Yazı

Ben De Sizi Sevmiyorum...
Ben De Sizi Sevmiyorum... 

İbrahim Becer

Ak Partinin her iki kişiden birinin oyunu alarak çıktığı ihtişamlı seçim zaferi sonrası, en sıkı muhaliflerin konuşmaları bir deja-vu yaşamama sebep oldu.

Sıkı bir müntesibi olmasanız dahi sinema klasikleri arasında olması hasebiyle her daim ilgi çeken, İslâm Dininin ilk yıllarının konu edildiği ‘Çağrı’ filmini izlemişsinizdir. Oray Eğin, Yılmaz Özdil başta olmak üzere muhalif cephenin bu kudretli kalemşorlarıyla, filmin final sahnesindeki Ebu Sufyan ve eşinin konuşmalarındaki paralelliği bir araya getirince aklıma kadim olma yolunda hayli mesafe kat ’eden “uzlaşma kültürü” sorunumuz geldi.
“Bu kadar mı yanılmıştık?” diyen eşine, “kesin bir zafer bu!” diyordu Ebu Sufyan.
Şüphesiz ideal olarak lanse edilen “uzlaşma” olsa da toplum olarak bizi ayakta tutan, ihtiyacımız olan motivasyonu bize sağlayan uzlaşma değil, uzlaşamamadır. Toplumun bölündüğü sayısız kampları birbirine yaklaştırmak, en azından komşu kılabilmek adına yazılan onca yazıya, çiziye, mücadeleye rağmen görüyorum ki muhataplarımın dudaklarının kenarında hep aynı müstehzi ifade var. Müstehzi ifadeyi geçtim; çünkü o bile içinde edebi barındırırken artık müstehcen ifadelere maruz kalıyoruz. Aşağıdaki satırlar Sözcü Gazetesi yazarlarından biri tarafından kaleme alınmıştır. Affınıza sığınarak aktarıyorum, devam ederiz: "Recep Bey, Hopa'ya gitti, partisine tepki gösterenleri "eşkıya" ilan etti! Gösterilerde hayatını kaybeden "Hopa'nın sevgili öğretmeninin" arkasından konuştu, onu adam yerine bile koymadı! Herkes AKP'nin Hopa'dan sıfır çekmesini beklerken, oradan bile yüzde 35 oy aldı Çiftçi gübre diye ağlıyordu, mazot diye ağlıyordu, elektrik borcu diye ağlıyordu "Traktörümü satmak zorunda kaldım" diye ağlıyordu! Bu ağlaşan çiftçilerin yaşadığı Orta Anadolu'dan AKP neredeyse tulum çıkardı! Bu da "Deveyi diken" diye başlayan lafın haklılığını gösterdi!"
            Tekrar affınıza sığınarak devam ediyorum.Kuş kadar beyni olmayanların kocaman kocaman akıllar vermesine eyvallah da, artık ben böyle adamlarla muhatap olmak da uzlaşmak da istemiyorum. Refah Partisi döneminde aldığımız küçük oylara rağmen bizi böyle haddini bilmezlerden eylemeyen Yaradan’a da ne kadar dua etsek azdır. Çünkü biz, bizi yöneten ama bizim gibi düşünmeyenlere hiçbir zaman böyle cümleler kuranlardan olmadık. Öyle ya, ‘yüzde elli’ bir güç ise ki güçtür tartışmasız, o gücü bugün kullanmamak ve tevazuu elden bırakmamak da kelimenin gerçek anlamıyla güçtür.
         Bir an için elinizi vicdanınıza koyun ve hayal edin: İşçi Partisi seçimlere girmiş ve ne kadar Ergenekon, balyoz, sarıkız namıyla maruf darbe teşebbüslerinden cezaevinde tutuklu varsa meclise girmiş. Bu kafa yapısındaki, yüzde elli oy almış, 320 Milletvekilinin bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaştığını düşünebiliyor musunuz? Kendi gibi olmayana karşı duyduğu hassasiyetin hiçbir zaman pozitife evrilmediği, her daim içinde negatifi barındıran bir düşünce tarzının esiri bu insanların neler yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz?
         Seçimin ertesi günü gazetesinin tüm sayfasını Atatürk’ün Bursa Nutkuna ihdas etmiş Aydınlık. Ne olduğunu kendinin bildiği bir Ulusalcılık mavrasının kum havuzunda oynayan cühela tayfası, dünyayı görmekten aciz ama nizamat vermekten de geri durmayan bir eski tüfekler ordusu. Bursa Nutkuna atıfta bulunarak gençleri taşlı, sopalı eyleme çağırıyor aklınca garibim. Cumhuriyetin kazanımları diye iki çırçır, bir de basma fabrikasının peşine takılmış bir adama neden empati kuracağım, neden uzlaşmaya çalışacağım ki ben.
         Türk Hukuku bazı şeylerin halâ farkında değil. ‘Ulusalcılık’ adı altında örgütlenen bu küçük azınlık ısrarla halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmesine rağmen nasıl oluyor da herhangi bir işleme tabi tutulmuyor anlaşılır bir şey değil. Bu adamlar, bu ülkede azınlıkların en sembol isminin katline ferman çıkarmak için uğraşıp en sonunda bunu da başarabilen bir Kemal Kerinçsiz’i çıkarabilmişlerdir bağırlarından. O ve Onun gibiler şu anda her ne kadar Tekirdağ F tipinde, Silivri’de mukim olsalar bile bu potansiyeli bünyesinde barındıran, hiç olmazsa taşla sopayla insanların birbirine girmesini arzulayan niceleri aramızda.
         Girdikleri seçimlerde aldıkları oy, Youtube’da İbrahim Tatlıses’in ‘leylim ley” şarkısının çeyreğine bile ulaşamayan bu insanların bu halkın nezdinde beni “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam” diye aşağılamasından bıktım.
         Her sıkıştığında, halktan yediği her tokat sonrası bu küçük azınlığın Bursa Nutkuna sarılmasından bıktım.
         Eline fırsat geçse bırakın bölmeyi, bu ülkeyi kromozomlarına ayırmakta zerre tereddüt etmeyecek olan bu insanların bana “bölücü” demesinden bıktım.
         Vatanseverliğin zekâtı farz olsa ve ben bunu versem, ömrü boyunca kendisine sadaka olarak yetip artacak olan bu insanların “söz konusu vatansa gerisi teferruattır…” imalı cümleler kurmasından bıktım.
         Beni sevmiyorsunuz ya, ben sizi iki kere sevmiyorum ama küfür de edemiyorum.
         Dili yok kalbimin, bundan ne kadar bizarım…

15 Haziran 2011  00:16:56 - Okuma: (636)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik