Yazı

Küresel ve Çağdaş Yaşamdaki Yerimiz
Küresel ve Çağdaş Yaşamdaki Yerimiz 

Hüseyin Gül

Hızlı iletişim çağında, yaşamın küresel yüzünü kolaylıkla görebiliyoruz.

Zaman içinde yaşananları, tarih babanın yaşlı hafızasına bırakmadan, yıllar sonra değil, aylar, günler ve saatler bile değil, aynı anda Dünya’nın diğer ucunda yaşanan tarihi bir olayı, görsel medyada canlı olarak izleyip görebiliyoruz. Teknolojinin getirdiği iletişim araçları sınır tanımıyor. Bırakın ulusların yaşamlarını, insanların yatak odalarına bile girip tarih yazıyorlar. Özel yaşamın mahremiyeti ve ne anlamı kaldı ki. Neye göre iyi ve kötü olduğu konusunda yaşama yeni anlamlar yüklemek zorunda kalabiliriz. Toplumsal bilincimiz, zaman içinde ne yönde ve nasıl gelişir bunu önceden kestiremiyoruz.
Avrupalı toplumlar, ileri teknoloji ve küresel emperyalizmin sömürü düzeni içinde, sorunlarını halledip yaşamı götürüyorlar. İslam Ülkeleri ise geri kalmışlığın anlayışı ve acıları içinde kendi kendilerini yok ediyorlar.   
İktidar, parasal gücü olanlarındır. Sistem ona göre kurulmuş ve o yönde işliyor. Egemen güçler, toplumu daha kolay baskı altına alarak yönetebilmek için, dini duygularımızı yozlaştırıp, emperyalist bir anlayışla, kendi çıkarları doğrultusunda yaşamlarını sürdürüyor.
İslam Ülkelerinin şu andaki sosyal konumlarına bakınca neden geri kalmış olduklarını kolayca anlayabiliyoruz. Görüyoruz, birisi 40 yıl, diğeri 30, kimileri de 15-20 yıldır keyiflerine göre İslam alemini yöneten ve her lafın başında Allah’ın adını ağızlarından düşürmeyen diktatörler, halkların geri kalmışlığı ve din yobazlığı üzerine çöreklenip, hem de cumhuriyet ve demokrasi söylemleriyle kendi saltanatlarını yıllardır sürdürüp gelmişler. Ve şimdi, onları tarih sahnesinden, acı bir tablo içinde canlı olarak endişeyle izliyoruz. Bu ülkelerin insanları, açlığın ve yoksulluğun acıları içinde dertlerini anlatmaya kalktıklarında, karşılarına kan ve zulüm dikildi, ölümle yüzleşiyorlar şimdi. Onlarca yıl, hatta öncesine baktığımızda, yüzlerce yıl utanmadan, halkın sırtında saltanat kuran, gözlerini hırs bürümüş bu diktatörler, saray saltanatlarını sürdürebilmek için kendi soydaşlarını öldürmekten en ufak çekince duymuyorlar. Kör nefisleri ve aşağılık egoları için canlarını, kendi yaşamlarını bile gözden çıkarabiliyorlar.
Böylesi bir İslam anlayışı ve yönetimi, ne yazık ki görüldüğü gibi, halkın can güvenliğine ve Ülkenin milli kaynaklarına sahip çıkamıyor. Ve sonunda,hem de “İnsanlık adına” Ülkelerinin geleceğine Avrupalı ve Amerikalılar el koyabiliyor. 
Irak’a ne olduğunu gördük, Saddam devrilip gitti. Mübarek tahtından indirildi. Kaddafi gidici. Sıra Esat’da. Yemen, İran derken, görünen köy kılavuz istemez, sıra bize mi geliyor diye neden sormuyoruz? Ülkemizi, bu karanlık yobaz düşüncenin, şeriatçı düzeni içine çekebilmek için, önümüzde ve ardımızda kimlerin olduğunu neden göremiyoruz?
Dış güçler ve içimizdeki işbirlikçiler, kendimizi çaresizlik içindeymişiz gibi gösterip, bilinçli olarak moral gücümüzü yıkıyorlar ve kendi suçları görünmesin diye bize Amerika’yı gösteriyorlar. Amerikalılar, oyunun kurallarını biliyor ve ona göre oynuyor.
Peki, biz ne yapıyoruz? Emperyalizmin en büyük temsilcisi Amerika’yı suçlamakla kalmıyor, onun gücüne karşı boyun eğerek özgüvenimizi kaybediyoruz. Ülke çıkarlarımızı koruyabilmek için, emperyalizmin ne olduğunu bilmek zorundayız. Bu nedenle önce kendimizi suçlayıp ve sonra da emperyalizme karşı gözümüzü açıp, tüm gücümüzle karşı durmalıyız.
Avrupalı Hıristiyanlar nasıl bu günlere geldi. Tarihsel geçmişlerine baktığımızda yaşamın çöplüğüne atılmış ne pislikler görürüz. Ne yazık ki, insanların egoları, kişisel çıkarlarının önüne geçip, insanlık adına onlara dur diyemiyor. Bir zamanlar, papazlar bile günah çıkarıp, cennetin anahtarlarını satıyorlardı. Ve o inançtaki toplumlar, bedel ödeyerek, bu gerici zihniyetten kendilerini kurtulabildiler. Önemli ölçüde dini sömürüyü ortadan kaldırdılar. Ne yazık ki, İslam Ülkeleri olarak, en az yüz yıl onların gerisindeyiz. Ve onlar, papazları, kiliseleri, kitaplarıyla şimdi, kendi inançlarını özgürce yaşayabiliyorlar.
Gelişmiş ileri toplumlarda, bilim adamları, Evren’in sırlarını çözmek için füzelerle yarışırken, bizler hala kadınlarımızı, kızlarımızı kara çarşaf, türban ve koca dayağından kurtaramıyoruz.

4 Mayıs 2011  14:07:30 - Okuma: (411)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik