Yazı

Kan Asilse Sorun Yok
Kan Asilse Sorun Yok 

İbrahim Becer

Bülent Arınç bir çaylarını içip, hal hatır sormak için Manisa Celal Bayar Üniversitesine uğramak istiyor ve bir öğrenci ile Rektör arasında ilgi çekici bir dialog geçiyor. Öğrenci, cumhuriyeti koruyup kollamakla görevli olduğunu söyleyince, rektör de “bu emri kimden aldığını” soruyor. Öğrenci kendinden emin bir şekilde cevap veriyor: Atatürk’ten aldım!

         Sahneyi kes burada, gönder jeneriği, aksın arka fonda “onuncu yıl marşı”, düzenle Silivri’de bir kısa metraj film yarışması, en kötü ihtimal mansiyon garanti. Dialogdan çıkardığım bir başka sonuç da, Üniversiteye girişlerde yapılan seviye tespit sınavının kalitesinin epey düştüğü. Öyle ya, Cumhuriyete karşı taarruz ve tasallutundan endişe edilen kişi Meclis Başkanlığı yapmış bir zat. Koskoca memleket bir araya gelmiş, seçim yapmış, Cumhuriyeti türlü tasalluttan korumak için bir Meclis kurmuş ve başına da Bülent Arınç’ı getirmiş, beyimiz de eski Meclis Başkanına yumurta atarak Cumhuriyeti koruyacak.
         Böyle adama kızılmaz, olsa olsa merhamet edilir. Çünkü bu kafa yapısındaki insanlar, muarızları tarafından kızma eşiklerini çoktan geçtiler. Şu anda sürmek oldukları saltanat muhatapları tarafından merhamet olunmak, bir adım sonrası muhatap alınmamak, devam ettikleri takdirde ellerine bir teneke ve bir sopa verilip, mahallenin delisi karakteriyle tuluat tarihimizi yeniden canlandırmalarını beklemek.
         O öğrenci arkadaşım tüm bu eleştirileri şahsına münhasır almasın. Ben evrensel bir düşünce sisteminden bahsediyorum. Sözgelimi, Selçuk’taki Meryem Ana kilisesinin Vaizine, Tahsin Ağa caminin bir cemaati yumurta atsa onu da ayıplarlar. Ama Onun bir şansı var o da şu, onun sağında solunda aklı başında insanlar var. Nasıl ki Hrant Dink öldürüldüğünde Cemaat sokaklarda nümayiş yapmadı, yüzü kızardıysa böyle bir utanç vesilesine yine kimse yol vermezdi.
         İş geliyor 1939’da Başbakanlık yapan Refik saydam’ın o meşhur sözüne dayanıyor: “A’dan Z’ye herşeyimiz yanlıştır”. En büyük yanlış da bu Ülkenin bitmek tükenmek bilmeyen bir “Halaskar/ Kurtarıcı” sendromudur. Çapsızlıklarının baştan kabulünün şehadetnamesi mahiyetinde olan “ordu Göreve” ya da “genç Mustafa Kemaller görev başına” pankartlarını hatırlarsınız o miting günlerinden. Daha bir şair tıynetli olanları da “sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin” diye geziyordu meydan meydan. Osmanlı Döneminden bu yana irili ufaklı 110 darbe teşebbüsüne maruz kalmış olan benim yalnız ve güzel Ülkemin ne kara bahtı varmış ki kurtar kurtar kurtulmuyor.
         Eski Meclis Başkanını Cumhuriyetin düşmanı olmakla itham eden öğrenci arkadaşımın fikri ağa babaları olan “halaskaran zabitan/ kurtarıcı subaylar” bile bu memlekette saltanat sürmüş vakti zamanında. Tabi o zamanki jargon “laiklik elden gidiyor” fevaranı değildi. İnkiraz ve pençe-i izmihlal diskurlarıyla yola çıkan bu baba yiğitler ittihatçıları devirdiler devirmesine de Bulgarlar da Edirne’ye dayanmışlardı.
         Benim bir tespitim var ki yanlış olabilir. Hoş, tespitimin doğruluğunu sınama fırsatını yediğim küfürlerin kesifliğinden kestirebiliyorum ama yine de söyleyeceğim: Mustafa Kemal’den bir halaskar/ kurtarıcı çıkarma fikri gütmek, Kemalistleri bugünün dünyasında acınası bir tembelliğe itmiştir. Çünkü bu Ülkenin geçirdiği netameli yıllarda muhtaç oldukları kudreti asil kanlarında değil, her daim zamanın halaskar zabitan tayfasında bulmuşlardır. O halaskar zabitan ki 1960, 1980, 28 Şubat, 27 Nisan’da her zaman hazır ve nazır olarak bu tembel tayfaya bitmek bilmez saltanatlarını sürmesi için fırsat vermiştir.
         Kemalistlerin içinden çıkamadığı noktaysa şu: Halaskar Zabitan’a ve Kemalizm’e rağmen temayüllerimiz dün ve bugün olduğu gibi halkın beğenisiyle örtüşmezse ne yapacağız? Bunun cevabını aramak yerine göklerden bir halaskar bekledikleri müddetçe karınlarından konuşmaya devam ederler o kadar. Çünkü benim anladığım kadarıyla Mustafa Kemal, gününün şartlarına uygun olarak “adalet” ve “hürriyet” fikirleri üzerine diskurlar geliştirmiş, bu minval üzere Namık Kemal’i hatmetmiş, aforizmalarını dillendirmiştir o kadar. Atatürk’de çağdaşları gibi düşünmüştür yani: Monarşi eşittir gericilik. Kemalistlerin bugünkü sorunu olan “ne yaparız da halkın desteğini arkamıza alırız?” fikri , bugünleri tahmin edemediğinden olmalı ki pek de kafasını kurcalamamış.
         Yani, yüzyıl sonraki takipçilerinin sağda solda salya sümük ağlayıp, muarızlarına yumurta fırlatmaktan öte bir numaralarının olamayacağını rüyasında görse inanmazdı. Bu yüzden de o öğrenci arkadaşımın dillendirebileceği bir diskuru, çağı anlamış ve gereklerini yerine getirmeye hazır bir fikri elinde yok. Ondan beklenen bizatihi kendinin bir halaskar olabilmesi, göklerden imdat istemesi değil. “Ben halaskar/kurtarıcı oluyorum, takılın peşime!” diyen adam da muhatabına yumurta atmaz. Oturur, kıraat eder, araştırır, öğrenir. Aksi halde o adamdan değil Başbakan, cacık olmayacağını herkes bilir.
         Mevcut serkeşliğini devam ettirmesi durumunda ne olur peki? Doğru Kızılay’a! Yok, yok meydana değil, onun modası geçti. Kızılay Kan Merkezine! Damarlarda gezen kan asil ya, yeter de artar bile...

26 Aralık 2010  23:27:00 - Okuma: (826)  Yazdır




İstatistik