Yazı

Korkunun Hali
Korkunun Hali 

Sevgi Melek

Korku mantığının derinliklerine inmek istiyorum sizinle. Çok kalem (çeşit) korku vardır.

Korktuğunuz her şey o çeşitlerin içine girer. Herkesin gözünde görülen ve tam, ilk ve son ürkme noktası olan dini korkudur. ‘göremediğin bir şeyden korkma’ düşüncesi bana hep mantıksız ve uzak gelmiştir ama hepte korkmuşumdur. Benim o tezi savunmamdaki amacım ise sadece mantığını kafama yedirememiş olmam ve biyotik değerlere dayandıramamamdan kaynaklanıyor. Ne diyebilirim ki insanlık hali benimkide. Bir de yaratanın yarattıklarından yani yaratılanlardan olan korku vardır ki bunun oluşma derecesi mümkündür. Diğer korku (dini) aşılma derecesi bile koyamadığımız ve insani değerlerin dışına çıkarabilecek korkudur. Manevi değerler diğer yapılara nazaran apayrı bir yere sahiptir ve bu yüzden ‘insani değerlerin dışına çıkma’ diyerek tabir ettim.         
Ünlü çizgi film grafikeri Williem, küçüklüğünde fareden çok korkmuş ve mesleğini bulması da öyle başlamış diyebilirim. Fare korkusunu yenebilmek için minik ve olabildiğince sevimli fare figürleri çizmeye başlamış. Daha sonra onları boyamayı ve zamanla sevimleştirmeye çalışmış. Devamlı çiziyor ve onu gözünde olabildiğince küçültüp korkusunu yenmeye çalışıyormuş. Zaman içinde o kadar çok çalışmış ki resimleri bir grafik kadar güzel ve boyamaları ressam kadar kusursuzlaşmaya başlamış. Fark edemeden korkusunu yenmiş hatta onu sevmeye bile başlamış. Çevrenin ısrarları ve baskılarıyla, çizdiği ve adını sonradan ‘miki mause (minik fare)’ koyacağı fareciklerini Walp Disney grafikerliğine götürmüş minik karakter çok beğenilip kabul edilmiş. O günden sonra günümüze kadar gelen minik fare karakteri ve onun ortaya çıkış hikayesi, bence bir manevi bir varlığın yarattığı varlıktan korkunun giderilmesinin en güzel örneğidir diyebilirim.
         İnsanların korktukları şeyleri yaratmaları da çok gariptir. Kullanış amacı ve niyette çok önemlidir yaratılandan üretmek de ama tek kişi mantığında değil genel kavram düşünmek gerektir. Örnek verebilecek olursam: silah. En basit öreği ama korkusu emi olmamakla birlikte fare korkusundan çoktur denebilir. Kişiden kişiye değişside onun korkusunu şakaklarınızda hissetmeden bunu anlamanızda mümkün değildir. İşin özü: eğer birçok kişide korku uyandırıyorsa bu demir yığını üretimi ne amaçla? Peki, katılıyorum birçok doğruluğu var üretiminde evet fakat bilinçsiz, kişiliği yerine oturmamış, kendini bile bilmez insanların ellerine geçmesi, geçtiğinde neler yapılabilecek olması düşünülmesi veya verilmesi ne amaçla? İşte tartışılması gereken konunun yeri burası.
         Ölüm korkusu da var tabi. Ne manevi korkuya giriyor nede diğer. Mantiğen manevi korku ama içerisinde kişiden kişiye değişebilen korkularda barındırdığı için nesnel bir olgu demek doğru olmaz. Silah gibi başa gelmeden çoğu zaman anlaşılmaz zaten. Peki ya silah korkusu aslen ölüm korkusu değimlidir? Onun namlusundan çıktıktan sonra yapacaklarından korkmaz mı insan ve yapacağı şey de ölüm değimlidir? Hiç düşünüldü mü acaba? Ölümden değil insan ölümden sonra olacaklardan korkar. Arkada bıraktıkları, yaşayamadıkları, kadere terk edip gittiklerine, alamadıkları, doyamadıkları, yapamadıklarına beklide hep onlara üzülür ve onları bırakıp gitmekten korkar. Bazıları için ise bir kurtuluştur ölüm. Bazıları öldüğünde yeniden doğar. O doğuş bir kurtuluş, bir kurtuluş ise yeni bir başlangıçtır. Nerede böyle bir insan görseniz korkunuz, çünkü o korkusuzdur ve yapabilecekleri ölümden korkanlardan fazladır. Günümüzde eğitim seviyesi düşüklüğünden, bilinçsizlikten, ekonomik gelirin düşüklüğünden ve genel olarak çevre koşullarından doğar bu tür insanlar.
         Bu kadar korkunun varlığını bilmek yeterlidir sanıyorum. Önemli olan korkularınızla karşı karşıya gelebilmenizdir. Onlarla yüzleşin işte o zaman korkularınızdan arınmış bir hayata girersiniz fakat dediğim gibi hiçte korkusuz olmak pekte iyi değil. Yaratılmıştan değil de yaratandan korkmalı, yeterini bilerek korkmak kâfidir. Fakat siz kendi içinizde korkun, onun muhakemesi sizin olsun, birileri bu korkuyla sizi yönetmeye kalkmasın! Hep derim din ile yönetim şekli ancak cahil, geri kalmış ve gelişmeye çaba harcayan toplum veya devlet yapılarından görülür. Kendimize bu kadar gelişmişlik seviyesindeyiz dememizi de her nedendir anlayamam!!!
 
Sevgi Melek Yiğit

16 Şubat 2011  15:55:56 - Okuma: (555)  Yazdır




İstatistik