Yazı

ALEXANDREIA TROAS
ALEXANDREIA TROAS 

Asil S. Tunçer

DALYAN

2 haftalık bir yurtdışı seyahatinden sonra ayağımın tozuyla 10 günlük bir Batı Anadolu turuna çıkıyorum. Programda Troya’dan sonra AlexandreiaTroasda var. Yazın yılan çok olur endişesiyle bazı kültür grupları bu bölgeye kışın gelmeyi yeğliyorlar. Gerçi yağmur ve ıslaklık ta bir nebze engel olsa da engereğin ısırığıyla kıyaslanamaz tabi ki.
 
Yol güzel güzel olmasına ama tabela eksikliği var. Devlet dikiyor ama vatandaş söküyor; satıyor yani çalıyor. Devlet bu sefer yenisini dikmek için seferber oluyor ama aradan zaman geçiyor. Bu arada bölgeye düşen yerli ve yabancı gruplar kayboluyor. Köylü yol soranlardan daha bıkmamış ama böyle giderse zaten giden de olmayacak. Hâlbuki çok önemli bir yerleşim AlexandriaTroas.
 
Büyük İskender’in adına M.Ö.310 yılında Antigonos tarafından kurulan kentte kazılar sürüyor ve şu günlerde el değiştirmek üzere. 8 km. uzunluğundaki sur duvarından çok azı yeryüzünde olan ve görülen şehir ne kadar korunursa korunsun yine de definecilerin uğrak yerlerinden. Eskinin Uzman Çavuşu ama bugünün Bekçisi İsmail burayı canla başla koruyor. Kâh yaya, kâh motosikletiyle geniş bir alana yayılan harabelerde neredeyse kuş uçurtmuyor. Bekçi İsmail, kim çoban, kim avcı ve kim yabancı artık uzaktan fark edebiliyor. 
 
Zamanında çok kalkınmış bir kent olan ve komşusu Troia yani Ilion’u geride bırakan AlexandreiaTroasKonsül Sezar’ın yaşam hikâyesinin yazarı Sueton’unda yazdığına göreAvrupa ve Asya arasındaki bağlantı noktası durumundaki konumu nedeniyle, Roma İmparatorluğu’nun bir zaman başkenti olması bile düşünülmüş. Hatta Konstantin bu yüzden kente gelmiş, incelemiş ama bir sebeple kazanan Megara (bugünkü İstanbul) olmuş.
 
Kentin ikinci kez canlanışında Agustus’un parmağı var şüphesiz. İmparator 1.yy’ın ortalarında emekli askerler için burayı bir koloni haline getirmiş, kentin bir metropol olmasını sağlamış. Pavlus kenti 52’de ziyaret etmiş ve Avrupa’ya buradan geçmeye karar vermiş. Şehrin diğer bir altın çağı ise 2.yy. Atinalı zengin HerodesAtticus, Kaz Dağları’ndan şehre uzanan mükemmel bir suyolu yaptırtmış. Söz konusu suyolu bugün bir hamam ve çeşmeye bağlantılı olarak görülmekte. Kentte çok sayıda hamam varmış ki bir şehrin refah seviyesini yansıtır, o halde denilebilir ki bu kent bu bölgenin başkenti konumundaymış.
 
Kentin limanı dâhil surları ve hemen tüm yapıları kazı bekliyor. Hem arkeoloji hem de dini grupların çok ilgi alanına giren kentte Çığrı Dağı’nın granitleri kullanılmış. Hala günümüzde buraya kurulan modern fabrikada da granit taşı işleniyor. Zaten yukarı doğru baktığınızda dağ taş granit; rahatlıkla göreceksiniz. Tanrı burayı granit zengini yapmak istemiş ve yapmış da. Eşsiz bir deniz, tertemiz sular ve yemyeşil bir doğa. Acaba burada doğup büyüsem daha yavaş yaşlanır mıydım, bilemiyorum ama bildiğim bir şey var; o da bir gün buraya sabah erkenden gelip akşama kadar limana bakan şu tepeye oturup denizi, Bozcaada’yı seyretmek istiyorum.
 
Granit dedim de koca koca sütunların dağdan buraya taşınması da ayrı bir muamma. Bugünün bile şartlarında oldukça zor görünen bu işi Troaslılar o günlerde başarmışlar. Kırılan ve çatlayanı yolda bırakmışlar zaten. Onlar mükemmelin peşindeymiş; mükemmeli yakalamışlar da.
 
İsmail’le burayı ilk gezdiğimizde kafaları kurcalayan sorulara birlikte cevap aramıştık. Birçok kazıya tanıklık ettiğinden arkeoloji bölümünü bitirmiş bir öğrenci kadar bilgisi olan bekçimizle saatlerce konuşuyoruz. Doğacak ilk bebeğinden söz açılınca “burası benim birinci çocuğum asıl” diyor. 
 
Limanı dolaşıyoruz boydan boya. Yer yer şişe ve poşet atıkları sahile vurmaya devam ediyor. Devletin acilen alması gereken bir karar: “naylon poşet ve şişe yasaklansın!”. Marketlerde herkes istediği kadar poşet alabiliyor; bu ne saçma bir durumdur. Memleketi naylon ve plastik mezarlığına çevirdi insanlar. Ülke açık çöplük olmak üzere. Birçok ülkede poşet parayla, şişe depozitolu vs. biz neden böyle bir kanun hazırlamıyoruz da bu mükemmel doğamızı kendi ellerimizle katlediyoruz.
 
Yol boyunca birçok Açıkhava çöplüğü gördüm. Naylonlar tarlalara üşüşmüş; sap ve çubuklara takılanlar, açık hava dilek kuyusu gibi görüntü sergiliyor. Bu atıklar yüzyıllarca bırakın bizi çocuklarımızı, torunlarımızı ve onların çocuklarını tehdit edecek.
 
Bölge her yönüyle bir doğa harikası. Denizi, havası, suyu ve toprağı. Kemallı toprağı denilen çok özel ince toprak asla çamur olmuyor ve asfalttan daha kaliteli bir zemin oluşmasına katkı sağlıyor. Burada yetişen kayısı Darende’yi aratmaz. Balık desen ona keza. Antigonos herhalde akılsız değildi ki buraya muazzam bir noktaya kenti kurmaya karar veriyor.
 
Kentte mevcut kazılarda varlığı saptanan yapılara gelince bunlardan ilki Doğu (Neandria) Kapısı olup doğu kısmında yuvarlak bir iç avlu ile kuleleri bulunan sur kapısıdır. M.Ö.3.yy’ın başında inşa edilmiş ve kentin terk edilişine kadar kullanılagelmiş. İç avlu çapı 20 m.dir. Duvarların alt kısmı ana kayadan oyulmuş ve yükseltileri düzenlenmiş olması ilgi çekicidir. Kapı doğudaki (Çığrı Dağı eteklerindeki erken yerleşim) antik Neandria kentine açıldığından dolayı “Neandria Kapısı” diye adlandırılmakta.
 
Hamama gelince, M.Ö.135 yılında inşa edilmiş ama 1809 yılına kadar büyük kısmı ayakta olan yapı bir deprem sonucu yıkılmış. 123x84 m.lik boyutlarıyla ülkemizdeki en büyük hamamlardandır.
 
Tiyatro, kentin kuzeyine doğru yükselen doğal bir tepe yamacında kurulmuş, haliyle Helenistik Döneme uzanan erken dönem tiyatrolardandır. Tiyatro’nun konumu ziyaretçilere etkileyici bir kent manzarasının yanı sıra, doğuda Çığrı Dağı’nın üzerinde yer alan erken yerleşim Neandria’nın, güneyde Lesbos’un, batıda Bozcaada’nın ve kuzeyde Çanakkale Boğazı’nın manzarasını da sunmaktadır.
 
Şimdilerde Saray veya Maldelik dediğimiz yapı, tiyatronun batısında ve dörtgen planlı olup, birçok tahmin ve efsaneye sahiptir. Tam olarak ne için yapıldığı hala bilinememesine karşın Ortaçağ ve Yeniçağ gezginleri yapıyı “Genç Kızlar Sarayı” olarak tanımlamışlardır. Eskiden yapının güney köşesi tiyatroya bağlantılıydı. Günümüzde kış aylarında koyun barınağı olarak kullanılmaktadır.
 
Tapınak ise kentin merkezinde, batı tarafta yer alan idari kamu binalarının yanı başında, Helenistik dönem yapı malzemesinin tekrar kullanıldığı ve kazıların günümüzde de sürdüğü bir yapıdır. Bu dönem inşa evresi Agustus zamanına tarihlenmektedir. Kazılar esnasında ortaya çıkarılan renkli mermer parçalar ve kabartmalar dönemin görkemini ve yapının değerini ortaya koymaktadır. O dönem dış ticaret bağları ve ilişkileri de ortaya koyan yapının kazılması esnasında bir Dionisos başı bulunmuştur. Süslemeleri üzerinde araştırmalar sürmektedir.
 
Limanın güzelliğini tekrar anlatmama gerek yok sanırım. Benim en sevdiğim alan burası olup, çok acil kazı gerektirmektedir. Her şeyiyle korunduğuna inandığım bu kısım, ortaya çıkarıldığında arkeolojik anlamda ülkemizde az rastlanır bir yapıya kavuşacağız. Günümüzde denize kapalı olan antik liman günbatımı manzarasıyla meşhur. Ilion’un dolan limanının yerini aldığı sanılıyor. Doğu seferlerine giden askerlerin buradan geçtikleri bilinmekte. Araştırmalar neticesinde Romalı tüccarların da buraya yerleştikleri anlaşılmış. Pavlus bu limanı kullanmış. Kenti geliş ve gidiş olarak iki kez ziyaret etmiş. Aziz Pavlus’un Ayak İzleri’ni takip eden rotalar için bulunmaz Bursa kumaşı.
 
AlexnadriaTroas için söylenecek söz çok ama önce kazılar hızlansın; buraya önem ve destek verilsin. Yön tabelaları ve çevre temizliği yeniden gözden geçirilsin. Daha sonra tekrar konuşalım.
 
Tüm Meslektaşlarımın ‘21 Şubat Dünya Rehberler Günü’nü Kutluyorum.

21 Şubat 2011  18:49:19 - Okuma: (317)  Yazdır




İstatistik