Yazı

Netekimli Parmak
Netekimli Parmak 

Hüseyin Gül

Günü gelmişti ve işaret parmağını çekip gösterdiğinde, dürtüsü ucundaki sadist duyguları zevkten titriyordu.

                  “Haydi Netekim! ” dedi karanlıktan gelen ses “ Tam zamanı şimdi.”
                  Ayların dokuzu, günlerin on ikisiydi ve Netekim tankları ve toplarıyla işi bitirdi.  
                  Günleri gelir gelmez, diklenip geziyordu şimdi Netekimli Parmak. Saklısı, gizlisi yok. Siyah gözlüklerini çıkarıp atmış ama hala silikti yüzü. 
                  Zulmün acımasız şiddetiyle sarstılar yaşamı ve tüm sevdalarıyla birlikte Devrim’i alıp götürdüler gecenin köründe.
                 Ve şimdi, gözlerine siyah bir bant çekip, ellerini arkadan bağlamışlar, diz çöktürmüşler. Eli, yüzü kan içindeydi. Dişlerini sıkıp, türkülerle damıtılmış duyguların gücüyle acılarını susturuyordu.
                 Komünist, yasa dışı bir örgütün üyesi ve devleti yıkmak amacıyla eylem içinde oldukları iddiasıyla suçlanıyordu Devrim.
                 “ Demek örgüt üyesi değilsin ama maymundan geldiğini kabul ediyorsun “ dedi işkenceci
                 Sesini çıkarmadı Devrim.
                   “ Konuşsana lan..” diye bağırıp, elindeki copla göğsüne dürttü.
                   “ Bak “ dedi Devrim, ” Benim değil, senin nerden geldiğin önemli “
                   “ Ne demek şimdi bu? “
Adam meraklanmıştı ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu.
                   “ Söylesene lan.. ne demek istiyorsun? “
*              *                 *
                   Gün ışığı yok ve çığlığı bitmez bu karanlık odaların. İşkencede kırılıp, dökülen insanlar ve zebanilerin dışında kimse bulunmaz burada. Sesi duvarlarda yankılanır işkencenin. Ve zebaniler, eşleri ve çocukllarıyla, ekmeğini kana banarak besleniyorlar. İnsanlık dışı bir anlayışla eğitilen, akıl ve duyguları bozulan korkunç yaratıklardı onlar. İşlerini zevk alarak yapmaları ve ara da bir gürleyip, bas bas bağırmalarıyla, vahşet içindeki bu canavarları, kimin yarattığı biliniyordu; Netekimli Parmak.            
                   Ses kesilir ve hareketlilik azalırsa, işkenceye mola verdikleri anlaşılırdı.
                   Acılar yol vermez ve zaman gelir de gider mi işkencenin içinde.
                   O kadar işkenceden sonra uyuşup gitmişti Devrim’in bedeni. Kıvrıldığı yerde, canı çekilmişte, yaşadığın hissedebiliyordu.
                   Başına bir elin dokunduğunu ve sonra da saçlarını okşadığını hissetti.
                   “ Devrim, ne yaptılar sana böyle”
                   Evrim’di, sevdiği kız başucunda duruyordu ama sesi uzaktan geliyor gibiydi ve kulaklarında yankılanıyordu. Gözlerini açmak istedi, açamadı. Evrim, Devrim’in ellerini arkadan çözdü ve kolundan tutup kaldırdı. Sonra da koltuğuna girdi;
                  “ Hadi canım gidiyoruz “ dedi.
                  Birlikte bir güzel yürüdüler. Sanki işkence gören o değilmiş, hiçbir şey olmamış gibi yürüdüler. İşkenceciler arkalarından öyle bakıp kaldılar. Seslerini çıkarmadılar. Birçok kapılardan geçip, dar merdivenlerden indiler, çıktılar. Karanlık dehlizleri dolanıp durdular.          
Binanın çıkış yolunu bir türlü bulamadılar ve kapıya gelip dışarı çıkamadı Evrim ile Devrim.
 
Hüseyin Gül – candostugul@hotmail.com   


24 Mart 2011  08:39:56 - Okuma: (520)  Yazdır




İstatistik