Yazı

'İnsan' Mustafa Kemal'e Bir Şans
'İnsan' Mustafa Kemal'e Bir Şans 

İbrahim Becer

İyi roman okuyucuları söylediklerime hak vereceklerdir şüphesiz; bir romanı iyi yapan etmenlerden kurgu ne kadar önemliyse karakterler de bir o kadar önemlidir.

         Unutamadığım roman karakterlerim vardır benim; şiddeti estetize etmedeki başarısını gıptayla izlediğim Trevanian ve onun Şibumi romanındaki Nicolai Hel gibi. Yarı Alman, yarı Rus bir karakter olan Nicolai Hel, bask dili de dahil olan yedi dil konuşur, çok usta yöntemlerle adam öldürebilir, korkusuz ve yenilmez bir savaşçıdır, filozoftur vs. diye liste uzayıp gider.
         Roman karakterlerine olağanüstü yetenekler yüklemek Yazarın keyfine kalmış bir hadisedir. Yazar şayet o karakterin bu yetenekleri taşıyabileceğine inanabiliyorsa ve kurgusunda da bunu başarabiliyorsa pekala Nicolai Hel gibi bir karakter yaratabilir ve biz de zevkle o romanı okuruz.
         Yine de  benim roman konusundaki favorim, son zamanlarda sadece Fransa’nın değil, aynı zamanda dünyanın da gözbebeği olan Jean Cristophe Grange. “Güncel” dediğimiz boğucu hay-huylardan bunaldıysanız bir Grange romanını şiddetle tavsiye ederim. Yazarın sadece Fransa’da sadık 450 bin okuru olduğunu öğrenmem beni şaşırtmadı. Benzetme yapmam gerekirse bir Grange romanı, Engin Ardıç yazısı gibidir benim için. İnsanı kolay kolay yanıltmaz.
         Son günlerde bir tartışma var dikkat ettiyseniz; bir televizyon kanalında Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatının dizi film halinde gösterime girmesi üzerine “karakter tahlilleri” üzerine ciddi bir kamplaşma söz konusu. Bir tarafta Yükselme Döneminin padişahının cinsel tercihlerini masaya getirenler, diğer tarafta bunun bir hilaf-ı hakikat olduğunu dillendirenler. Hoş, bu tartışma başlamadan bitti çünkü Said Nursi’nin hayatının çekildiği film kıyılarımıza vurdu. Gelen bu yeni filmle de yepyeni bir “karakter” üzerine başlayan tartışmaların alev alması bir oldu. İlk fitili ateşleyen Ahmet Hakan’ın üzerine Cemaatin topyekun cihat ilan etmesi an meselesidir zannımca.
         Bu hal biraz da bu Ülkenin tarihe malolmuş kişiler üzerinde bırakın azami müştereki, asgari müşterekte dahi buluşamamamızın sorunudur. Çok düşündüm ama ben üzerine ittifak halinde mim koyduğumuz bir kahraman bulamadım. Sadece siyasi ve Askeri alanı kastetmiyorum; spordan medyaya, edebiyattan ticarete kadar uzanan geniş bir silsileyi ve o silsilenin kahramanlarını gözlerinizin önüne getirin ve düşünün.
         Bir Grange romanı okumanızı da bu yüzden size tavsiye ediyorum işte; Grange’ın yarattığı karakterleri diğerlerinden ayıran çok önemli bir ayrıntı var: Kötü karakterler hemen hemen kusursuza yakınken, iyi karakterler daima problemli tiplerden oluşuyor. En ufak defoları sigara içmeleri olan bu tiplerin arasında aileleriyle problemi olan tiplerden tutun da, sinirleri felç olduğu için ilaç kullananlara, oradan alkoliklere kadar uzanan geniş bir silsile mevcut.
         Ağırlıklı olarak sıradan insanları işleyen Grange, belki de sıradan okurların empati yapmasını kolaylaştırarak okur kitlesini bu kadar genişletmiştir, kimbilir? Çağımız romanında da gidişatın bu şekilde, sıradan  özellikleri olan karakterler üzerinden geçtiğini görüyorum. Bu akımın Türk Edebiyat dünyasına da en yakın zamanda gelmesi temennim. Çünkü toplumsal rahatsızlığımız olan yarı tanrı yaratma hastalığımız yüzünden bağrımıza basacak bir kahraman bulmakta zorlanıyoruz.
         Mesela sinema dünyası Mustafa Kemal’i harcamıştır bu ülkede. Şu ana kadar elle tutulur bir filminin olmaması, bir dizisinin çekilememesi bana hep ilginç gelmiştir. Tartışmaların daha çok başrolde oynayacak olan Hollywood starlarının üzerinde yoğunlaştığı denemeler bile sinopsis aşamasını geçemediler. Oysa ki fırtınalı bir aşk hayatı olan, kötü bir evlilik yapan, Annesiyle küs ayrılan, yola beraber çıktığı hemen hemen tüm arkadaşlarıyla yolları sonradan ayrılan, bir çok savaşa giren çıkan bir insanı sinemaya aktarmak o karakteri küçültmez, ilgi çeker.
         Mustafa Kemal sıkı bir sigara içicisidir, bunu herkes bilir. Oysa ki, Mustafa Kemal’i elinde sigarayla gösteren resimler mozaiklenerek gizlenmekte bu müptelalık. İçicisinin utanmadığı bu fiilden takipçisinin bu kadar ürkmesini ancak karaktere yüklenen olağanüstü, taşınması güç olan özelliklerle açıklayabilirsiniz.
         Reverte’nin romanından yola çıkılarak yapılan bir film var: La Capitan Alatriste. 17. yy İspanyasında geçen bu filmi izlerseniz tüm bu yazılanların daha bir ete kemiğe büründüğünü göreceksiniz. Komutan Alatriste’nin tüm zaaflarına rağmen neden İspanyollar tarafından bu kadar sevildiği sorusu ise sanırım toplumsal taasubumuzla açıklanabilir. Alatriste büyük bir savaşçıdır, dostlarına karşı vefakardır, bir Liderdir ama aynı zamanda para için adam da öldürebilen bir kiralık katildir. Bu özelliği de gizlenmek bir yana, bilakis o muhteşem final sahnesinde izleyicinin gözüne sokulmakta.
         Bir yarı tanrıyı tekrar insana dönüştürmeyi başarabilirsek şayet, eminim ki bu ülkede güzel bir Atatürk filmi izleyicisiyle buluşabilir. Kimin oynadığının da o kadar önemli olacağını sanmam, öykü zaten yeteri kadar ilgi çekici.
         Yeter ki “insan” Mustafa Kemal çıksın ortaya…    


3 Ocak 2011  21:07:28 - Okuma: (479)  Yazdır




İstatistik