Yazı

Ayasofya'da 'Headset' Hadisesi
Ayasofya'da 'Headset' Hadisesi 

Asil S. Tunçer

Kulağıma geldi: Sultanahmet Camii’nden çiniler mi çalınmış ne? Çanakkale Kepez Limanı’na yolcu otobüsleri alınmıyor, yerine yolcuları içerde belediye otobüsü taşıyor vs. vs.

Tüm bunları ele alacağız ama çok daha gündem de olan başka konumuz var sırada bu hafta. Ayasofya’da 1 Mayıs’tan beri uygulamaya konulan “headset” sistemi. Ayasofya’da gürültü kirliliğini önlemek amacıyla “headset” yani ‘seyyar mikrofon ve kulaklık sistemi’ uygulaması getirildi. Bu sistem 4-5 yıldır gemi turlarında uygulanagelmekte. Yaklaşık 45-46 cihazı rehbere zimmetliyorsun işlem tamam. Hepsi metal bir çanta içinde 8.000 TL’cik bir şey.
 
Mesela Kuşadası Limanı’ndan yolcuyu alırken başlıyorsun bu aletleri gruba dağıtmaya. Sonra nasıl kullanıldığı anlatıyor ve çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorsun. Efes’e gidiliyorsa şayet bu dediklerimi yapıp bitirinceye kadar çoktan Kuşadası merkezindeki Halk Plajı’nı geçtin. Kendini tanıttın filan derken Kuşadası Marine’de gitti. Şimdi çıktığımız kent şudur, nüfusu şu kadardır a gerek kalmadı, adamlar soruyor soldaki şato gibi duran Adakule Oteli’ni görünce. Allahtan Pygale’yi sıkıştırdın araya ki birazdan Adaland’ı görüp herkes onu soracak bu kez. Kuşadası kaldı bu arada.
 
Her neyse Efes’e girelim biraz yoksa biraz sonra yokuştan boşalmış gibi Üst Kapı’dan Alt Kapı’ya akacağız çünkü orda da zaman olmayacak. Orda da kaç kişi ne kadar süre bunları takıyor ve bizi dinliyor o da ayrı konu. Baştan sona dinleyen ve rehberin her dediğini kulağına yerleştiren çok ideal turist gruplarını burada tenzih ederim. Ayrıca bu işi hemen her gün yapıp ta artık rutine bağlamış ve sorunsuz başaran meslektaşlarımı da tabi ki. Faydaları yok değil var ama rehbere aşırı yükümlülük getiren, zaten rehberin işi azmış gibi işine ek iş katan ve kaybolmasında da birincil rehberin sorumlu tutulduğu bir sistem.
 
Bugünkü konumuz ben de dâhil yok kayboldu, yok müşteri çantasına koymuş gitmiş veya efendim kadın çantasında veya adam cebinde unutmuş ile Efes Alt Kapı’da yüzünü yıkarken tuvalette bırakmışa kadar birçoğumuza sorun yaşatan bu sistemin acentelerin tasarrufundan çıkıp bugün Ayasofya Müzesi’nde bakanlık tarafından uygulamaya sokulması. Ayasofya pilot uygulamada ilk adresmiş ve bunun devamı da gelecekmiş. Bu sistemin ilk elden kullanıcıları olan biz rehberler, 16 kişiyi aşan gruplarda bu uygulamaya zorunlu katılmak zorundalar. Kullanacakları headset’leri uzun kuyruklarda bekleyip almak zorundalar. Cihazları kiralama, gruba nasıl kullanıldığını anlatma ve gösterme… Geri iade etme sırasında yaşanan zaman kaybı ve kaybolan cihazlarda rehberden para kesme gibi durumlar ve geçin bunları kısıtlı zaman aralığında en az ½ saatin bu olaya harcanması.
 
Meslektaşlarımızın “en azından bahçede serbest bırakılsın!” dileklerine katılsam da Efes’te açık alanda zorunlu bırakılan bu aletleri bahçe, tuvalet ne varsa taktıracaklarına bahse girerim. 1 Mayıs 2011 tarihinden itibaren Ayasofya’da 16 kişi üstü grup sayılarında mecburi bırakılan bu uygulamayla turizm denilen dipsiz kuyuya bir taş daha atıldı. Her geçen gün zorlaşan ve aslanın midesinden bağırsağına geçen turizmde ekmek kazanma işini kolaylaştırmak adına başlatılan her uygulama aslında beraberinde başka sorunlar da getiriyor. Turizmi kolaylaştırdığını düşünerek her geçen türlü mucitlikler yapan teorisyen ağbi ve ablalarımız aslında turizmi gün be gün daha da zorlaştırıyor, karmaşık hale sokuyorlar. Kariye Müzesi olsa anlarım. Çok yan yana anlatım yaptığımız anlar oluyor ama Ayasofya gibi bahçede ve geniş alan olan içerde anlatım yapabildiğimiz bir yerde, şimdiye değinde pek iki rehberin birbirini rahatsız ettiği şikayetini duymadığım bir müzede bu uygulamanın başlatılması sebebini anlamakta zorlanıyorum.
 
Şimdi bu işin bir başka boyutunu da ele alalım: Misal Ayasofya’ya 16 kişi münferit grup geldi. Başlarında rehber filan yok. Duyumumuza göre bu gruplar headset almak zorunda değillermiş. Öyleyse şayet ortaya çok ilginç ve garip bir durum çıkıyor. O zaman bu uygulama aslında rehbere endeksli. Doğru gerçi; seti kime zimmetleyecekler; kaybolduğunda veya bozulduğunda kimi sorumlu tutup, para kesecekler. Turiste “kusura bakma kardeşim, aleti kaybettin ver 100 €…” demek kolay değil. Burada demek ki işin çok farklı bir hukuki yönü ortaya çıkıyor. Acente ile Rehberi ya karşı karşıya getiren veya ikisini birden aynı potaya götüren bir hukuki durum. Acenteyi veya rehberi “işinizi kolaylaştırıyorum ve size büyük kolaylık sağlıyorum ama bir şey olursa da sizi sorumlu tutarım ona göre” yaklaşımı mı söz konusu olan? Her ne şekilde olursa olsun direkt kullanan veya teslim alan ve teslim eden taraf rehber olunca bu işin ucu mutlaka rehbere dokunuyor.
 
Daha başka bir boyutu da asıl en çok gürültüyü yapan ilkokul turlarının bundan muaf tutulması. Minikler ayrı bağırıyor, onları düzene sokmak için çabalayan öğretmenleri ayrı… Burada konumuz gürültü ve nasıl engelleneceği hususuna gelip dayanıyor. İlk yapılacak iş gürültü ortamını ortadan kaldırmak. Önce küçük çocukları Ayasofya’ya almayalım. Ardından rehbersiz grupları içeri almayalım. Rehberli grup tek konuşan rehberi dinliyor yani atıyorum 16 kişilik bir grupta tek 17.kişi yani rehber konuşuyor diğerleri dinliyor ama rehbersiz bir grupta ise 16’nın en az yarısı konuşuyor, diğerleri dinliyor. Zira böyle bir grubu çift olarak hesap edersek 16 kişinin sekizi konuşuyor. O halde gürültü sekiz misli.
 
Headset hadisesinde daha başka bir boyut olayın hijyen sorgulaması. Ben şahsen yüzlerce el değmiş bu aletleri ağzımıza yüzümüze yaklaştırmanın ne kadar doğru olup olmadığını da düşünmüşümdür. Gerçi otellerdeki kumandalar da bu konunun kapsama alanına giriyor. Bunu vazgeçtim... Dönelim tekrar kayıp veya bozma durumunda para tazmin etme durumuna. Yolcunuz “ben ödemiyorum kardeşim, bunu ben talep etmedim siz dayattınız” diyebilir. Sizin veya acentenizin sonuçta böyle bir yolcu-headset kullanım sözleşmesi yok. Böylesi durumda konu ortada kalmayacağına göre mutlaka bu işin faturası rehbere çıkacaktır. Trafik, yolcu kaybetme, zaman yetiştirme ve programı eksiksiz tamamlama stresi yanında bir de “şimdi zor yürüyen yaşlı teyze bunu kaybeder veya elinden düşürürse gitti bizim yevmiye” vesvesesi adamın içini tur boyunca kemirir. Gel şimdi sen benden verim bekle.
 
Hele bu setler biz rehberlere girişte kalabalığın orta yerinde veriliyor. Bunları orada kontrol etme, çalışıyor mu çalışmıyor mu denemesi yapma şansımız da pek olmuyor. Bir elinde program ve isim listesi, diğer elinde lolipop ve biletler. Bu arada en lazım olan iki hayati eşya; bir şişe su ile şemsiye taşımak rehbere lüks oldu bu durumda. Oysa yönetmelikte “rehbere görevi dışında sorumluluk yüklemez diye bir madde var(mış)”. Valla ben 25 yıldır bu sektördeyim daha rehberi koruyan ve sağlama alan hiçbir madde ya da daha doğrusu uygulama görmedim. Rehber her zaman “zurnanın son deliği” ve “şamar oğlanı”dır.
 
Bu headset işinde de durum aynı. “Kör tuttuğunu öpermiş” ama nedense bu kör hep rehberi tutuyor ve öpüyor. Tur kimin? Acentenin… Müşteri? Acentenin… Ben kimin işçisiyim? Acentenin… O halde niye headset denen karın ağrısını ben kiralıyor ve bir aletin kaybolması durumunda en az 100 € ödüyorum. Sanki benim tercihim ve talebimmiş gibi bu mevzuda da diğer birçok mevzu gibi niye bana dayatılıyor? Rehberlerin tur yapmalarını ve çalışma şartlarını zorlaştıracak daha ne türlü icatlar çıkacak merak ediyorum.

21 Haziran 2011  09:02:27 - Okuma: (590)  Yazdır




İstatistik