Yazı

Hizbullah kimin eseri...
Hizbullah kimin eseri... 

İbrahim Becer

Adına kaleydoskop denilen bir oyuncak vardır bilirsiniz. Bir dürbün gibi gözünüze tuttuğunuzda renk renk desenler görürsünüz. Oyuncağı her çevirdiğinizde renkli cam parçaları değişik şekiller vererek şaşırtır sizi.

                Türkiye’nin yakın geçmişine bakmak bir anlamda kaleydoskopa bakmak gibi. Adına “bilgi kirliliği” denilen belanın insanı yanıltması, manipüle etmesi an meselesi. Gerçek, tek ve değişmez olsa da bakacağınız yer çok önemli. Yaklaşık on gündür Hizbullah hakkında yazmak istiyorum. Dikkatli Okurlara mahçup olmamak adına araştırmak, öğrenmek gibi zorunluluklarım olduğu bilinciyle kitaplar, internet ortamı, Görgü tanıkları arasında gidip gelmeme rağmen hala tatmin olmuş değilim.
         Silvanlı bir BDP sempatizanı dostumun anlattıklarına göre PKK ile mücadelede Devletin kullanıp bir kenarı attığı bir oyuncakken, Hizbullah’ın kendi sitesindeki ifadesinde PKK’nın üzerine gelmesi sonucu meşru müdafa hakkını kullanan bir örgüt kimliği çıkıyor karşıma. İşin derinine indiğiniz zamansa yine karşınıza olmadığı iddia edilen Jitem çıkmakta. 92 yılının Mit Müsteşarı Teoman Koman’a göre, Kendini PKK’dan korumak isteyen inançlı bölge halkı. Faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli komisyonun başkanı Mehmet Elkatmış’a göreyse bizzat devlet tarafından yetiştirilip, kollanan ve ucu askere ve emniyete dayandığı için araştırılması ve sonuç alınması çok güç bir örgüt.
         Kaleydeskop örneğini yazının başında vermemin sebebi de buydu işte. Ortada bir tek örgüt olmasına rağmen herkesin Hizbullahı kendine...
         Zamanında bölgede bulunmam hasebiyle dikkatimi çeken bir konu vardı; Şırnak ve Hakkari kırsalında silahların hüküm sürmesine rağmen Silvan-Batman hattının parmak ısırtan sukuneti. Ortamı bilenler bana hak verecektir şüphesiz, Şırnak- Hakkari hattında bırakın ilçe merkezlerini hemen her köyün başında en az bir Tabur seviyesinde birlik bulunurken Batman’ın göz kamaştırıcı sessizliği bu yöreyi “olağan şüpheliler” listesinde ilk sıraya yükseltiyordu. Devlet katındaki hakim görüşün “düşmanımın düşmanı dostumdur” olduğu aşikar. Baksanıza Mehmet Eymür, Işık Evleri, Fethullah Gülen, Yeşil başta olmak üzere her konuda sözü olan Hanefi Avcı bile Kendisine Hizbullah sorulduğunda sadece tek cümle kurabiliyor: “gardaş, o dönemde devlet PKK muhalifi her harekete yakın oldu”.
         Hizbullahı olağan şüpheli yapan en önemli etkense, Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesiyle ortaya çıkan mezar evler, domuz bağı gibi ritüeller olmuştu. Dağda gezen militanın ayakkabı numarasını bilen bir Devletin yirmi yıllık bir örgüt hakkında bu derece cahil olması sizce de garip değil mi? Beykozdaki çatışmaya kadar PKK’ya karşı yüzlerce eyleme karışmış olan bir örgütün hiçbir soruşturmaya tabi tutulmaması bile şüphe çekmeye yeter de artar bile. Gariptir, 1982 yılında kurulan örgüt hakkında üç sene sonra başında Hanefi Avcı’nın olduğu Siyasi Şube’ye ‘kimdir, ne yapar, ne yer, ne içer’ diye soruluyor ve alınan cevap ilginç. 23 Ocak 1985 tarihinde verilen cevap şu şekilde: “Hizbullah örgütünün legal ve illegal herhangi bir faaliyeti tespit edilememiştir”.
         Türkiye 2000 yılında Hizbullah ve mezar evleriyle tanıştığında çok şaşırmıştı. Oysa ki Hizbullah o sıralarda 18. Yaşını doldurmuş koskoca bir örgüttü. Fakat hiçbir örgüte nasip olmayacak bir artısı vardı; çok iyi korunuyordu. 1992 yılına gelindiğinde yılda bir iki faili meçhul cinayetin işlendiği şehirlerde rakamlar katlanmaya başlamıştı. Sadece Diyarbakır’da o yıl işlenen faili meçhul cinayet sayısı 132 dir.
         Gelişmeler dizginlenemez duruma gelince Jandarma Genel Komutanlığı Diyarbakır Emniyetine bir yazı göndererek  tekrar bilgi  ister. Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er’de cevabi yazısında, “örgütün çok hareketli olduğu” konusunda dem vurduktan sonra vere vere on kişinin adını verir. Oysa aynı tarihlerde, tam olarak 8 Nisan 1992’de Silvan’da iki PKK’lı ve bir Hizbullahçı aynı gün öldürülünce sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Daha da garibi, Diyarbakır’ın, Şırnak’ın, Silvan’ın, Batman’ın girilemeyen mahalleleri, kurtarılmış bölgeleri mevcuttur ve bu durum kimseyi rahatsız etmemektedir. Hanefi Avcı’nın İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptığı 84-92 yılları arasında bölgede yaşanan olağanüstülük bununla da sınırlı değildi. Bu dönem zarfında Hizbullah’a yönelik hiçbir operasyon yapılmamıştır. “Görmezden gelmek” deyiminin tam olarak anlamını bulduğu o yıllarda Örgüt içinde yaşanan kanlı bölünme dahi herkesi diken üstünde olmaya zorlarken, Diyarbakır Emniyetinin ilgisini çekmemiştir. Çünkü kendilerinin de belirttiği gibi, tüm bu olanlardan on kişi sorumluydu(!)
         Örgütün yaptığı eylemlerin ayyuka çıktığı o yıllarda Hüseyin Velioğlu’da oturmak için Polis Lojmanlarının yanındaki daireyi tutmuştu! Aynı teşkilat tarafından Beykoz’da öldürülmesine daha sekiz sene vardı.
         Hanefi Avcı İstanbul’a tayin olunca beklenmeyen bir gelişme olur. Devamlı halefi olan Adem Demir, mutad üzre o koltuğa oturur ve 10 Ağustos 92’de bir Hizbullahçıyı yakalar. Yer gösterme esnasında tamamen tesadüfi bir şekilde Örgütün arşivi ele geçer. Arşivde yönetim şemasının yanında önemli bir bilgi daha vardır: 138 kişilik PKK’lı infaz listesi ve bu kişilere ait biyografik bilgiler. Adem Demir tereddüt bile etmeden arşivi yok etmesi için TEM’de görevli Selim Sakallı’ya emir verir. Selim Sakallı denileni yapar ancak infaz Listesinin olduğu disketi de kopyalamayı da ihmal etmez. Söz konusu disket 97 yılında Adem Demir’in bölgeden ayrılmasıyla ortaya çıkar çıkmasına ama 138 kişi için artık çok geçtir.
         Sonraki yıllar adının içindeki “Allah” lafzına rağmen Devletin hiçbir sıkıntı duymadan Hizbullah’la kol kola gezdiği yıllardır. Bin yıl sürmesi beklenen 28 Şubat’ın taze bahar dalları gibi olduğu yıllardır ve sıradan bir tiyatro gösterisi için Sincan’da tank yürüten Ordu, Çevik Bir’e, Şener Eruygur’a rağmen garip bir şekilde Hizbullah’tan rahatsız olmamaktadır. İlişkiler ağı o derece grift bir hal almıştır ki Şırnak’ta 7 Ocak 2001 de yapılan bir hizbullah operasyonunda 4 Biksi, 43 kaleşnikof, 13 RPG, 4 Lav, 3 tabanca ele geçirilmiş ve yapılan incelemeler sonucunda bu silahların Jandarma envanterine kayıtlı olduğu tespit edilerek teslim edilmiş.
         Jandarma’da “pardon” deyip silahlarını alır. Çünkü PKK eylemsizlik sürecine girmiş, Hizbullah’a ihtiyaç kalmadığı gibi Gaffar Okkan suikastının ihalesi de üzerinde kalmış, en nihayetinde de Beykoz’da fişi çekilmek suretiyle defteri dürülmüştür. Yani yorgan gitmiş kavga bitmiştir...
         Ben Mehmet Baransu’nun kitabından yararlanarak yazdım bu yazıyı. Buna sebeb de yazdıklarının yanına belge koymasıydı. Benim kaleydeskopumda Hizbullah gerçeği böyle görünüyor.
         Dedim ya, herkesin kaleydeskopu kendisine...

31 Ocak 2011  23:18:56 - Okuma: (595)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik