Yazı

Zübeyde Hanım
Zübeyde Hanım 

Asil S. Tunçer

Bir Milletin Annesi

Yıl 1922, aylardan Haziran’dı. Kendisinden görüşme talebinde bulunan Fransız yazarı Claude Farrére ile İzmit’te buluşacaktı. Annesi de İstanbul’dan Ankara’ya gelecekti. Üç yıldır annesinden ayrı kalmasına rağmen Mustafa Kemal bu önemli randevusu için 14 Haziran 1922’de Adapazarı’na geldi. Kendisinden bir gün önce gelen ve Askerlik Şubesi Reisi Binbaşı Baha Bey’in evinde kalan Zübeyde Hanım ile burada buluştular ve o geceyi bu evde geçirdiler. Anne ve oğul birlikte bir otomobil ile 24 Haziran I922’de saat 20.00’de Ankara’ya dönüp, doğruca Çankaya Köşkü’ne gittiler.
 
Köşkte Abdürrahim ve Ragıp Bey’in yeğeni olan Fikrîye ile birlikte kalan Zübeyde Hanım’ın, hastalığı da giderek artıyordu. Kısmi felç ve romatizmadan dolayı ağrıları artan Zübeyde Hanım’a İzmir’in havasının iyi geleceği düşünülerek, İzmir’e gidip bir süre kalması için ikna edildi. Bu seyahatin bir diğer amacı da Mustafa Kemal’in evliliği düşündüğü Latife Hanım’ı Zübeyde Hanım ile tanıştırmak, kayınvalidenin müstakbel gelini yakından görmesini temin etmekti. Uygun bir kalacak yer bulmak için İzmir’e giden Başyaver Salih (Bozok) Bey’inde oluru dâhilinde, Zübeyde Hanım için Latife Hanımların Karşıyaka’daki yazlık evleri (şimdiki Zübeyde Hanım Anı Evi) hazırlandı.
 
Buradayken hastalığı giderek artan Zübeyde Hanım, 15 Ocak 1923 günü 66 yaşındayken vefat etti. Batı Anadolu’da uzun süreli bir geziye çıkmak üzere 14 Ocak 1923 günü akşamı özel treni ile Ankara’dan ayrılmış bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 15 Ocak günü Eskişehir’e geldi. Gün ağarmadan az önce Emir Eri Çavuş Ali’yi çağırdı, “Bir haber var mı?” diye sormuş, “şifre geldi ama çözülmedi” diye cevap veren Ali Çavuş’a hüzünle bakan Mustafa Kemal Paşa, “annemin öldüğünü biliyorum, dün gece bir rüya gördüm, yeşil tarlalarda annemle dolaşıyordum. Birden bir fırtına çıktı, anamı alıp götürdü” dedi. Deşifre edilmiş telgraf eline verildiği zaman okudu, gözlerini kapadı, bir an düşündü ve “İzmir’e gitmiyoruz. Treni İzmit’e çevirsinler” buyurdu.
 
Aynı gün İzmir’deki Başyaver Salih Bozok’a şu telgrafı çekti: “...verdiğiniz elim haber, beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasim-i tedfiniyesini (uygun bir şekilde cenaze törenini) ifa ettiriniz. Cenabı Hak, milletimize hayat ve selamet versin”.
 
Atatürk’ün Harp Akademisi’nden sınıf arkadaşı olan ve Kurtuluş Savaşı’nda Batı Cephesi Kurmay Başkanı bulunan Asım Gündüz, Zübeyde Hanım’ın ölümü sırasında İzmir’deydi. Asım Gündüz Zübeyde Hanım’ın cenaze törenini şu şekilde anlatmaktaydı: “Zübeyde Hanım son saatlerinde yanında bulunan Latife Hanım’a ayrıca bir vasiyet yazdırmıştır. Latife Hanını, Zübeyde Hanım’ın ölüm haberini ilkönce İzmir Valisi Mustafa Abdülhalik (Renda)’ya bildirmiş, vali de büyük bir cenaze töreni hazırlatmıştı. Latife Hanım ilk gece İzmir’in tanınmış hafızlarından tam otuz üç kişi çağırarak sabaha kadar hatim yaptırmış ve hatim duası üç gün sürmüştür”.
 
Cenaze alayına adeta bütün İzmir katılmıştı. Vali, memurlar, komutanlar ve hocalar olduğu halde cenaze alayının uzunluğu bir kilometreyi buluyordu. Okulların getirdiği çelenkler kabrin üstünde bir örtü teşkil etmişti. Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım, Kazım (Özalp), Fahrettin (Altay), Mürsel (Baki), İzzettin (Çalışlar), Abdurrahman Nafiz (Gürman) Paşalar cenaze alayının önünde yürümekteydiler.  
 
Latife Hanım siyah bir manto giymiş, siyah peçe örtmüş, cenaze alayına katılmak istemişti. Fakat ailesinin ve din adamlarının, İslam’da kadın cenazeye katılamaz diye engel olmaları üzerine bir faytona binerek cenazeyi arkadan takip etmişti. Latife Hanım, kabirde yüzlerce gümüş mecidiye sadaka dağıtmış, kırkında mevlit okutmuş, elli ikisinde fakir fukaraya aşure dağıttırdığı gibi, hatimler indirtmişti.  
 
Bu arada 12-13 gün çeşitli yerleri dolaşan ve programına uygun olarak devlet işlerini takip eden Mustafa Kemal Paşa, 27 Ocak 1923 günü Manisa üzerinden İzmir-Karşıyaka istasyonuna geldi. Beraberinde ordu komutanları, bakanlar, milletvekilleri ve yaveri vardı. İzmir Valisi Abdülhalik Renda, Kolordu Komutanı Fahrettin Altay ve Başyaver Salih Bozok, onu karşılayanlar arasında idi. Yine istasyonda kalabalık bir halk topluluğu ve çevresi çiçeklerle süslenmiş bir otomobil onu bekliyordu. Çevresinde toplananları selamladı.
 
Tıpkı sağlığında önce annesini ziyaret ettiği gibi, yine önce annesini ziyaret edecekti. O gün annesinin mezarı başında duygulu ve özlü bir konuşma yaptı. Milli Mücadele yıllarında da hep kendisinin yolunda olan annesinin çektiği acıları, onun fedakârlığını, kendisi yüzünden çektiği sıkıntıları ve acıları dile getirdi.
 
Zübeyde Hanım, fedakâr bir anneydi. Oğlunun yetişmesinde emsalsiz emekleri geçmişti. Yıllarca oğlunun hasretine katlanmış, Mustafa Kemal Paşa, milletini kurtarmak için hayatını ve bütün varlığını ortaya koyarken annesiyle yeterince ilgilenememişti.
 
İşte annesinin mezarını kalabalık bir grupla ilk kez ziyaret ederken, Gazi’ye gözyaşı döktürten ve en derinden gelen duygularını söyleten, içindeki bu hisler olmuştur. Buradaki konuşmasında kısaca annesinin çektiği sıkıntılardan bahseden Mustafa Kemal Paşa, şunları söylemişti:
 
“...Validemin ziyamdan şüphesiz pek müteessirim. Fakat bu teessürümü izale ve beni müteselli eden bir husus var ki, o da anamız vatanı mahv ve harabeye götüren idarenin artık bir daha avdet etmemek üzere mezar-ı ademe (ölüm) götürülmüş olduğunu görmektir. Validem bu toprağın altında, fakat Hâkimiyet-i Milliye ilelebet payidar olsun. Beni müteselli eden en büyük kuvvet budur. Evet, Hâkimiyet-i Milliye ilelebet devam edecektir. Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna müteahhit olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim. Validemin medfeni önünde ve Allah’ın huzurunda aht ve peyman (and, yemin) ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin istihsal ve tespit ettiği hâkimiyetin muhafaza ve müdafaası için icab ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Hâkimiyet-i Milliye uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.
 
Atatürk’ün yaptıkları ve düşüncelerine baktığımızda Ulu Önder’in çok sevdiği ve saydığı anası ile terbiye ve zekâ bakımından yakınlıklarını, en büyük Türk, Atatürk’ün bir kahramanı doğuran ve yetiştiren bu ulvi kadından nasıl bir aile ve devlet terbiyesi aldığını, sahip olduğu yüksek faziletini görmek mümkündür.
 
Zübeyde Hanım, daha küçük yaşta yetim kalan oğlunun her durumuyla yakından ilgilenmiş çünkü onun yetişmesinde ve yetiştikten sonra memlekete yararlı olmasında büyük etken olmuştur. Mustafa Kemal’e tam anlamıyla hem analık, hem babalık etmişti. Sevgili oğlu Mustafa’nın idamla mahkûmiyetini haber aldığı zaman, son derece dinç olmasına rağmen üzüntüsünden kahrolan Zübeyde Hanım hastalanmış, yatağa düşmüştü. Uzun bir müddet oğlundan doğru bilgi alamaması da hastalığın ilerlemesine sebebiyet vermişti. 16 Mayıs 1919’da oğlunu Samsun’a uğurlamış, tam 3 yıl 1 ay yüzünü görmemişti. Üstelik oğlu hakkında verilen idam fermanın her an kendisini ‘Mustafa’sından ebediyen ayırabileceği korkusunu yüreğinde taşıyarak…
 
Ruhun Şad Olsun Zübeyde Ana”.
 
Not: Bu yazımı asırlardır gözünü kırpmadan oğullarını cephelere gönderip kâh gazi kâh şehit haberlerini alan ve buna rağmen “vatan sağ olsun” diyebilen tüm fedakâr ve cefakâr yüce Türk analarına ithaf ediyorum.


14 Ocak 2011  22:17:01 - Okuma: (598)  Yazdır




İstatistik