Yazı

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü 

Sevgi Melek

Onlar için önemli olan ne yaptıkları değildi. Neyi nasıl yaptıkları hangi yolu izledikleri ne düşündükleriydi. Benim için ise onların yaptıklarında önemli olan sonuna kadar mücadele etmiş olmaları bir diğer değiş ile de; savaşmış olmalarıydı.

         Yapılan hiçbir şey boşuna değildi. Onlar pişman değillerdir eminim öldüklerine bende olsam bende pişman olmazdım çünkü de ondan. Yine verselerdi aynı kalemi kâğıdı ellerine yine aynı düşünceleri yazarlardı. Bende olsam yine ben de aynı düşünceleri yazardım. Ne kalemim bir an olsun titrerdi ne de dilim.
         Kimin aklına gelir ki bu denli saçmalık ve bu denli bir ahmaklık. Akınla gelen şey yüzünden aklına gelmeyen bir şey olsun. Hepsi doğruyu söyledi. Hepsi hep doğruları söyledi. Ama hiçbir şekilde özgür olamadılar. Dillerine ve kalemlerine kelepçe geçirmişlerdi. Binlerce yasak kelime ve o anlama gelebilecek sözcükler vardı (hala daha var). Onları yazmaları yasaktı.
         ‘Yasak’, ahhh ne afili bir kelimedir o öyle! Ne anlama gelir ‘özgürlük’ kelimesinin yanında? Dile ve kaleme vurulan görünme kelepçe midir ki ‘yasak’ ? öyleyse bu bir adalet değildir ki. Bu bir eşitlik bu bir hak değildir ki. Bu düpedüz yalancılıktır. Takvasızlık ve duygu güven samimiyet ve zaman dolandırıcılığıdır. Başka bir anlamı yok!
         Sözde olan o kadar çok hak kural hukuk vs. var ki saymakla bitmez. Ama dediğim gibi hepsi sözde! Uygulamaya geçemiyor çünkü uygulamaya geçirecek bir düzen bir sistem yok. Bu düzen ve sistem ancak ve ancak gelişmiş ülkelerde sanayisi gelişmiş gelir düzeyi yüksek ve okur-yazar oranı en üst seviyede olan ilkokulları yüksek okulları sayısının ve onların eğitim statülerinin yüksek olan bir ülkede ancak gerçekleşebilir. Bizim ülkemizin gerilediğini söylemek ne dilime nede ülkemin iktidarına yakışmıyor.
         Eğitim kurumlarında basında özgürlüğü öğretip de sonra birde yanında, ‘bu yazan şekli gençler, uygulanan şekli ise tam tersidir’ diyen öğretmenler istemiyorum. Burada bahsettiğim öğretmenlerin tutumu değil, o öğretmenlere onları dedirten sistemin tutumudur.
         Ben ülkemde ‘sözde’ kurallar, haklar ve yasalar istemiyorum. Yok, ise yoktur. Evet, sen yok dediğinde isyan çıkar bu doğrudur. O zaman yap! Sözde yapma gerçekten yap, sözdeyken isyan çıkmıyor mu? Evet diğerinden daha az çıkıyor ama olsun çıkıyor değil mi en nihayetinde!
         Ben dilime ve kalemime zamanında diğer yazarlara ve eleştirmenlere konulduğu gibi kelepçe konulmasını istemiyorum. Günümüzde hapiste olan yazarlardan olmak istemiyorum. Ben kalemimle adam öldürmedim. Adam öldürenleri kalemimle söyledim. Suçum buysa, eğer adam öldürenler değil de bunu görüp de söyleyenler de ise suç, tamam ben katilim. İdama mahkûm edin. ‘yasak’ lar ile ‘özgürlüğüme’ kelepçe takın. 
                                                                  *****                   
 
         Şunları söylemeden de yazımı bitiremeyeceğim: iç işleri bakanımız Beşir Atalay ‘Türkiye basın özgürlüğü konusunda ABD’den daha özgür’ diyerek kendini ABD’ye ve Türkiye’ye güldürmeyi başardı. Bende yerinde olsam bu söze aynı cevabı verecek olduğum, ABD dış işleri bakanı sözcüsü Philip Crowley esprili bir şekilde ‘bu konuda bir anket düzenlemem gerek. Fakat bizde hapse atılan gazeteci yok’ dedi. Cevap açık ve net bence de. Ben burada keşke Beşir Atalay’ı savunabilseydim. Eminim ki savunurken daha gururlu ve daha içten savunurdum. Fazla söze ne gerek!

3 Mayıs 2011  15:28:37 - Okuma: (369)  Yazdır




İstatistik