Yazı

Degerli okuyucularım!
Degerli okuyucularım! 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Hani bazı müzikler vardır dinlediğinizde mest olursunuz, bazı şiirler vardır insani kendinden geçirir ve yine bazı anlar vardır insanı adeta mutluluktan ucurur işte ben bu gün, sevgili kardeşim Tayfun Hasırcı'nın Türkiye’de bomba etkisi yapan güncel bir konu olan ve türk futbolunu allak bullak eden olaya ilişkin düsüncelerini aktardığı yazısını okuyunca hem mutlu oldum ve hemde böylesine bir kardeşe sahip olmanın gururunu yaşıyarak bu yazıyı tüm okurlarimla paylaşmak istedim! Yazı aşağıda olduğ gibidir.

Şike İddiaları Üzerine
-Medya bir kast mıdır? Dünyadaki her sorun hakkında yalnızca birilerine mi bir şey söylettirilmek zorunda.
-Spor günümüzde ne kadar spordur? Gerçek bir demokrasi tanımı yapılamazken gerçek bir spor tanımı yapılarak tartışmalara başlanmıyor. Profesyonellik bir sapma mıdır? Sporun amacı ve işlevselliği eğitim bilimsel anlamda etik estetik anlamda neleri içerir. Calokogatia*, fair play kavramları neleri ifade eder? Modern dünyanın modern gladyatörleri midir? Futbolcular yoksa. Kulüpler ne kadar taraftarlarındır? Taraftarlık o kentli olmanın dışında başka bir şey nasıl olabilir. Kitleler nasıl kandırılır ya da kışkırtılır. Anomali midir fanatizm? Vandalizm ile ilişkisi var mıdır? Acaba x,y,z kulüplerinin binalarına, tesislerine taraftarlar özgürce girebilir mi? Kulüp olanakları kime hizmet eder. Kulüp başkanlarını taraftarlar mı seçer. İsteyen her taraftar kulüp yönetimine üye olabilir, başkan ya da yönetim kurulu seçebilir mi? Profesyonellik kavramını sporun dışında kategorilendirip iş kolu olarak değerlendirmek gerekli mi? Spor eğitimin temelindeki gerçek hamallar beden eğitimi öğretmenleri bu sürecin ekonomik saygınlık boyutlarının neresindedir? Ünlü olmuş sporcular onları keşfeden, yönlendiren öğretmenlerini hiç hatırlarlar mı? 20 milyonda olsa taraftarlarınız etik dışı uygulamalarınıza onları da ortak ederek haklı duruma geçebilir misiniz? Milyon dolarlarını ülkesinin çocuklarının hareket eğitimlerine 1 dolar bile harcayan hangi kulüp biliyorsunuz, profesyonel amaç gütmeden ama. Spor sevmek sayın sporseverler söyleminin tam karşılığı olarak obez bir şekilde günde, haftada, ayda bir kez bile bir saat ayırıp terlemeden TV, statlarda bir buçuk saat maç izleyip bunu altı gün boyunca tartışmak mı demektir sadece? Eski zamanlarda mahalle takımları boş arsalarda maç yapar, top koştururlardı. O zaman mahallenin ağabeyleri himaye ederdi çocukları. Şimdi ülkenin, hatta dünyanın ağabeyleri mi himaye ediyor topçu çocukları. Soruları çoğaltabiliriz. Soruların cevaplarını da bilimsel tarihsel süreç açısından doğru olarak verebiliriz. Sonuçta her neyse problem insanlık için atan bir yürek ve dünya için düşünen bir kafa taşınmıyorsa o vücutlarda gerisi laf-u güzaf. Gündemdeki bu son tartışmalara hiçbir spor bilimcinin müdahil olmamasını medyanın spor bilimcilere bu konuda başvurmamasını ayrıca düşünmek gerekiyor.
* Antik Yunanda sporun yapılış felsefesinin özünü içeren sözcük; iyilik, güzellik ve doğruluk anlamını içerir.
Evet sevgili okurlarım, bundan bir kaç ay önce İstanbula şiddet yasasına ilişkin bir konferansa devet edilmiştim, bu konferansta yeni şiddet yasasının taraftarlara bindirdiği yük ile futbolda şiddete neden olan konular ateşli bir şekilde tartışılırken; ülkemizdeki özellikle futbol kulüplerinin yapılanmaları ve bu yapılanmaların şiddete katkısıda gündeme geldi, yanımda, ülkemizin seçkin kulüplerinden bir as başkan oturuyordu ve ben dayanamadım söz aldım; (çünkü ülkemizde şike ve şiddetin muhatapları tarftarlar degil daha çok kulübü yönetenlerdi, nitekim bu gün geldiğimiz yer bu durum bizlere bazı şeylerin yapıldığını gösteriyor!) “Ülkemizdeki Futbol kulüplerinin yönetiminde; Sporcuların dışında, Hukukçu, Güvenlikçi, Asker, Mütahit ve Yeraltı dünyasından kişiler yönetici olarak daha çok yer alırken, sporun emekçisi olan insanlar pek önemsenmezler dediğimde” yanımdaki konuşmacı olarak orada bulunan kişi, oturum biter bitmez hoşcakal demek bir bir yana, yüzüme bile bakmadan gittiğini hala düşünüyorum. Ve şimdide bu tür insanların suçlu zannı ile tutuklu olmalarını görünce de ben herşeye rağmen onların adına çok üzüldüm. İkinci bir üzüntüm sevgili kardeşimin de belirttiği üzere spor emekçisi ya da spor bilimcisi olarak ülkemizde yaşayan bu mesleğin sahiplerinin hala hiç seslerini çıkarmamasıdır!

11 Temmuz 2011  23:28:43 - Okuma: (439)  Yazdır




İstatistik