Yazı

5.2'lik seçmen kararını vermiş...
5.2'lik seçmen kararını vermiş... 

İbrahim Becer

5.2'lik seçmen kararını vermiş...

         Avukat kimliğiyle geçtiğimiz günlerde İmralı’ya giden Aysel Tuğluk iyi saatte olsunlar bu kez de Milletvekili kimliğiyle basına şöyle bir beyanatta bulunmuş: “Kürtler hükmünü vermiştir; çözüm AKP’ye rağmen gelişecektir. Kürtler ’in bu anlamda sabrı da, tahammülü de bitmiştir. Devletle olmuyorsa, halkımız kendi demokrasisini kuracak ve kurduğu bu sistem içinde yaşamasını bilecek kadar örgütlüdür. Bu statüsüzlük durumu daha fazla devam edemez. Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi bilinmez. Ancak, bir statü kazanılacak ve ne pahasına olursa olsun savunulacaktır"
         Bu sözlerin Aysel Tuğluk’a ait olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü İmralı’da görüştüğü Abdullah Öcalan’ın açıklaması da şu şekilde: “15 Hazirandan sonra ya anlamlı bir müzakere dönemi başlar ya da savaş başlar; müzakere başlarsa çok büyük bir müzakere olur, savaş başlarsa çok büyük bir savaş başlar ve kıyamet kopar. Her ikisi de anlamlı ve kutsaldır…” Türkçede bunun karşılığı olan çok güzel bir atasözü vardır, bilirsiniz: “Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur” derler.
         Böyle bir beyanat karşısında kalem oynatacaksanız önünüzde iki seçenek vardır; ilki, kolay olan işin “ideal” kısmına vurgu yapmaktır. Burada öyle ütopik yaklaşımlarda bulunursunuz ki yazının sonunda Thomas More’un ütopyasına rahmet okutursunuz. İsterseniz metni o kadar zorlarsınız ki işin ucu Sabahat Tuncel’den özgürlük savaşçısı çıkarmaya kadar varabilir. İkincisi, zor olanını yazmaktır. Gidişata bir anlamda projeksiyon tutabilmektir büyük ölçüde. Dikkatli ve bir o kadar da vicdan sahibi bir çift gözün çok rahat görebileceği malumun ilanıdır yaptığınız ama olsun.
         Aylar önce bir yazı yazmıştım: “Kararı Kürtler Verecek!” isminde bir yazıydı. Kesif bir Okur kitlesi tarafından “Kürtleri tehdit etmekle” suçlanmak gibi beklemediğim bir dönüş alınca, “ Güneydoğudaki en acı kaybımız: Masumiyetimiz” adında yeni bir yazı hazırlamak zorunda kalmıştım. Sözün özü şuydu: Bu işi bir bıçağı bilemek olarak görün; bir tarafını bilediğiniz anda diğer tarafı kendiliğinden bilenecektir. Eğer ki siyaset kurumuna girdiğiniz halde halâ arkanızda dağda gezen yedi bin eli silahlı adamın teminatını bir senet olarak görüyorsanız, emin olun ki birileri de karşı cenahtaki eli silahlı on binleri bir şeylere zorlayacaktır. Bu yüzdendir ki ne Dağlıca ne de Aktütün gibi baskınlar bana normal gelmemiştir. Bu olaylar daha çok bir şeylere zemin hazırlamak için müsaade edilmiş, çok da karşı konulmamış eylemler olarak tarafımdan not edilmiştir. Ne zaman Kürt Meselesini akıl yoluyla çözmeye kalkışsak dikkat edin olmadık bir işe imza atılıyor bu topraklarda.
         Okurun sabrını zorlamak istemiyorum ama Şırnak’ta geçen bir yıllık tecrübeme dayanarak söylüyorum Dağlıca, Aktütün, Han tepe baskınları “zorlama” olaylardır. Normal şartlar altında ne PKK böyle bir baskını yapabilirdi ne de Ordu buna müsaade edebilirdi. O günlerde internete düşen ses kayıtlarını dinlerseniz, Örgütün youtube’da yaptığı çekimi izlerseniz (Oramar Baskını) sanki bir danışıklı dövüşe şahit oluyormuşsunuz izlenimi uyandırıyor insanda.
         Şimdi aynı oyunun BDP formatını izliyoruz sanki. Pasif eylemsizlik parolasıyla yola çıkan bir siyasi hareketin bir ayda geldiği nokta çokça tanıdık olduğumuz Vandalizmin yağma kültüründen başka bir şey değil. BDP ve onun mümessilleri, bu korkak tavırlarını üzerlerinde taşıdıkları müddetçe asla ve asla olmayacak siyasi ikballeri uğruna ısrarla yeni “Cem Erseverler” i meydana inmeye zorluyorlar.
         Türkiye’deki Kürt Meselesinin bugün geldiği nokta bildik bir sloganın ete kemiğe bürünmüş halidir zannımca: “Kral çıplak! Türkiye’de Kürt meselesi hakkında kalem oynatan, sözü muteber, empati yeteneği gelişmiş kaç tane Kürt Aydını tanıyorsunuz. Orhan Miroğlu neden tehdit edildi, Şivan Perver neden boykot edildi, Kürtlerin içinden İmralı’ya aykırı bir ses neden çıkmıyor? Soruları çoğaltabilirsiniz ama gelin bir başka pencereden bakalım olaya. Düne kadar sistem için büyük tehlike olarak addedilen Ak Parti iki dönemdir iktidar ve üçüncü dönemine doğru yürürken, aynı elmanın iki yarısı olan Saadet Partisi ve Has Parti’nin eleştirilerinden geri durduğuna şahit oldunuz mu? Ya Tayyip Erdoğan’ın gerek sağlığında Hoca’ya karşı, gerek Numan Kurtulmuş’a karşı bir tehdidini işittiniz mi? Kabul edersiniz veya etmezsiniz ama Türkiye’de İslamcı Hareketle, Kürt Hareketinin arasında ciddi bir nitelik farkı vardır. Bu farkın kapanmasının mümkün olmadığını gören BDP’nin şu anda yaptığı da şiddeti tırmandırarak hiç olmazsa farkı koruyabilmektir. Kendi içinde çok sesliliği sağlayamayan ve geliştiremeyen bir siyasi hareketin tehditlerle bir yere varabilmesi de mümkün görünmemektedir.
         Olay daha sıcak; Söke ve Kuşadası arasında kendi halinde bir köy olan Ağaçlı’dan geçen BDP konvoyu bakkalda asılı bayrağı yırtmak için duruyor, Atatürk büstüne taş atıyor ve ortalık bir anda savaş alanına dönüyor. Geçimini bazlama ve gözleme yapıp yoldan geçen araçlara satmakla sağlayan Köylüden yarım saatte canavar yaratan bu zihniyetin varmak istediği noktayı anlamak için çok fazla mürekkep yalamaya gerek yok.
         BDP ve onun mümessilleri kışlasına çekilmiş Askeri, Kato’ya, Besta’ya, Botan’a çekmek için canla başla çalışıyorlar, bundan adım gibi eminim. Başbakan’ın konvoyuna Karadeniz’de suikast düzenleyip, telsiz kayıtlarına rağmen inkâr stratejisi izlemek de acemi siyasi manevradır o kadar. Tabanını ancak ve ancak akmasına sebep olacağı kanla ayakta tutmaya çalışan bu siyasi hareketin barışı da istemeyeceği aşikârken artık kimseyi tehdit etmesine gerek kalmadı. Bu yazıyı yazdığım saatlerde geçen alt yazıda Ordu’nun Kato’ya yürüdüğü haberi geçti. Aysel Hanım’ın gözü aydın restini gördüler. Coğrafyayı bilen birisi olarak söyleyeyim iki taraf için de hareketli günlerin arifesindeyiz. Beytüşşebap’ın batısı Kato, Onun arkası adına Besta Vadisi denilen uçsuz bucaksız bir arazi. Aklın, mantığın, siyasetin, olmadığı, hayatta kalmak için karşındakini öldürmek zorunda olduğun gerçek bir cehennem. Yazının başında ideal olanı değil, gerçek olanı yazacağım derken kastettiğim buydu. İnanın, uzun süredir sönmüş olan bu cehennemin ateşini yakan da Kürtlerin yüzde 5,2 si olacak. Hangi taraftan, kaç kişinin öleceğini bilemem ama emin olduğum tek şey akacak her damla kanın BDP değirmenine oy taşıması içindir bu gerilim stratejisi.
         Bu taktik BDP’ye iktidar yolunu açar mı hep beraber göreceğiz. Pasif eylemsizlik denilince bankaları soyan, kaldırım taşlarıyla mağazaların camlarını çerçevelerini indiren, Molotoflarla insanların hayatları boyunca kazandıklarını tek hamlede yakıp kül eden bu zihniyetin dilinden “barış” kelimesini düşürmediğini görmekse, “ironi tarihi” açısından bir kilometre taşı olarak literatürde şimdiden kendine bir yer edindi bile. Barış diyorsun siyasi rakibine pusu atıyorsun, demokrasi diyorsun muhatabını tehdit ediyorsun.
         Ve ciddiye alınmadığın için şikayet ediyorsun…

8 Mayıs 2011  00:31:22 - Okuma: (699)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik