Yazı

serseri dürüsttür, sersemse hep sersem
serseri dürüsttür, sersemse hep sersem 

İbrahim Becer

“yeryüzünde yalnız benim serseri/ yeryüzünde yalnız ben derbederim/ herkesin dünyada varsa bir yeri/ ben de bütün dünya benimdir derim...” şeklinde serseriliği taltif eden Necip Fazıl’ ın önünde saygıyla eğiliyorum.

         Serserilik kararında kaldığı müddetçe tadından yenmez bir sıfattır. Falanca yerin ne zaman düşman işgalinden kurtulduğuyla ilgilenmene gerek yoktur mesela; çünkü sen ezelden ebede zaten hürsündür. Benim serserilikte ısrarımın sebebi , herşeyin kolay bir açıklamasını bana sunmasından ve şaşkınlığa mahal vermemesindendir.
         “şakaklarıma kar mı yağdı ne var/ benim mi Allahım bu çizgili yüz/ ya gözler altında mor halkalar/ neden böyle düşman görünürsünüz/ yıllar yılı dost bildiğim aynalar...”  şeklinde giden gençliğine veda eden şaire inat, serserinin böyle sorunları olmaz. Tevekkülle yoğrulmuş bir serseri “sela verin kastımıza/ gider olduk dostumuza” der ve yola revan olur.
         Bu ülkede bir çok konuda bana yalan söyleyen Türk Bürokrasisinin serserilik yapmasını sırf bu yüzden isterdim. Buna sebep de “var mı, yok mu” tartışmaları arasında uğruna papatya falları açılan Jitem fenomenini yetkili bir ağızdan duyma isteğimdir. Çok şükür, Abdülkadir Aygan, Cem Ersever başta olmak üzere esas oğlanların hayatını merakımızdan hatmettik etmesine de isminin önünde sayamadığım kadar ünvan olanların ağzından bugüne kadar duyamamıştık bu itirafı. 16. Yy. Harem hayatının her iki evden birinde izlendiği ülkem benim! Devletinin doksanlı yıllardaki sergüzeşti neden ilgini çekmemekte?
 O doksanlı yıllar ki Devletin “Behzat Ç.” Gibi astığı astık, kestiği kestik yıllara tekabül ediyor. Onlar seni sersem, seni kör sanıyor anlamıyor musun?
         İfade vermek üzere mahkemeye icabet eden Albay Arif Doğan “Jitem’i ben kurdum, Veli Paşama devrettim, şu kadar kelle aldım, Abdülkadir Aygan’ı ben öldürttüm” falan deyince bir şehir efsanesinin daha sonuna gelindiğini anladım. Tevafuk bu ya, aynı günlerde ben de Mehmet Baransu’nun “Mösyö” adlı kitabında eski Jitemci İbrahim Babat’ın TBMM Susurluk Komisyonuna yazdığı onbir sayfalık mektubunun olduğu bölümü okumaktaydım. Güneydoğunun yakın tarihine meraklı olanlar için İbrahim Babat çok önemli bir isim. İbrahim Babat isminin önemi, taşıdığı sıfattan ileri gelmekte. “ öldürmeye tam yetkili Jitem Grup Komutan Yardımcısı” desem yeter sanırım.
         İbrahim Babat onbir sayfalık mektubunda Cem Ersever’den, Şemdin Sakık’tan, Arif Doğan’dan bahsediyor. Jitem adlı örgütün faaliyetlerini anlattıktan sonra işin nasıl ranta devşirildiğinden bahsediyor. Parayla işlenen cinayetler, tesadüfen öldürülen insanlar, adam kaçırmalar gibi eylemlerle liste uzayıp gitmekte. Yapılan tüm bu faaliyetlerde işlerin ters gitmesi durumundaysa tek bir eylem tarzı benimsenmekte: En yakın Jandarma Alay Komutanlığına sığınmak.
         İbrahim Babat’ın ekibi de gerçekten ilginç; başta Cem Ersever olmak üzere eskinin militanları, şimdinin itirafçıları. PKK’dan Tikko’ya uzanan geniş bir uzlaşı hükümeti, bir nevi “yüzük kardeşliği”. Kardeşlerin daha sonra hangi menfaatler uğruna, nasıl biribirilerine düştüklerini, nasıl kurşun sıktıklarını okuyunca o yıllarda üçbin yıllık olmasıyla her daim övündüğümüz “Devlet” denen mekanizmanın nerede olduğunu kendinize sormadan edemiyorsunuz.
         “Diyarbakır ve çevresinde PKK’yla ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi “infaz” yetkimiz vardı. Bu insanları yakalayıp, adalete teslim etmek yerine faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bunu yapmamız emrediliyordu” diye alenen anlatmakta İbahim Babat o yıllarda olup biteni.  
         İşin en garip tarafı da ne biliyor musunuz; İbrahim Babat bu itiraflarından dolayı ceza almadı da bir alacak verecek meselesi yüzünden birini ayağından vurunca on yedi yıla hüküm giydi. Hani derler ya: “Dünün trajedisi, yarının komedisi olmaya adaydır” tam olarak böylesine bir durum sözkonusu. Yine de İbrahim Babat üzerinde durulması gerekli bir isim. Siz de araştırabildiğiniz kaynaklardan araştırın ve doksanlı yıllardaki ‘terörle mücadele tarihimiz’ konulu derse değişik bakış açıları getirin.
         Tabi İbrahim Babat, ismi önünde bir ünvana sahip olmadığı için bu itiraflar da öncekiler gibi fukara yellenmesi olarak kalacak ve kubbede hoş bir seda bırakmadan silinip gidecekti. Neyse ki Arif Doğan, başta Mehmet Baransu olmak üzere herkesin imdadına yetişti de gökkubbeyi başımıza yıkıverdi. Çünkü onun isminin önünde kapı gibi ünvanı var: O emekli bir Albay...
         Ya, Jitem gerçeğini bugüne kadar sakladığını zannedenler, bu yalanın bir ömür boyu sürmesini arzu edenler, bu yalana bir ömür boyu inanmayı görev addedenler Arif Doğan’ın itiraflarından sonra utanıyorlar mıdır sizce? “Utanmak” fiilini Jitemi oluşturup, katlanılması zor sonuçlarına göğüs germek olarak olarak almayın. Ben söylenen yalandan sonraki fiili durumu kastediyorum.
         Keşke içlerinden bir tane serseri tıynetli, makamını, mevkisini düşünmeyen birisi çıksaydı da “Kardeşim, dünyanın heryerinde gerillanın karşılığı kontra gerilladır...” şeklinde de olsa bir cümle kursa ve biz de doğruluğunu veya yanlışlığını konuşuyor olabilseydik.
         Hadi dünü anlatmadılar, sen de anlamadın; ya bugün senden gizlenen gerçeklerin döşemelerin altından çıkmasına rağmen görmezden gelmen ne anlama gelmekte?
         Velhasıl serseri dürüsttür, sersemse hep sersem...

23 Ocak 2011  22:54:59 - Okuma: (509)  Yazdır




İstatistik