Yazı

Muhteşem Yüzyıl
Muhteşem Yüzyıl 

Asil S. Tunçer

Muhteşem Hatalar (eğer tarihi bir film yapmak istendiyse)

Kanuni Dönemini anlatan bir diziye “Muhteşem Yüzyıl” adının konulması çok yerinde bir karar olmuş. Devrin adı gibi çok önemli şahsiyetleri de söz konusu çünkü. Osmanlı’nın ilk kaptan paşası Barbaros Hayrettin Paşa, ilk dünya haritasını çizen büyük Türk denizcisi Piri Reis, tüm zamanların en büyük baş mimarı Mimar Sinan, Osmanlı tarihinin icraatları ve projeleriyle en yaratıcı sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa, divan edebiyatının tartışılmaz ismi Şair Baki.
 
Hal böyleyken doğal olarak oyuncular da bilinen simalar olmalı. Başta Kanuni’ye benzerlik ve Hürrem olmak üzere haremdeki kızların güzel olmaları şart. Gerçi resmi çekilen ilk padişahın II. Mahmut olduğunu düşünürsek ondan öncekilerinin simaları hususunda en bilinen olarak Fatih’in Bellini’ye yaptırttığı portreyi biliyoruz. Çoğu ders kitaplarına da girmiş ve hatta Fatih’in İstanbul’a atının üstünde girerken gösteren malum resimler gibi birçoğunun 1800lü yıllara ait olduğunu unutmamak lazım.
 
Filme geri dönersek, Kanuni’den başka bir önceki padişah olan baba Yavuz ve sonraki dönemin padişahı oğul II. Selim dönemleriyle beraber çok önemli bir 60-65 yıl. Şüphesiz Osmanlı Harem’in çok bilinen simalarından Hürrem Sultan ile Makbul ve Maktul İbrahim Paşa ve Rüstem Paşa gibi tarihte rol oynamış daha nice şahsiyet.
 
Bilhassa neredeyse filmin başrolünü oynayan Hürrem, çok olayın fikir ve perde arkası planlayıcısı olarak Osmanlı hareminin meşhur şahsiyetleri arasında yer aldığından film de doğal olarak birçok polemiğe neden oluyor. Film daha başlamadan tartışmaları beraberinde getirirken gösterime girer girmez de tartışmaları hatta protestoları beraberinde getiriyor.
 
Çok yönüyle yerilen yapıta yöneltilen en dikkat çekici eleştirilerden biri “Kanuni gerçek şahsiyettir; dizisi yapılamaz, yapılsa yapılsa ancak belgeseli yapılır” sözüydü hatırlıyorum. Valla Türkiye’de yapıyorlar çünkü Avrupa ve Amerika’da örnekleri var; bu yüzden bizde de yapıyorlar. Suyunu bile çıkarıyorlar. Bak! Mustafa’yı bile yaptılar; Süleyman’ı hayli hayli yaparlar. 
 
Ben aslında hakkında onlarca yazı yazılan ve platformların gündem konusu olan bu filmle ilgili bugüne kadar herhangi bir şey yazmak istemedim. Hele başta filmin danışmanı Sayın Erhan Afyoncu, Gazeteci Murat Bardakçı ve İlber Ortaylı Hoca’dan sonra bize pek laf düşmez diye düşünmekteyken, okurlarımdan gelen istek ve çevremdeki çok kişiden gelen soru olunca bildiklerimi, düşündüklerimi ve söyleyeceklerimi buraya taşıyarak sizlerle de paylaşmaya karar verdim.
 
Bir defa bana göre bu bir film. Belgesellikten uzak, göze ve gönüle hitap eden, bilip bilmediğimiz birçok olayı ekrana taşıyan, kâh anımsatan kâh öğreten ve dolayısıyla izleyiciyi o saatte televizyonlarının başına oturtturan bir dizi. Yalnız bu dizi, tarihimiz açısından çok hassas kişi ve olayları ele aldığından diğer dizilere nazaran çok daha fazla ses getirdi. İlk başta daha ilk bölümde veya ikincisinde Halit Ergenç’in öpüşme sahnelerini görünce aklıma “Bin bir Gece” gelmişti ama daha sonra roller daha bir oturdu ve tarih tadı veren dizi olmaya başladı.
 
Ben pek dizi izlemem; zaten ne zevk alıyorum ne de zamanım elveriyor. Muhteşem Yüzyıl, denk geldiğinde izlediğim bir-iki diziden biri. Kışın daha zaman bulabiliyoruz malum düşük sezon. Yalnız dikkat ettim: Büyük çoğunluk, bu diziyi yine tarihe meraklılar izliyor. En kötüsünden diğer hayali kurgulardan daha gerçekçi ve yararlı diye düşünenler az değil.
 
Peki, belgesel niye değil derseniz onu da söyleyeyim: bir kere mekânlar çok uyduruk. Bunu zaten sonunda TV’ye çıkıp söylediler. Herkesçe malum; Harem Topkapı Sarayı’na Hürrem zamanında taşındı. Filmde olmaması gereken mekânlar varmış gibi gösteriliyor. Senarist Meral Okay, “bunu izleyicinin kolay anlaması için yaptık” gibisinden açıklama getirdi ama seyirci bunca olayı anlamış, onu da anlardı; keşke olduğu gibi yani Eski Saray’da kurgulansaydı. Yani normalde Süleyman’ın iki adımda hareme gelmesi olanaksız çünkü o zaman hala Beyazıt’taki Eski Saray’daydı harem ve sonra Hürrem ipleri eline geçirince Harem’i Topkapı’ya taşıttı.  
 
İkincisi karakterlerin yaşları: Kanuni tahta oturduğunda 25 yaşında, annesi Hafsa Sultan 40 veya bilemediniz 41 yaşında, Kanuni’nin 1.karısı Mahidevran ise 26’sına daha basmamış olması gerekirken filmde Halit Ergenç 41, Nebahat Çehre 66, Nur Aysan ise 31 yaşında. Hafsa Valide Sultan 55 yaşında vefat etti ama filmdeki validemiz ölmesi gereken yaşını daha şimdiden 11 yaş geçmiş bile. Pargalı İbrahim Kanuni’den 1-2 yaş daha büyük olması gerekirken filmde 33 yaşındaki Okan Yalabık, Kanuni’yle arasında olması gereken yaş farkından 9 yaş daha küçük. Bir de Halit Ergenç sakallı olunca bu en az 10 yaşa çıkıyor. Keşke yaş gereği rolleri değişselermiş!
 
Kanuni’nin Hasekisi Hürrem’e gelince gerçek siması sadece hayal ürünü. Yalnız Osmanlı’da saray haremine giren hatunların genelde ince belli, ince bilekli ve hokka burunlu olduğu bilgilerimizden yola çıkarsak Hürrem’e Meryem Uzerli pek uymamış. Daha önceki versiyonda Gülben Ergen hiç uymamıştı. Demek ki; bizde Hürrem olacak kız kalmamış. Keşke Ali Kaptan’ın yabancı karısı Caroline’i oynatsalarmış... Daha uyarmış gibi geliyor. 
 
Filmde Meryem kızımız hâlihazırda 28 yaşında olup bir de kilolu olduğundan bu haliyle Hürrem’in rahat 12-13 yıl sonrasını, 2-3 çocuk doğurmuş halini oynamalı aslına bakarsan. Bu da şunu gösteriyor; yapımcı 46 yıllık Kanuni iktidarını aynı karakterlerle bitirecek. Yeşilçam’da bir kişiyi önce 15 yaş birden genç gösterip sonra da 15 yaş ihtiyarlatan bir makyaj var mı?
 
Hürrem Mustafa boğdurtulduktan 2 sene sonra vefat etti. Mustafa şuan 5-7 yaşını oynuyor. Daha öldürülmesine rahat 25 yıl, Hürrem’in vefatına 27 yıl var. Mustafa’nın ileriki yaşını başka biri oynayabilir ama Kanuni ve Hürrem’i ne yapacaklar çok merak ediyorum. Ya erken bitecek, ya da Halit ile Meryem’i müthiş makyaj hileleri bekliyor olmalı. Erken biterse nasıl “Muhteşem Yüzyıl” olacak? Bekleyip göreceğiz…
 
Öte yandan çok merak ediyorum: Mimar Sinan ortalıklarda neden hiç görünmüyor? Şuan Belgrad Seferi’nden dönüldü ve Şehzade Mehmet de doğduğuna göre o halde 1922’deki Rodos Seferi arifesi demektir. Mimar Sinan 32-33 yaşlarında ve hâlihazırda Belgrad Seferi’ne katılmış ve Rodos Seferi’ne de katılması lazım. Bu yüce kişiliği eğer atlarsanız işte o zaman gerçekten tam bir Halit ile Meryem filmi olur! “Yüz bir Gece” misal.
 
Öte yandan Sokullu’nun da yavaş yavaş devreye sokulması lazım. İlk dünya haritasını çizen ünlü Türk denizcimiz Piri Reis nerde? Hızır Reis (daha sonra Hayrettin ve Barbaros adlarını alacak)’in bir ara adı geçti sanırım, hepsi o kadar. Filmde Kanuni’nin her gece cariye bekleyişiyle cırtlak sesiyle haremi birbirine katan Hürrem’in kaprislerinden çok daha önemli ve kayda değer olaylar sahnelenmeli, ekrana taşınmalı. Gerçekten tarihi bir filmse… Öyle gözüküyor, yoksa en azından tarih danışmanı olmazdı.
 

Eleştirilerden sıvışmak için söylenen, “belgesel değiliz, sadece basit bir kurguyuz, yalnızca filmiz” lafı pek ikna edici değil. Bu arada kostüm ve mücevherat yönüyle tam bir tarihi film olmuş. Bak ona diyecek lafım yok.



28 Şubat 2011  10:12:41 - Okuma: (542)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik