Yazı

Sevan Nişanyan
Sevan Nişanyan 

Konuk Yazar

(BİR GÖREVLİNİN BATI (ABD) ADINA NOT DEFTERİ!)

İnsan yaşadığı yerin özelliklerini zaman içinde edinir ve o yere benzer. Kültürel zenginliğin nimetlerinden yararlandığı gibi katkıda da bulunur. Emek vermek, güzellikleri paylaşmak, kini içindeki barışla yıkamak, yaşadığı toplumun değerlerine saygıda kusur etmemek ne büyük erdemlilik. Kendine güvenen başı dik insanların o onurlu duruşuna imrenmemek elde mi!
Türkler, tarihleri boyunca en büyük kültür taşıyıcıları olmuşlar; Asyanın uçsuz bucaksız bozkırlarından yola çıkarak batıya doğru her durakladığı yerin zenginliklerini beyin ve beceri heybelerine doldurarak yerleşik hale geldikleri coğrafyaya taşımışlar, katmışlar, karışmışlar ve de cömertçe paylaşmışlardır.
Milli Kurtuluş Savaşımız ve Cumhuriyet Devrimlerimizin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk; ''Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.''(1936) derken o derin izanı ortaya kor. Halkımızın anlayışını ''kıt'' gören zevatın aymazlığınada yanıt oluşturur. Yine, ''Kültür dediğimiz zaman bir insan cemiyetinin, devlet hayatında fikrî hayatında, iktisat hayatında yapabilecekleri şeylerin muhassalasını (toplamını) kastediyoruz ki, medeniyet de bundan başka bir şey değildir.''(1929) derkende sayın Nişanyan'ın küçümsemelerine ta o zamandan yanıt verdiğini görürüz.
Sayın Nişanyan'ı tanımam, hiç bir kinim olmadığı gibi görüşlerini özgürce açıklamasınıda medeni cesaretine bağlıyoruz. Tabiiki görüşlerini sakınmadan savunanalara karşı yapılacak eleştirilerde de cumhuriyet vatandaşı olduğumuz bilinciyle, ukalalığa savrulmadan naçizane yanıt vermeyi deneyeceğiz.
Osmanlı, 1839 yılında batının yarı-sömürgesi (İngiliz-Fransız) haline gelmiş ve ilişkilerini bu zemine oturtmuştur. Batıdan taklit edilen bazı reformların güdük kaldığı ve yalnızca İstanbul, İzmir gibi Levantenlerin yaşadığı muhitlerde derin izler bırakması manidardır. Esas devrimler ve kısmi refomlar ancak bağımsızlık kazanıldıktan sonra gerçekleşebilmiştir. Esaret altında emperyalizmin dayattığı değerlerin kabulü ancak yönetici erki ve bir kısım gayrimüslim mütegallibeyi etkisi altına almış ve devşirmiştir. Bunun tersini savunanların hezeyanlarını anlamak gerçekten mümkün değildir.
Osmanlı hayranlığını! (Daha doğrusu Osmanlının Batının sömürgesi haline getirildiği dönemin hayranı) 1830'lar sonrası ile başlatan sayın Nişanyan 23. 06.2008 tarihli Taraf gazetesi'nde Neşe Düzel'in röportajında sakınmadan bunları savunabilmektedir. Aslında 1830'lar Osmanlının yıkılışının son süratle ilerlediği bir döneme denk gelmektedir. Sayın Nişanyan'ın kitabında en hafif değimle küfrettiği Cumhuriyet değerlerine, küçümsediği Atatürk'e saldırmak için Osmanlı yıkıntılarının arasından malzeme toplaması dikkate değerdir.
Ayrıca bunu ABD/AB'nin akıl hocalarının analizlerine benzeterek perçinlemesi kabul edilemez. Alman Dış İstihbarat Servisi'nin elemanlarından Alman Oryantalisti Prof. Udo Steinbach, İsviçreli araştırmacı-yazar H.Lukas Kieser vb. kişilerin sayısız malzeme deposunda bunlar yeterince piyasaya sürülüyor. Zira, yazılarındaki atışlara bakıldığında nerelerden etkilendiği ve hangi kesimlerden düstur aldığı gün gibi ortaya çıkıyor.
Karen Foog'un Kulakları çınlamıştır!
Yine, Alman Dış Dış İstihbarat servisi BND'nin (Bundesnachrichten Dienst) Türkiye kollarından Alman partilerine bağlı, Konrad Adenauer Vakfı (CDU), Friedrich Ebert Vakfı (SPD), Yeşiller Partisi'nin Heinrich Böll Vakfı (Die Grüne) ve Friedrich Naumann Vakfı (FDP) bu konuda çok daha fazla argüman sağlayabilir. Siz yeterki Türk ve Türkiye düşmanlığı yapmaya eğilim gösterin o çok sevdiğiniz batının tüm kapıları sonuna kadar açılır ve oradan girmenize olanak sağlanır. Tek dişi kalmış canavarın şevkatli kollarında ninni dinlemek hiç te iç açıcı olmasa gerek!
Sayın Nişanyan'ın 1920-1950 arası döneme saldırmasının anlamı bağımsızlıkta yatar. Türkiye'nin esas olarak Cumhuriyet sonrası tekrar ABD emperyalizminin kucağına düşürüldüğü ve yarı-sömürge haline getirtildiği tarih 1945 sonrasıdır. Zaten 1950 yılının yeni Tanzimatçılığın izdüşümlerinin hortlatıldığı bir milat olarak görülmesi tesadüflerle açıklanamaz. Osmanlının yarı sömürge haline getirildiği dönemi örnek göstermesi ve Kurtuluş Savaşımız ile Cumhuriyet devrimimizi küçümsemesi rastlantılarla açıklanamaz. Musatafa Kemal önderliğinde başarıya ulaşan Kurtuluş Savaşımızı Türk/Yunan savaşı olarak göstermesinin mucidide maalesef sayın Nişanyan değil; ondan çok daha önceleri sol görünümlü liberallerden İdris Küçükömer ve benzerlerinin canhıraş savundukları görüşlerdir.
Sayın Nişanyan'ın Cumhuriyet düşmanlığının temeli ve kullandığı üslup, devrimlere olan hıncı, Türkiye halkının tek bir millet olmaya doğru hızla yol katetmesidir. Saldırıların esas nedeni budur. Türkiye'ye vatandaşlık bağıyla bağlı bizim Türklerimiz, bizim Kürtlerimiz,bizim Ermenilerimiz, bizim Musevilerimiz, bizim canlarımız Türk milleti içinde ortak vatan coğrafyasında; ortak tarih- ortak ruhi şekillenme- ortak kültür- ortak dil- ortak cumhuriyet- ortak iktisadi birlik ve ortak Mustafa Kemal Atatürk değerlerini paylaşmaları sayın Nişanyan'ın hayranlık duyduğu ABD/AB emperyalistlerini rahatsız ederken çok tabii olarak kendilerinide huzursuz etmektedir.
Saygıdeğer tarihçilerimizi tenzih ederim; kendilerini farklı yerlerde ifade eden insanlarımıza sorsanız sayın Nişanyan'ın gerçeğe uymayan ve iler tutar yanı olmayan batıcı (ABD/AB) görüşlerini dikkate dahi almayacaklarını rahatlıkla anlarız. Neresinden tutsanız dökülüyor. Ama, bir gerçeği sizlerle paylaşmayı zorunluluk olarak görüyorum; Avrupa'da siyasi çalışmalarım sırasında en çok karşılaştığım soru Atatürk ve Türkler'in yaptıkları sözümona kötülükler (çok ağır ithamlarda bulunduklarını ama terbiyemiz elvermediği için yumuşatarak verdiğimizi belirteyim.) üzerinedir. Ne yazık ki sayın Nişanyan'da bu koroya katılarak saldırı silahını Türkiye'ye ve onun en güzel tarih dilimine (1920-1940) yöneltmekte bir sakınca görmemektedir!
Her nedense, olmadık yerde AB'nin eski Türkiye Büyükelçisi Karen Foog'un marifetleri aklımıza takıldı. Acaba bu tesadüf mü?
Atatürk'e Tahammülsüzlüğün Dayanılmaz Hafifliği!
Sayın Nişanyan Neşe Düzel'e verdiği mülakatta Atatürk'e veryansın etmektedir. Başta Laiklik olmak üzere temel bazı ilkelere hiddet duymakta ve küçümsemektedir. Türkiye tarihini kendine göre dizayn etme anlayışıyla hareket ederek çarpıtmalara gitmektedir. Buna rağmen biz yanıt vermeyeceğiz! Çünkü, Artık Atatürk uluorta tartışılabilecek bir şahsiyet değildir ve savunmayada ihtiyacı yoktur. Bize Atatürk'ü kaynaklarından okumamızı öneren sayın Nişanyan'a bizde bir öneride bulunmaya çalışalım; Kaynak Yayınları tarafından yayınlanan Atatürk'ün Bütün Eserleri (şu ana kadar 28 cilt çıktı) abide gibi önümüzde durmaktadır. Sayın Nişanyan'a dostane öneriyoruz; lütfen, o üslubunuzu kullanmadan önce Atatürk'ü kendisinden okuyunuz ve uluorta, duyumlarla ve varsayımlarla hareket etmeyiniz. Atatürk'ü sevmek zorunda değilsiniz ama onu iğdiş etme hakkınıda kendinizde göremezsiniz.
Zaten, Taraf gazetesi ile beraber adınızın anılması herşeyi ayan beyan ortaya sermektedir. Fethullahçı gladyonun ve AKP'nin desteklediği, eşi tescilli CİA ajanı olan Milliyet gazetesi eski Washington Temsilcisi Yasemin Çongar'ın gazetesinde yer almanız yeterince manidardır. Evet, siz ''Taraf''sınız!
Batı'nın Türk ve Atatürk düşmanlığı!
Avrupa'da yaşayanlar çok iyi bilirler; yabancı düşmanlığı artık Türk düşmanlığı haline gelmiştir. Bunu aleni yapanların yanısıra sinsi ve gizli saldıranlar azımsanacak kadar çoktur. Kendilerini Türk toplumunun dışında gören ve uyum adı altında aidiyet duygusunu yitiren ''Türkler'' bu senaryonun figüranları olmaya devam ediyor.
Türkiye'de de neo-liberaller, haçlı irticanın şövalyeleri, mevcut iktidarın olanaklarından nemalanan zevat Türk tarihine, devrimlere oklarının sivri ucununu yöneltirken kimlerle aynı safı paylaştıklarını büyük ihtimalle biliyorlar.
Sözde ''Ermeni Soykırımı'' teorisinin baş aktörlerinden ve Hamburg Doğu Enstitüsü'nün (Orient İnstitut) elemanlarından Dr. Tessa Hoffmann, Türkleri aşağılarken en çok kullandığı argüman Türklerin tarihsizliği ve katliamcılığıydı.
Aşağıda vereceğimiz örnek kıssadan hissedir! Prof. Udo Steinbach 15 eylül 1998 günü Katolik Kilisesine bağlı Lingen Akademisi'nin çağrısı üzerine verdiği''İslamın Avrupa İçin Önemi'' Konferansı'nda şöyle demiştir: '' Sorun, Atatürk'ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye'de yaşayan Kürt/Türk, Müslüman/Laik, Alevi/Devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri şu ana kadar neden yok etmediler, bilinmez...''
Sayın Nişanyan'ın söyleyemediğini Udo Steinbach'lar cesaretle dile getirmektedirler. Alman Wolfgang Koyd'da Türkiye'den geçtiği haberlerde benzeri anlayışın yerleşmesi için çırpınır dururdu.
Kitaplığım ve Arşivim Almanya'da. Daha ayrıntılı ve belgelere dayanan yazıyı ilerde belki de yazarız. Yaklaşık bir yıldır ara vermiştik. Görünen o ki; tekrar kaleme sarılmanın zamanı...!
Sonuç!
Sayın Nişanyan'ın basına yansıyan ve Taraf Gazetesi'nde yazdıklarının epey bir bölümünü defalarca gözden geçirdik, bazı dost ve arkadaşa danıştık acaba yanlış mı değerlendiriyoruz diye! Zira böylesi durumlarda dikkatlerden kaçan ufak tefek şeyler mide bulandırır. O nedenle çok dikkatli bir gözle değerlendirme yapmaya çabaladık.
Yanlış olarak gördüklerimizi alt alta sıralamak yerine, birbirine çok benzer ve bıktırıcı tekrarlardan ibaret görüşleri biraraya toplayarak kısmi genel yanıtlar verdik. Hakaretlere karşı ise Mustafa Kemal Atatürk'ün kuruluşuna önderlik ettiği Cumhuriyet devrimlerini solumuş bir vatandaş olarak aynı tarzda yanıt vermeyi kendimize yakıştırmadık, yakıştırmayacağız da! Biz başı dik ve onurlu bir halkın mensuplarıyız. Emperyalizme boyun eğmeyen, kendi kafamızı kendi omuzlarımızın üzerinde taşıyan, ''Bağımsızlık Benim Karakterimdir'' sözünü düstur kabul eden bir geleneğin temsilcileriyiz. Onun için bizim dilimiz güzellikler saçar ve ortalığı aydınlatır.
Türk Tarihi, Laiklik, Refomlar, Osmanlılık vb. üzerine değerlendirmeleri ne yazık ki kesinkes sayın Sevan Nişanyan'a ait değil. Çok hayran olduğu Batılılardan (ABD/AB emperyalizmi) alıntıladığı/aldığı ve yönlendirildiği görülmektedir. Bu savların esas sahipleri, Karen Foog'lar, Udo Steinbach'lar, Tessa Hoffmann'lar, Peter Heine'ler, Graham Fuller'ler, Paul Henze'lerdir.
Not: Şirince'de kaçak yapılarla ilgili alınan yıkım kararı son derece yerinde ve doğru bir karardır. İstisnasız uygulanmalıdır.Tüm Selçukluların böyle düşündüğünü ve Şirince için en hayırlısının kararın uygulanması olacağını düşünüyoruz.

Saygılarımla.

MURAT iNCE/SELÇUK



17 Şubat 2011  22:32:10 - Okuma: (1602)  Yazdır




İstatistik