Yazı

Unutmayın! Unutturmayın!
Unutmayın! Unutturmayın! 

Sevgi Melek

Ben size durup bütün gün dinlediğiniz ve aklınıza yer etmiş şekliyle anlatmayacağım İstiklal Marşı’nın kabulünü.

Size kalkıp da, basmakalıp kelimeler kullanmayacağım. Daha farklı… İçimden geldiği ve içinizden geldiği gibi anlatacağım. Tarihler 12 Mart 1921’ i gösteriyordu. Kızılca kıyametten sonra yazılmış 714 şiir içlerinden en duygu ve anlam yüklü olan seçilmişti. Eminim ki o şiirlerin her biri ayrı bir mükemmeldi ve en iyilerinin en iyisi olandı Türk milletinin simgesi olmaya hak kazanan şiir. Siz şu anda öyle bir şiir düşünün ki hem dünü hem bu günü hem de yarını imgelesin. İmkânsız gibi bir olay. Nasıl yarına şiir yazabilirsiniz? Siz yarını nasıl görebilirsiniz? Ve siz dünü nasıl yazabilirsiniz? Mehmet Akif de aynısını söylemişti, bu günleri yaşamadan yazmanın imkânsızlığından bahsetmişti. O anları yazabilmek için ona can vermek ya da can verenleri görmek o anları yaşamak gerektir. Fakat artık Allah hiç kimseye bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın diyerek sözlerini bitirmiştir. Bu cümlenin anlamını kalbinde az da olsa bir millet sevgisi olanlar anlayabilir. Ben inanıyorum ki bu milletin insanı olan her vatandaşın içinde de bu yurt sevgisinden nasibini almış kalpler vardır.
         Bu Millet için canını feda etmek kolay bir iş değildir. Başka bir milletin insanı bunu hiçbir zaman Türk milleti kadar kolay kolay yapamaz. Bizim içimizde vardır bu sevgi ve bu iman sevgisiyle birleşince korkulası hal alır. Onlar maaş karşılığında askere giderlerken bizim evlatlarımızın her biri yaşlarını bilmeden, hesaba katmadan sakallarının olup olmadığını, cephelere gitmişlerdir. Bir ailede bir yaşayan insan kalmayıncaya denk savaşmış ve ellerinden ne geliyorsa değil, yüreklerinden ne geliyorsa bu millet için yapmaya çalışmışlardır. Bir ailede önce baba sonra erkek evladı sonra annesi sonra dedesi gitmiştir cepheye. Biri gitmiş o şehit olmuş diğeri gitmiş o şehit olmuş ve sonra diğeri ve sonra diğeri … onların amacı diğer milletlerdeki insanlar gibi maaş almak değildi devletten, onların amacı topraklarını kurtarmaktı düşmanın elinden. Hiç biride pişman değildi yine olsaydı eminim ki yine yaparlardı.
Onlara minnet borçlarımızı ödememiz gerek diye üzerimizde yük hissetmeliyiz. Sadece bunu hissederek değil gerçekleştirerek yapmalıyız. Bunun tek yolu da: öyle sokaklarda milliyetçilik edalarıyla dolaşıp millete ahkâm kesmekle değil, ayağına bir kundura giyip eline tespih alıp, boynuna siyah atkı atıp, siyah kaşe kabanla dolaşıp kabadayılık taslamakla değil. Evet gençler özeniyorsunuz ama yanlış kişilere ve yanlış zamanda. Öyle insanların öyle ellerine öylesine mükemmel kozlar veriyorsunuz ki bunların farkında bile değilsiniz. Emin olun bu Türkiye de sizin sırtlarınızdan öyle mükemmel geçinen bir kesim var ki aklınız hayaliniz durur. – bu kadar ince mi bu işler böyle- dersiniz. Sizin bu gidişatınızı kendi ellerinizle bu hallere getirmeniz bazılarının o kadar işine geliyor ki… Sizin örnek almanız gerekenler o televizyondakiler değil, işte o zamanlardaki Türk insanları. Sizin örnek almanız gerekenler güya devleti kurtaran kabadayılar değil, devleti değil -o zamanlardaki- milleti kurtaran Türk insanları, sizin örnek almanız gerekenler o saçma kişiler gençler .. yanlış yapıyorsunuz. Size yanlış öğretiyorlar. Siz açın gözünüzü bir bakın. Siz adam olarak bu milleti yüceltir kalkındırır ve çağdaş milletler seviyesine çıkartırsınız.
Siz bu devirde onu yaparak milliyetçi kimliğine ulaşırsınız. O televizyonda gördüklerinizin yalan olduğunu ve sadece sizi kandırmak gözünüzü boyamak ve milleti içten yıkmak için kurulan bir oyun olduğunu ve birçok insanın kurdukları oyunları size bazı dayatmalarla o televizyon dizileriyle görmemenizi sağladıklarını onlarla sizi uyutmaya bir nebze yönünüzü başka bir tarafa çekmek istediklerini söylesem ne derdiniz? Uyanarak bu Türkiye’ye yardım etmiş olursunuz ve uyandırarak. O zamanlardaki durumlarla şimdiki durumlar daha farklı. O zamanlarda devlette millette tek amaç ver tek yürekti. Artık her şey değişti. Siz uyanmalı ve uyandırmalısınız.
         Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. Mahalle köşelerinde birkaç arkadaş birleşip aynı toprak üzerinde yaşayan ve Türk milleti insanı olan vatandaşları döverek değil onlara da kendinize de bir şeyler öğreterek bir yerlere gelirisiniz. Böyle yaparak milliyetçi değil başka şeyler olursunuz. Dediğim gibi tek yapmak gereken gerekli mevkie hakkınızla gelip o mevkide Türkiye’nin adını güzel sunmak ve bir Türk evladına yakışır şekilde davranmak. Umarım bu dediklerim alıcıya doğru bir şekilde ulaşmıştır. Dilim sürçü lisan ettiyse af ola!
Sevgi Melek YİĞİT


15 Mart 2011  00:48:59 - Okuma: (583)  Yazdır




İstatistik