Yazı

İzmir Turu Pardon İşkencesi
İzmir Turu Pardon İşkencesi 

Asil S. Tunçer

Zorluk daha İzmir’de yolcunuzu havalimanından karşılarken başlar... Ören yeri ve müzelerde devam eder... Kordon ve Kemeraltı'nda doruğa ulaşır.

Oteliniz Hilton civarındaysa şayet buranın sıkışıklığı, trafik keşmekeşi yolcuyu daha otele bırakırken sizi canınızdan bezdirir. Hatta bu yılgınlık daha İzmir’de yolcunuzu havalimanından karşılarken başlar. İç Hatların çok basık ve izbe bir A ve B kapısından yolcu almak, özellikle bayramlarda yolcuyu o güruhtan alıp çıkarmak boynuna kordon dolanmış bir bebeği anne karnından sezaryenle alıp çıkarmak gibi zorlu bir operasyona bedeldir. 
 
İzmir trafiği hem dar hem araç olarak kalabalık cadde ve sokaklarından kaynaklanır biraz da. Dar sokağa İzmir’in şuan bulduğu tek çözüm. Gelecekte ne olur tahmin etmek zor değil gerçi o zaman da geçici ve anlık bir çözüm bulunur, buna eminim.
 
Konak meydanında Saat Kulesi ve Hükümet Konağı için Belediyenin önünde durmaktan başka çareniz yok. Çoğunluk tamam ama bazen trafik polisimiz bizlere daha doğrusu kaptanlara göz açtırmaz. Peki, burada başka nerde duracaksınız ve nereye eğleşeceksiniz? Ne tarafa gitsen trafik ve nerde beklersen bekle o biçim cezayı yersin…
 
Geçtim bunu meydana geldin saat Kulesi’nin yanındaki güvercinlere yem atma hadisesi ayrı bir vaka. Yola yem serpip kuşların bunları yemelerini istemek. Köyde biz tavuklara yem serperdik ama çıvının çimli kısmına, ayak değmeyen bir köşeye yani. Hem kalan yem ayakaltında ezilmez hem tavuklar daha temiz bir ortamda beslenirler. Hem de ortalıkta elinde yem kâsesi üstü başı pasaklı insanlar dolaşmaz. Şehrin göbeğinde ve belki de en gözde mekânında karton mukavva üstüne çöreklenmiş saçı başı dağını ve çok kötü görünümdeki insanların sizi çevrelediği bir meydanda turiste İzmir’i ve Türkiye’yi anlatmak, tanıtmak!
 
Hiç de zor değil. Hemen karşıda Yalı (Konak) Camii var ve sağına doğru çimli bir zemin. Kuşların yemlenme olayını orda çözümleyebilir, hayvanlara ayakaltında beslemek yerine onlara daha sağlıklı bir beslenme ortamı sağlar, kalan tanelerinse üstüne basılmasını, çiğnenmesini engellemiş oluruz. Tıpkı yediğimiz ekmeğin üstüne basıp çiğnemeyeceğimiz gibi…
 
Kemeraltı’na girdik. Daha siz anlatım yaparken hanutçular etrafınızda cirit atmaya başlıyorlar. Tesadüfen etrafınıza konuşlanan insanların aslında birer mağaza kurdu olduklarını sonunda öğreniyorsunuz. Anafartalar Caddesi’nde turistle yürümek iğneli fıçı gibi; resmen işkence. Şadırvan hatta Hisar’a kadar takip ediliyor, sözlü tacize uğruyorsunuz. Ne derseniz deyin başa çıkamazsınız. Daha girişte polis karakolunun yanı başında Meserret Oteli’ni anlatırken bile polisin gözü önünde turistinize ve size taciz yapılıyor.
 
Yine bir gün bir Kemeraltı turumda dayanamadım; sonunda patladım. Polise “sizin gözünüzün önünde böyle bir olay cereyan ediyor varın siz daha sote yerleri düşünün!” dedim. Onlar da kanıksamışlar sanki ilk başta aldırmadılar bile. Sorun masumiyetini yitirince önlem alma ve müdahale etme yoluna gittiler. Sorun çözüldü mü? Valla orda çözüldü ama başka yerde başka hanutçularla devam etti ve zaten ne bende ne de turistimde bir tur havası kaldı.
 
Agora’yı gezeceğiz. Araçla daracık yoldan girmek zaten zor. Kaldırımı olmayan yolda insanlar yolun içinden yürüyorlar. Turist araçlarına ayrılan park yerinde turist aracı hariç her türlü araç mevcut. Tabela yasağı belirtiyor ama bu çölün ortasına dikilmiş bir uyarı tabelasından farklı değil. Ne uygulaması ne de yaptırımı var. Oraya bir kamera koyup önünde tabelası olmayan araçlarına yani turizm harici araçlarının plakasına ceza yağsa iti olmaz mı? Bak o zaman koyuyorlar mı? Hatta olmadı bir memur orada hem güvenliği de sağlar. Olay olacağı veya olduğundan değil ama hatırlıyorum orda yani Namazgah’ta uzun bir süre BDP’lilerin çadırı vardı.
 
Havra Sokağı malum. Biraz daha düzenli tertipli olursa, sinagogların arka sokakları temiz tutulursa daha şık olur. Kemeraltı başlı başına bir şehir. Özel bir destinasyon. İstanbul Kapalıçarşı’sına göre kendi çapında ayrıcalıkları ve üstün yanları var. Kemeraltı’nda hem tarih hem arkeoloji yaparsınız hem de nostalji. Kemraltı’nda hem kültür turu yaparsınız hem de alışveriş. “Jewish Heritage” gibi özel bir tur yapabileceğiniz gibi yine “İslam Abideleri” sloganıyla başka tarzda bir başka dini tur yapabilirsiniz. Olamdı ortaya karışık usulünden her renk ve tondan eğlenceli bir 2, 2,5 saat hatta bir de yemek ve ardından Kızlarağası’nda çay hele kahve.
 
Smyrna Höyüğü’nden başlarsak tura sabah saatleri daha iyi bayraklı için. Yalnız Cumartesileri höyüğün hemen doğu duvarına bitişik kurulan pazaryerinin atık ve çöpleri kazı alanına bir şekilde doluşunca hemencecik o anda iştahınız kaçıyor. Antik Liman’dan Nekropol’e doğru yürürken demir parmaklıklardan içeri taşan bu çirkinlikleri görmemek için hep sağa höyüğün kazı alanına doğru bakmak lazım ta ki Antik Çeşme’ye kadar…
 
Kadifekale kendi başına ayrı bir kangren. Kale’ye çıkan ana cadde üzerinde İnkılap İ.Ö.O.’na kadar hadi neyse. Yalnız Hava Şehitliği’ne gelip çatal olan yoldan sola doğru kıvrılmaya meyillenince işte diyorsunuz cehenneme geldim. Burada sağlı sollu düzensizce park eden araçları yerinden kımıldattırmak ayrı bir dert. “İğne deliğinden fili geçirmek” tabiri sanki burası için söylenmiş. İçeri girdiniz. Güvenlik var. Güzel. Yalnız bir de şu tuvaletler bir açık olsaydı… İzmir tuvalet sorunu yönünden Türkiye’yi çok iyi yansıtıyor. Bu şehirde yabancı birisi rahatlıkla donuna eder.
 
Abartmıyorum. İnanmıyorsanız bana eğer gelin şehirde 5-6 saat sürecek bir tur yapın yani en az 2 tuvalet molası ihtiyacı hatta içeceğiniz çay ve kahveye göre rahat 3 lavabo gereksinimiz doğacak. Hadi birini Agora’da diğerini Arkeoloji Müzesi’nde giderdiniz. Peki, 3cüsü. Mutlaka bir restoran veya kafe. Yani İzmir’e gezecek bir kişi Agora, Arkeoloji Müzesi ve de restoran yapmıyorsa vay haline. Yoksa gidecek belediye tuvaletine. Olmadı istikamet Asansör diyecek. Yalnız Kadifekale’de ne yapacağını Allah bilir. Kimse bilmez, ilgilenmez ve sorunu çözmez. O yüzden işimiz gerçekten Allah’a kaldı.
 
Pazar günleri vapurların Alsancak’a işlememesini zaten hayatta anlamış değilim. Tüm gençliğin Pazar günü Alsancak ve Kordon’a aktığını eğer bir kenti yönetenler bilmiyorsa ne diyeyim benden duysunlar. Buraya vapur koymamanın saçmalığını da gelip yerinde görsünler. Alsancak Limanı’ndan başlayarak vapura binmek için Konak’a kadar bir yürüsünler. Yalnız kulaklarını tıkasınlar çünkü kendilerine yapılan küfürü herhalde duymak istemeyeceklerdir.
 
İzmir gibi bir kenti yönetenler bunları bilmiyorlarsa o zaman vay İzmir’e ve İzmirlilere.  


2 Ağustos 2011  21:28:06 - Okuma: (502)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik