Yazı

Afanasyevo ve Andronovo Kültürü -IV-
Afanasyevo ve Andronovo Kültürü -IV- 

Asil S. Tunçer

Türklerin kurduğu en eski devlet olan Hun İmparatorluğu aynı zamanda Türk askerî teşkilat ve idareciliğinin de ilk örneğidir.

Osmanlılar da dâhil olmak üzere bütün tarih boyunca Türk teşkilatının baş kaidesi olan, sağ ve sol ikili nizam, Hunlar tarafından kurulmuştur. Hun ordusu, on bin, bin, yüz ve on kişilik gruplar halinde, onlu sisteme göre oluşturulmuştu. Keçe çadırları içinde oturuyor ve besledikleri koyun, at ve sığır sürülerinden elde ettikleri ile geçiniyorlardı.

Hunlar, MÖ. III. yüzyılın sonlarında, Sarı Irmağı’nın kıvrım yaptığı alana gelerek Çin içlerine doğru akınlara başladılar. Çinliler, bu Türk kavminin süvarileri karşısında tutunamayıp ağır yenilgilere uğradılar. Böylece Çin hâkimi olan Ti-şin hanedanı Çin Seddi’ni tamamlamaya çalıştı.

Türk kavimlerini toplayıp imparatorluk halinde birleştiren ilk büyük Hun hükümdarı Teoman Yabgu'dur, (MÖ. 220). Teoman Yabgu'dan sonra Hun tahtına oğlu Mete Yabgu geçti. Mete Han zamanında yapılan fetihlerle Hun İmparatorluğu’nun toprakları Hazar Denizinden Japon Denizine kadar uzandı. Bu topraklarda çeşitli Türk kavimlerinin yanı sıra diğer Altaylı kavimler de yaşıyordu. Mete devri (MÖ. 209–174), Hun İmparatorluğu’nun en parlak devri oldu.

Mete Han'dan sonra gelen yabgular zamanında Çinlilerle ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar aileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar Hunların iç işleri bakımından birçok karışıklıklara yol açtı. Buna rağmen Hun İmparatorluğu, MÖ. 1. yy.a kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyılda ise, Türk beyleri arasında taht kavgaları gittikçe arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak Türkleri zayıflatmayı bildiler. Neticede Hunlar, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu bölünmüş devletlere Güney ve Kuzey Hunları da denir.

III. yüzyılın başlarında başka bir Türk kavmi olan Siyenpiler, Hunlarla iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğolların ve bazı Türk boylarının da yardımıyla, Hunların hâkimiyetine son verdiler. Büyük Hun İmparatorluğu, tarihte bilinen eski imparatorlukların en büyüğüydü. Siyenpilerle yaptıkları savaşları kaybettikten ve Asya'daki Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra, Hunların bir kısmı, Dinyeper nehriyle Aral Gölünün doğusu arasındaki bölgeye yerleştiler; IV. yy.ın ortalarına kadar orada yaşadılar. Çin'den gelen Hun kitleleriyle çoğalan ve uzunca bir süre sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlenen bu Hunlar, iklim değişikliği ve geçim şartlarının bozulması sebebiyle bu tarihten itibaren Batı'ya göç etmeye başladılar.

Aynı tarihlerde, Karadeniz kuzeyindeki düzlükler, bir Cermen kavmi olan Gotların işgali altındaydı. Don-Dinyeper nehirleri arasında Doğu Gotları (Ostrogotlar), batısında ise Batı Gotları (Vizigotlar) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya'da Gipidler, bugünkü Macaristan'da Tisa Nehri havalisinde Vandallar vardı. Hun başbuğu Balamir'in idaresinde hayret edilecek bir hareket kabiliyeti ve gelişmiş bir süvari taktiğiyle hareket eden Hunlar, önce Doğu Gotlarla, sonra da Batı Gotlarla karşılaştı.

Yerlerinden kopan bu kavimler batıya doğru hızla akarak Roma İmparatorluğu topraklarını Kuzey Karadeniz'den İspanya'ya kadar her tarafı alt üst ettiler. Böylece, Avrupa'nın etnik manzarasını değiştiren ve tarihte ‘Kavimler Göçü’ denilen hadise meydana geldi. Âni ve şiddetli Hun darbelerinin, beklenmedik şekilde ortaya çıkan Hun akıncı birliklerinin, Doğu Avrupa kavimleri arasında uyandırdığı dehşet Batı dünyasında büyük yankılar yaptı. Hunlar aleyhine, Latin ve Grek kaynaklarından inanılmaz rivayet ve hikâyelerin çıkmasına ve yayılmasına sebep oldu.

Hunlar, 378 yılı baharında Tuna'yı geçtiler ve Romalılardan direniş görmeksizin Trakya'ya kadar ilerlediler. Bu arada daha büyük bir Hun kütlesi Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya yöneldi. Bu ikinci akıncı kolu, Güney Anadolu'dan Suriye'nin Akdeniz kıyılarına ve Kudüs'e kadar yıldırım hızıyla ilerledi. Sonbahar'da aynı yoldan Azerbaycan'a döndü.

Batı'da ise Balamir'in oğlu Ildız'ın komutasındaki Hun süvari birlikleri Bizans İmparatorluğu’nu barışa zorladı. Ildız'dan sonra hun tahtına geçen Karaton ve Rua zamanlarında da Bizanslılar, Hunlara vergi ödedi. Rua'nın 434'te ölmesi üzerine devletin başına Attila geçti. Attila zamanında Hunların hâkimiyeti Volga Nehri’nin doğusundan bugünkü Fransa'ya kadar uzandı. Yönetimleri altında çeşitli Türk boyları da dâhil olmak üzere kırk beş kavim yaşıyordu. Bunların çoğu, şimdiki Avrupa milletlerinin dedeleridir. Bizans, Hunlara verdiği vergiyi üç katına çıkardı. Attila, 451'de Hıristiyan dünyasının merkezini zapt etmek üzere yüz bin kişilik ordusuyla Roma önüne geldi. Ancak, Attila'nın önünde diz çöken ve Roma'nın kendisine boyun eğdiğini bildiren Papa, kentin kurtarılmasını sağladı.

Attila'nın ölümünden sonra tahta çıkan oğulları İlek, Dengizik ve İrnek dönemlerinde, Hun birliği parçalandı. Ayaklanan Cermen kavimleriyle yapılan savaşlar, Hunları yordu. Sonuçta Orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu gören İrnek, Hunların büyük kısmı ile Bizans'tan geçiş izni alarak Karadeniz'in batı kıyılarına döndü. İrnek idaresindeki Hunların, önce Güney Rusya düzlüklerinde görülen, sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlarla Macarların oluşumunda büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır. Geleneklere göre, Bulgar Türk Devletinin kurucusu Dulo sülalesiyle Macar kabilelerini Tuna boyuna getirerek orada yerleştiren Arpad Hanedanı, İrnek'i ata tanımaktadırlar.

Hunların büyük kısmı, Volga'dan batıya geçerken, onlardan bir kısmı olduğu ileri sürülen Ak Hunlar IV. yüzyılda Batı Türkistan'a göçerek, burada Ak Hun Devleti’ni kurmuşlardı. Ak Hunlar, 441 senesinde Semerkant, Buhara ve Belh çevresini ele geçirerek, İran Sasani Devletiyle komşu oldular. Bir süre sonra Horasan'a sefer düzenleyen Türkler, Sasani hükümdarı Şehinşah Firûz'u mağlup ettiler. Ak Hunlar, bu parlak zaferden sonra tam bir asır Türkistan ve Afganistan'ın kudretli hâkimi olarak hüküm sürdüler. VI. yy.ın başlarında Ak Hunlar, ülkelerini Göktürklere bırakmak zorunda kalarak onların tâbiiyeti altına girdiler.

III. yy başlarında, Türklerin Tabgaç Hanedanı Kuzey Çin'de güçlü bir siyasî teşekkül meydana getirerek Asya Hunlarının yerini aldı. Tabgaç hakimiyeti, hükümdar Kuei zamanında (385–409) Pekin'e kadar uzandı. Bu durum, Tabgaçların Çin'le çok fazla yakınlık kurmalarına ve onların hayatlarına alışmalarına yol açtı. O kadar ki bazı Tabgaç yabguları, Çinlilere hayranlıkları yüzünden kendi halklarını ve kültürlerini hor gördüler. Bu durum Tabgaçların Çin kültürü ve Çin kalabalığı içinde eriyip gitmelerine sebep oldu. Onların yerine IV.yy.ın sonunda iktidar Avar hanedanının eline geçti.

Avar Türkleri, önceleri Hun ve Tabgaç hanedanlarının hâkimiyeti altında yaşıyorlardı. Tabgaç iktidarının zayıflamasıyla Orta Asya hâkimiyetini ele geçiren Avar Hanedanı, IV. yy sonundan VI. yy ortasına kadar devam etti. Avar kağanları hem doğuda, hem batıda fetihler yapmışlar, esas olarak Çin'le uğraşmışlardır. Avar Devleti, Onabay Kağan zamanında Göktürklerin isyanı üzerine yıkıldı (552). Göktürkler karşısında uğranılan başarısızlık üzerine, Avar kitleleri batıya doğru çekildiler.

558 yılında, Sabar hâkimiyetini yıkıp Kafkaslara doğru ilerlediler. Buradaki İranlı Alanları egemenlikleri altına aldıktan sonra, Bizans'a elçi göndererek yıllık vergi ve kendilerinin yerleşebilecekleri arazi istediler. Bu arada Dalmaçya'da ve Balkanlar'da geniş çaplı bir fetih hareketine giriştiler.

…sürecek…



27 Aralık 2010  18:11:21 - Okuma: (415)  Yazdır




İstatistik