Yazı

Karakol - Hacı Halil Efendi Camii
Karakol - Hacı Halil Efendi Camii 

Asil S. Tunçer

İzmir’in Türk-İslam Yapıları -1-

Yıl 1970. Aylardan Nisan. Küçük ablam Ödemiş’ten İzmir’e gelin gidiyor. Adres İkiçeşmelik- Eşrefpaşa Caddesi Nu 200. Hem ana cadde hem de yanlamasına içeri giren 844 sokağa arka taraftan da bahçe kapısıyla açılan güzelce bir evdi, hatırlıyorum. O zamanlar ziyarete geldiğimiz bu evin önünde ve arka tarafında oyun oynardım. Hem üst hem de alt tarafındaki camilerden okunan ezan seslerini duyar, evin önünden ve karşısından namaza gidenleri seyrederdim. Ta ki 1974’te buradan taşınana kadar. Yani İkiçeşmelik’in eski havasının artık kalmamaya başladığı yıllara değin. 
 
Bu ev ve komple cadde şimdilerde hemen hemen ya 2.el mobilya dükkânı ve deposu veya şehre yeni göçenlerin ucuza kalabilecekleri eskive ucuz konut… Aynı zamanda kısmen Çingene Mahallesistatüsünde olup hala ısrarla eski yerli aileler ve de orada uzun zamandır oturan eski mahallelilerle çok kozmo-sosyal biraradalık… Kâh yokluktan kâh zorunluluktan veyahut havasına alışkanlıktan… Tüm bunların arasında çok yüksek değere sahip manen önemli yapılar da bu keşmekeşliğin bir yerlerinde hayat bulmaya, ayakta kalmaya çalışıyor.
 
Geçen gün bu semtteki yapıları görüp dimağ tazelemek ve bazı özellikleriniyerinde birebir tespit etmek amacıyla Eşrefpaşa Camii’nden başlayıp Mezarlıkbaşı’nadoğru  uzunca bir güzergâhı yürüyerek dolaştım; sokak sokak. Yeni olan Fatih Camii’nden ve restorasyonunerdeyse tamamlanmış Kılcı Mescidi’nden başka diğer eserlerin bilcümle bakımsız ve ilgiye muhtaç olduklarını gördüm. Öyle ki İzmir’in tarihteki yolculuğunda birer durak ve kültürel zenginliğe ulaşmasında birer basamak olan bu yapıları, diğer bir deyişle kentin hala yaşayan anıtlarını unutmuş ve ihmal etmişiz. Sanki geçmişin günümüzetanıklık etmeleri istenmiyormuşçasınayalnız ve kaderine terkler.
 
İnatla direnen ve ayakta kalmaya çaba sarf eden bu kültür anıtlarına ilgi ve sevgi göstermemiz gerekli. Onlar da giderse torunlarımıza beton apartmanlarımızdan başka bırakacak başka bir şeyimiz yok. Size tüm bu onarım ve korumaya gereksinim duyan yapıları tek tek anlatmak isterdim ama bunu bir yazıda başarmak kolay değil. Bu yüzden kendimce çok acil müdahale bekleyen ve ivedilikle yardıma muhtaç yapılardan özellikle birini burada bahsetmeye çalışacağım. Ancak bilmelisiniz ki Kadifekale’nin en tepesinden Eşrefpaşa’ya, Bayramyeri’ndenHalil Rıfat Paşa’ya, İkiçeşmelik’tenDamlacık’a, Kestelli’den Mezarlıkbaşı’na,ve Tilkilik’tenBasmane’ye kadar tüm alanda birçok Türk-İslam eseri kötü durumda, bakımsız, harap ve bitap.
 
Gün be gün bu eserlerin sağı solu hatta bazen kendileri yıkılıp yerine otoparklar yapılagelmekte. Yakılan, yıkılan diğer yan veya komşu yapıların yerine dikilen çok katlı betonarmeler tarafından çevrelenmiş. Bazı ara boşluklarda ise cumbalı Osmanlı evleri, iki katlı, çıkmalı. Kimisiyse belli ki ya yangın ya da yıkım geçirmiş ya da en basitinden her geçen gün çevreye doluşan yeni işyerlerine otopark ihtiyacı için yıkılmış. Yarı yıkıklar da zaten malum; çöplük ve tuvalet.
 
Hele içlerinde biri vardı ki unutulmaya yüz tutmuş olduğu her halinden belli; hatta yoldan bile zar zor fark ediliyor. Yol kenarında ve biraz yüksekçe bir yerde, bu caddeye inen 760 ve 756sokakların birleştiği köşede, 756 Sok Nu 2’de. Her iki sokağa da açılmakta olup bugün sadece soldaki 756 Sokak’tan girilmekte, yandaki kapı kilitli. En azından ben ordayken o haldeydi.
 
Kapı üstünde “Karakol - Hacı Halil Efendi Camii” olarak yazılsa ve yapım yılı 1510-1515 yılları verilse de vakıf kayıtlarında adı “Ahmet Ağa Camii” diye geçiyor ve daha geç bir tarih veriliyor. Yine aynı vakıf kayıtlarında “Şeyh Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır”şeklinde söz ediliyor. Caminin banisi konusu gizemini korurken en azından ‘Karakol’ adının eskiden burada mevcut karakoldan aldığını öğreniyoruz. Fakat asıl önemlisi; Ahmet Ağa ve Halil Efendi’nin kimler olduğu, daha doğrusu gerçek ilk banisinin kim olduğu.
 
Camiye dışarıdan toplam 7 basamakla giriliyor. Yalnız son basamağı da çıktığınızda basamak ve sola doğru genişleyen giriş önü taşının normal bir taş olmayıp desenli ve motifli bir mermer levha olduğu görülüyor. İlk bakışta bir çeşme veya sebil alınlığı gibi duruyor ama emin olmak için sağına ve soluna bakıyor, yan yüksekliği oluşturan alt dolguya ve bariz görülen zemin kaybına dikkat ederek bu bozulmuş yapının bir çeşme kalıntısı ve olup olamayacağı fikrine kapılıyorum. Belki de sonradan levhaları da burada tekrardan kullanmışlardır diye düşünüyorum.
 
Caminin küçük olan bahçesinde girişte sağda bir incir ağacının altında özellikle ayrılmış toprak kısımda yere yarı gömülü iki mezar taşı mevcut. Kapıya yakın olan yani sağdaki taş yuvarlak, solda cadde tarafında kalan ise dikdörtgen formda. Taşların üstünde iki satırlı Osmanlıca yazı mevcut olup gerek kir ve gerekse daha sonraları üzerlerine geçilen badanadan dolayı harfler tek tük seçiliyor. Zaten istifli yazı olmasıyla da tam net okunamamakta (en azından ben okuyamadım). Yalnız caminin bahçesini ve dolayısıyla haziresini çevreleyen yeşile boyalı demir parmaklıkların üstüne iliştirilmiş küçük bir levhada “Cami Banisi Hacı Halil Efendi Burada Meftundur” yazılı.
 
Caminin Hocasıyla görüştüm. Gerek caminin yapım yılı ve banisi, haziredeki mezar taşları ve üzerindeki yazılarla ilgili ayrıntılı bilgisi olmadığını söyledi. Yalnız İzmir’in Hazireleri adlı eserin yazarı Mehmet Ozan Semerci, kitabının ilgili bölümünde 1990’lı yıllarda o zamanki Cami Hocası Mehmet Tahir Öztürk ile yaptığı görüşmesinde, caminin 1965-67 yıllarına ait onarımı esnasında mezarları nakletmek için kazdıklarını ve üç adam boyu derinlikte insan kemiklerine rastladıklarını ifade ettiğini belirtmektedir. Buna istinaden cami çevresinin zamanla doldurulduğu ve yükseltildiği, vakıf kayıtlarında da “caminin dolma bir teras üzerinde olduğu” belirtilmektedir.
 
Yazar caminin hocasının büyüklerinden duyduğu şekliyle söz konusu mezarların caminin banisi ve ailesine ait olduğunu söylediğini bahseder. Öte yandan İzmir Yazıları kitabının yazarı Münir Aktepe ise Halil Efendi Camii konu başlığını Ahmet Ağa Camii olarak referans vermekte, adres olarak ta 760 sok nu 1 yani yan sokaktaki bugün kullanılmayan girişi vermektedir. Ayrıca 1838 yılına ait vakfiye kayıtlarında Ahmet Ağa Camii olarak bahsedildiğini ama Halil Efendi adına herhangi bir kayda rastlanılmadığını söylemektedir. Öte yandan Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki bazı kayıtlarda da Haili Efendi adından bahsedildiğini belirtmektedir.
 
Her iki araştırmacının da kafasına takılan benzer sorular bende de oluşuyor: Şöyle ki bir kere bu cami niye bu kadar bakımsız ve bir kenara itilmiş duruyor. 1510 tarihine baktığımızda İzmir’de şuan benim bildiğim yaklaşık 60 cami içinde en eski olanı. Bu haliyle İzmir’in Türk-İslam medeniyeti açısından ve buradaki Müslüman yerleşke tarihlemesi ve yerleşimin zaman içindeki gelişimi açısından bu yapı çok önemli olmalı. İlk yaptıran ve tamir ettirenlerin kitabelerinin birisi kaybolma veya her ikisin de birden kaybolma durumları İzmir camileri için çokça rastlanan bir durum. Bu da olabilir. Yalnız Münir Hoca bu taşları nasıl atladı ya da görmedi?
 
Bu bölgenin tarihte İzmir’deki ilk Müslüman yerleşmelerinden biri olduğunu ve uzunca bir süre de bu kısmın bir Türk Mahallesi olarak Türk nüfusu açısından nüve teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Bu yönüyle 1510 tarihi araştırmacılar için çok değerli olmalı. İzmir gibi her 40-50 yılda bir şiddetli deprem görmüş ve bir o kadar da yangın geçirmiş hele hele yaklaşık 3,5 yıl da Yunan işgali yaşamış bir kentte çok yapının ilk günden bugüne asırlarca ayakta kalabileceği olasılığını pek görmesek bile, zamanla yenilenme hatta yeniden yapılma ihtimali bile söz konusu olsa, yine de bu caminin derinlemesine araştırılıp 1510 tarihinin doğruluğu ortaya çıkarılmalı ve bu çok değerli ecdat yadigârının kent tarihine, kültürüne ve insanlığa kazandırılması, korunması gerekmektedir.
 
Karakol – Hacı Halil Efendi Camii veya diğer adıyla Hacı Ahmet Ağa Camii bana göre bir abidedir. Gerekli araştırma ve inceleme yapılsın, lazım gelen gerekli onarım ve bakım itinayla yerine getirilsin; göreceksiniz bu küçük ama bence değeri büyük kültür varlığı birçok vakıaya ışık tutacak, İzmir’in kültür tarihine katkı sağlayacaktır.

21 Mart 2011  22:55:26 - Okuma: (586)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik