Yazı

Topkapı Rezaleti
Topkapı Rezaleti 

Asil S. Tunçer

Gözümün önünde kadın yere öyle bir kapaklandı ki, aklım çanağımdan çıktı. O hızla kafasını eşiğe vurmamasına hala inanamıyorum. Derler ya “Allah Korudu”; aynen öyle oldu.

Yer Topkapı Sarayı, Padişah Portreleri Salonu. Anlatımı bitirdim. Grup yan taraftaki hediyelik eşya reyonunda alışveriş yapıyor. Ben de dışarıda telefonla restorana biraz gecikeceğimi bildiriyorum. Tam o sırada 3 çekik gözlü (Koreliye benziyordu) hanım içeri girmek için kapıya yönleniyorlar. Zeminde sıyrık şeklinde oyuk var. Her nasılsa kadının ayakkabısının burnu veya sayası bu çukurcuğa giriyor, takılıyor ve uzunlamasına yere kapaklanıyor. Allah’tan Uzakdoğulu, uzun boylu değil, kapıya santim kaldı. Yoksa Maazallah kafasını eşiğe vurabilir, vahim sonuçlar doğabilirdi.
 
Neyse kadını yanındaki diğer 2 kadınla birlikte dikkatlice yerden kaldırıyoruz. Az ilerdeki banka oturtuyoruz. Yerden kaldırdığımızda yere düştüğünde oluşan çarpmanın şiddetini alnından ayakkabı burnuna kadar tüm vücudunda, elbisesinde ortaya çıkan siluetle daha iyi anlıyoruz. Ağlayan kadına doktor ve ambulans çağırabileceğimi söylüyorum. İstemiyor. Yanındaki hanımlara da ısrarla tekrar ediyorum, istemiyorlar. Elimdeki suyu uzatıyorum. O sırada yanımızda beliren görevliyi fark ediyorum, sorumluluğu kendisine devrediyorum. Bu arada hanım da toparlanıyor. Ben grupla olay yerinden ayrılıyorum.
 
Sonra Arz Odası’nın önünden Babüssaade’ye girerken ara holdeki zeminin aşınmadan dolayı ne kadar engebeli olduğunu hissediyorum. Bu olay oldu ya, şimdi gözüm hep yerde, zeminde. Hadi genelde spor ayakkabı giyen biz rehberler tamam. Zaten zemine az çok alışığız ama biraz topuklu giyen ve burayı ilk kez gezen birisi için ne kadar uyarırsan uyar zeminin haliyle asırlık olması sebebiyle burkulma, ıslak zamanlarda özellikle kayma ve az önce cereyan eden hadise gibi de düşmelerin yaşanması kaçınılmaz.
 
Hem zemini korumak hem de ziyaretçiyi korumak ve de mevcut aşınmış yerlerin orijinalliğini muhafaza altına almak açısında üstünü uygun bir yürüme platformu ile kapatsak nasıl olur? Diğer normal döşemeleri de elden geçirirsek bu işi kısmen de olsa çözümlemiş olmaz mıyız?  
 
Diğer taraftan Hazine’de havalandırma yetersiz. İçerde insan seli aynı havayı saatlerce soluyorlar. Zaten içeri girer girmez bunu hissediyorsunuz kesif bir nefes kokusunu alınca. Ben bu yüzden içerde durmayı sevmiyorum ama mecburen grubun başında bazen bulunmak zorunluluğundan… Hâlbuki zor değil ama o bilinç yok. Yalnız burada mı hayır, ülke genelinde uçak hariç hemen her yerde biz millet olarak havalandırma düşmanıyız. Otobüsler de dahi. Kış günü binin belediye otobüsüne, tüm pencereler kapalı, içerde büzüşen insanlar, isterseniz pencereyi açmaya yeltenin, hepsi birden bağrışırlar pencereyi kapamanız için. Bu insanlara sanki anaerob solunum yapan bakteriler sanki. Ya da vücutları oksijensiz yaşamaya alışmış...
 
Yapılan araştırmalarda insan beyninin oksijensiz ortamda daha verimsiz çalıştığı ve üretkenliğinin azaldığı saptanmış ki bu bilgi yeni değil. (Desenize yıllardır, yarım kafa iş üretiyoruz). Bizim tur araçlarımızda bile çoğu zaman kaptanı havalandırma için uyarmak zorunda kalırız. Oysa hiç gerek olmamalı, araç yolcusuyla hareket eder etmez havalandırma çalışmalı. Nerde? Daha havalandırma ve klima arasındaki farkı bilmeyen şoför var. Hele birde araca yabancı kaptanın havalandırma düğmesini araması ve bir türlü devreye sokamaması, araçtaki yolcunun da daha bismillah sinirlenmesini düşünün… Üstelik ben yolcuyu alıp araçla buluşuncaya kadar sigara içtiyse ve bu koku araca sindiyse…
 
Dönelim Topkapı’ya. Önce lütfen küçücük okul çocuklarının Topkapı Sarayı’na ziyaretçi olarak alınmaları konusunu masaya yatıralım. 8-9 yaşındaki bir küçük çocuk ve Topkapı Sarayı. Bence yan yana durmuyor. İleriki yaşlara diyecek yok ama daha nereye geldiğinin ve neyi ve de nereyi gezdiğinin bilincinde olmayan bir çocuğu Topkapı’ya getirenin önce aklından şüpheliyim. Okul gezilerine hiç girmiyorum çünkü bu turlar artık tamamen okulların rant kapısı ve de öğretmenlerin bedava gezip tozduğu tur kapısı oldu.
 
Benim asıl üzüldüğüm öğretmenin, okulun veya arkadaşlarının ısrarıyla tur dayatmasına maruz kalan yani tura gitmek zorundan kalan öğrenci ile arkadaşları giderken öğrencisinin evde kalmasına göz yumamayıp onu tura gönderen veli. Allah aşkına! Bu memlekette bir akıllı yok mu? İlkokul çağındaki çocukları niye tur diye sömürüyorsunuz hey okullar ve öğretmenler. 3 çocuğu 2 kişilik koltukta seyahat etmesine göz yuman anne-babalar… Çanakkale’yi anlarım, Pamukkale’yi anlarım ama Topkapı ve Aya Sofya’yı anlamamı benden beklemeyin. 
 
Ben rehberim ve benim çocuklarım daha Topkapı ve Aya Sofya’yı görmediler. Size bakarsam benim onları kundaktayken götürmem lazımdı. Normal bir aileden belki 10 kat daha fazla bizim evde Topkapı muhabbeti olur doğal olarak anne ve baba rehber olunca. Lakin hala bizim çocuklar buraya gelmedi çünkü biz getirmiyoruz. Neden mi? Orası çoluk çocuk yeri değil de ondan. Hazine çocuklarla dolunca ben programımdan hazinenin yarısını çıkartmak zorunda kaldım. Bu ne saçmalıktır ve kepazeliktir. Tarih: 18 Mayıs 2011. Tur programımda Topkapı var. Lanet olsun. Ama yapacak bir şey yok. Hem 19 Mayıs hem müzeler Haftası vs vs. Tüm okullar Topkapı’da. Rezalet son safhada. Topkapı’yı bitirip Boğaz Turu yapıp Safranbolu’ya hareket edeceğim ve orada bir konak ve Arasta gezeceğim. Halimi siz düşünün.
 
Kuyruk Aya İrini’ye dayanmış. Gişeler yangın yeri. “Rehber önceliği” yazısına rağmen sırada bekleyenlerden sözlü tacizler. Sataşmalar, dalaşmalar… Daha sabahtan enerjim bitti, moralman çöktüm. Sanırım tüm gün suratım asık tur yapmışımdır. Gördüğüm tüm rehber arkadaşlarının da benden farkı yoktu gün boyu. Mesleği bırakanlardan kendini Saray Burnu’ndan sahile atanlara kadar herkes canından bezdi o gün. Ben yoktum ama ertesi ve takip eden günlerde de benzer rezaletler yaşanmış…
 
Küçücük sabilerin Topkapı’ya alınmaları büyük yanlış. Bunu ileriki yaşlar için daha bilinçli gezi ve öğrenme çağlar için düşünmeli, Topkapı’daki her geçen gün artan kalabalığı azaltmanın yollarını aramalıyız. Öte yandan bilhassa Hazine önündeki uzun kuyruk ve içerdeki uğultuyu azaltmanın da yollarını… Topkapı bu yükü, kirliliği ve yıpranmayı ve hatta duyarsızlığı daha uzun süre kaldıramaz. Burası, al bileti içeri gir mantığıyla, sadece ona buna dokunma kuralı koymayla yetmeyen koruma ve yaşatma hassasiyeti gerektiren özel bir müze. Tuvaletinden gezi güzergâhı ve ziyaret alanlarına kadar çok yönlü uygulama ve idare ihtiyacı duyulan bir müzemiz. En ivedisi bu ziyaretçi yığılmalarını önlemek, gişe önü yığılma ve kuyruklarının çözümü… Ayrıca kapalı alanların havalandırılmasıyla küçük çocukların Topkapı ziyaretlerinde yaş sınırı getirilmesi…
 
Allah aşkına bu yaşanan rezaletlere bir son verin. Çocuk gezilerini lütfen sömestre endeksleyin. Ocak 15-Şubat 15 turist yok, müzeler boş, biz de boşuz; o halde gelin hep birlikte aklımızı kullanarak hepimizin boşluğunu dolduralım… Bir gün gelecek bu kuyruk ve gişe yığılmaları yabancı basında yer alacak, aleyhimizde kötü reklam olacak ve rakiplerimiz bunu kullanacaklar. Ondan sonra da turist gelecek diye yollara bakacağız. Bunu bilesiniz. Demedi demeyin!
 
 Not: Bu yazım bu platformda son yazımdı. Hoşça Kalın!


23 Mayıs 2011  02:16:08 - Okuma: (517)  Yazdır




İstatistik