Yazı

Kalem ve Söz Aynamızdır
Kalem ve Söz Aynamızdır 

Nuri Gökgöz

Arılardır kalemi çiçeğin, balı aşk diye yazar peteğe. Aynasıdır kalemi şairin, aşkı bal diye yazar güneşe. Nuri Gökgöz (ToprağınSesi)

Kalem deyip geçmeyelim değerli okurlarım. Onlar bizim, can yoldaşımız, yarınımızın ışığı, dünümüzün aynası ve bir gün toprak olacak olan taşıdığımız emanet bedenlerimizin dilidir. Kalem ele söz dile yakışır kısacası.
 
Yazımın başında yer verdiğim, şiirimde de belirdiğim gibi, kalemle ve bal arılarının dillerimizi tatlandırdığı gibi bizlerde bal arılarından örnek alarak, yürekleri tatlandıralım.
 
Sahi kalem ve söz neden bu kadar önemlidir?
 
 Biri göze biri kulağa girer değil mi?
 
Kulağa dedim de hemen marangoz arkadaşım Hüseyin usta ile Duvarcı ustası Hasan Hüseyin abi geldi aklıma. Çocukken de vardı babamın bir bakkal arkadaşı. Hani bende çocuğum ya şekeri de severim, olursa para harcamayı da.
 
O bakkal amcada kulağında kalem taşırdı. Takılırdım ona .. Bakkal amca o kalemliği bana satar mısın diye. Oda tatlı gülümsemesiyle kulağını tutar ve benim kulağımın üstüne koyardı kalemiyle birlikte. Sevinirdim çocukluk işte.
 
İlkokul birinci sınıfta okurken bir gün kulağıma koydum kalemi bakkal amca gibi. Rahmetli öğretmenim Zübeyde Hanım geldi kulağımı tuttu. Allahhh dedim içimden, benim kalemliğimi ve kalemimi öğretmenim alacak. Öğretmenim Zübeyda Hanım, Oğlum bu ne diye sordu. Bende bakkal amcanın kalemliği ve kalemi öğretmenim, bana para almadan verdi dedim. Tamam oğlum dedi. Ben alıyorum şimdi o kalemlikle kalemi kulağından ve sana başka bir kalemle kalemlik veriyorum dedi.
 
Eliyle, yüreğini tuttu ve yüreğimin üzerine koydu. Oğlum kalemliğini ve kalemi bu günden sonra kulağında değil yüreğinin içinde taşı olur mu dedi. Peki öğretmenim yüreğimin içine nasıl girecek kalemlikle kalem, acımaz mı sonra dediğimde de. Önlüğümün sol yanında olan cebimi gösterdi.
 
İşte bak! Burası yürek kalemliği oğlum dedi. Burada duran kalemlik ve kalemin ömrü sonsuzdur. Bizler bir gün yok olup gideceğiz ama bu yürek kalemliği ile yürek kalemi seni her zaman yarınlara taşır eğer ki iyi kullanabilirsen dedi.
 
O günden sonra günlerce kalemimin yürek atışlarını dinledim. Arada bir yokluyordum. Atmıyordu. Allah Allah diyordum. Bu kalbi olmayan, ağaçtan yapılmış bir şey. İçi kömür doldurulmuş kalem nasıl beni yarınlara taşıyacaktı. Hem ucu bittince küçülüyor hem de benden önce ölüyor diye düşünüyordum.
 
Yıllar geçti tabi aradan. Geçen her yıl o yüreği yok dediğim kalemimin yaşadığını, nefes aldığını, nefes verdiğini görmeye başladım. Onunda benimle birlikte güldüğünü ve benimle birlikte ağladığını anladım. Demek ki kalem benim yüreğimi içinde yaşıyordu. Sarıldım sonra ona. Gurbetim acılarını paylaştım. Sevdamı mutluluğumu ve can dediğim, candan sevdiğim dostlarıma kaleminle sarıldım.
 
Bir gün Ah be Aşık Veysel amca dedim. Sen yıllar önce göçüp gittin ve gitmeden önce benim bakkal amcamın yürek terazisinde tartıp “BENİM YARIM KARA TOPRAKTIR” dedin ve gittin. Bende o toprağın bağrında yetişen ve kalem haline gelen bu dostumla “ senin o sadık yarının sesi oldum olmaya da devam edeceğim.
İnsanoğlu zaman zaman en sadık dostuyla bile kavga edebiliyor. Hoşgörünün gözleri kör oluyor işte o an ve benliğimize yeniliyoruz. İşte o anlardan biri kalemin belki ağlıyor yürek dilimim söylediklerini yazarken ama yazıyor yinede.
Toprağım yazıyor, sen yoruyorsun,
Silgilere bakıp, ne soruyorsun,
Ak sayfalarımda, can arıyorsun,
Beni kalpten vurdun, ah kurşun KALEM.
 
Aslında vuran kalemim mi yoksa ben miyim?
 
Yazım devam edecek.
 
Işık ve aydınlık yarınlar daima sizinle olsun.
 
Nuri Gökgöz (Toprağın Sesi)


28 Aralık 2010  23:01:53 - Okuma: (1356)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik