlar içinde bir arada barış içinde bir arada yaşayacaksak ön yargılı olmadan,dünyadaki örneklerine bakarak, kendimize özgü sosyolojik ekonomik,toplumsal koşullara da bakarak iyi işleyen bir anayasa yapma zamanıdır.
Demokrasinin evrensel ölçüleri vardır.Hangi parti iktidara gelirse gelsin bu ölçüler değişmemelidir.
Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. İşçisinden, köylüsüne, patronundan memuruna kadar herkesin benimseyebileceği bir anayasayı hep birlikte ortaya çıkarmalıyız. Toplumun enerjini bu konularla harcamaya artık son vermeliyiz.
Siyasi iktidar benim parlamentoda çoğunluğum var deyip bir anayasa taslağını diğerlerine dayatmamalıdır. Kendisinin yarın muhalefete düşeceğini düşünerek bir anayasa hazırlamalıdır.
Asker ayrı bir sınıf değildir. Toplumun içinden çıkan,bizlerin çocuklarından oluşan sosyal bir katmadır.Çağdaş demokrasilerde askerin görevi bellidir. Onu sivillere işe yaramaz, darbeci,yan gelip yatan bir kesim olarak göstermek kimsenin yararına değildir.
Türk ordusu en zor koşullarda görev yapan, terörle mücadeleden tutun da iç ve dış Güvenlikle, doğal afetlerde halkına ilk yardımı yapan önemli  bir kuruluşumuzlar.
Gerektiğinde çekinmeden ülkesi ve halkı için canını vermekten çekinmeyen yiğit insanlardan oluşmuştur.
Her sosyal katmanda olduğu gibi onun içinde de suç işlemiş, suça karışmış olanlar olabilir. Bunları da bağımsız yargıya bırakmak gerekir.
Bu nedenle bir an önce asker- sivil ilişkileri demokratik zeminine oturtulmalı bu yanlış görüntü bir an önce silinmelidir.03.08.2011
 


3 Ağustos 2011  21:38:39 - Okuma: (516)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik