Yazı

Nükleer Santral
Nükleer Santral 

Etem Kutsigil

Yakın geçmişte okuduğum bir sözün, Japonya’daki Tsunami ve onu izleyen Nükleer santral faciasını izledikten sonra ne kadar doğru olduğunu anladım.

“Allah bir şehri mahvetmek isterse, nöbetçinin uyanık olması o şehri kurtaramaz.”
Özellikle Çernobil felâketinden sonra, bütün dünya gibi Japonya da böyle bir kazaya karşı büyük önlemler almıştı. Fakat yetmedi. Bir tsunami bütün hesapları altüst etti.
Gelelim bize;
AKP Hükümetinin, iki nükleer santraller yaptırma konusunda hazırlığı var. Sinop ve Mersin  (Akkuyu) santralleri.
“Çevreciler” baştan beri nükleer enerjiye karşı.
Kaza olunca Başbakan “Patlama tehlikesi var diye, doğal gaz kullanmayalım mı…” gibi anlamlı (!) bir ifade beyan etti.
Buna benzer bir deyim de, tabancayla tehdit edilen birisinin meydan okuması;
“Demirden korksam, trene binmem lannn!”
Oysa ki korkmak lâzım yerine göre…
Hele nükleerin her çeşidinden.
Hele tüp gaz veya doğalgazla nükleer enerjinin zararlarını karşılaştırmak, hatta bir tutmak akıl almaz bir şey.
En kısa ifadesi ile birincisi, yeri belli, küçük bir alanda tahribatını yapar geçer, diğeri yüzlerce yıl etkisini korur ve daha kötüsü zararları kazanın olduğu yerle sınırlı kalmaz, binlerce   kilometre uzaklarda bile etken olur.
Ne var ki bir atasözümüz de, “Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur” demek. Ve elimizden gelen güvenlik önlemlerinin en iyisini alıp, Allah’a tevekkül etmek. Bu bir…
……….
Ne var ki, Türkiye’mizde elektrik enerjisi de öteden beri gündeme gelir çareler aranır.
Türkiye’ye yakışan, iktidar partisinin yalakası olmayan, kendi branşlarda otorite olan, her çeşit bilim adamının toplanıp, bir ULUSAL (MİLLİ) ELEKTRİK ENERJİ POLİTİKASI tespit etmeleridir.
Zira önemli bölümü birinci derece deprem riski taşıyan bir kuşakta bulunan Türkiye’mizde nükleer santralin yapılmamasında faydalar olduğuna göre, geriye neler kalıyor? Bunlar üzerinde tartışılıp bir mutabakat (fikir birliği) sağlamaları şarttır.
…….
Hidroelektrik santrallere gelince…
Vâdilerin ağızlarına inşa edilen barajların ömrü yerine ve çevre koşullarına göre 40 yıl ile 70 yıl arasında değişir. Bu sürede dipleri, sürüdükleri topraklarla dolar. Ömürleri tamamlanır ve artık elektrik üretemezler. Ne var ki bu arada vâdideki doğal yaşam sonsuza dek ölür.
Baraj yerinin üstünde kalan köyler yok olur. Barajdan sonraki köylerde de, barajın tuttuğu su yüzünden köylülerin yaşam şekilleri bozulur. Giderilmesi çok zor sosyal ve ekonomik yaralar açılır. Demek ki bu da düşünülmesi, tartışılması gereken bir çözüm şeklidir. İnatlaşmak, yersizdir.
……….
Ülkemizde kömür rezervlerinin (toprak altındaki kömür miktarı) çokluğu karşısında termik santraller akla gelse de, bunların yarattığı çevre kirliliği ve atmosfere verdiği zarar, özellikle insanların sağlığını, tarım kesiminde ise bitki örtüsünü tahrip ederek amacını aşan sonuçlar yaratıyor.
………
Geriye iki seçenek kalıyor ki, bunlar da yurdumuzda hem çok bol, hem çok kolay yapılabilecek şeyler. Hem de zararsız!
Bunlar Güneş ve rüzgâr enerjisi. Barajlar için harcanacak paralar bu tesisler için harcanırsa eminim ki, çok daha olumlu sonuçlar verecektir.
Elektrik ihtiyacının karşılanması için alınacak önlemlerin başında, teknik bazda enerji kayıplarını önlemektir. İkinci bir önlem de, bir duyumuma dayanıyor. Söylendiğine göre ve doğruysa özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde yaşayan vatandalar elektrik parası vermiyorlarmış. Hadi biraz yumuşatarak söyleyelim, vermeyenler çoğunluktaymış. Elektrik üreten şirketlerin zararı, elektrik fiyatlarının artmasına yol açtığı için, elektrik paralarının toplanması şarttır.
……………….
Rusya’ya nükleer santral yapması için topraklarımızda yer verip, onların ürettiği elektriği paramızla satın almak, kendi arsasını verip, başkasına yaptırdığı binaya taşınıp kira vermeye benzer.
Santralin üstelik yaratacağı çevre kirliliği, atıkların yaratacağı zararlar bizim kârımız olacaksa, kıyamete kadar
NÜKLEER SANTRALE HAYIR !!!

2 Nisan 2011  00:45:29 - Okuma: (442)  Yazdır




İstatistik