Yazı

Çiftçinin / Mandalincinin Acınacak Hâli
Çiftçinin / Mandalincinin Acınacak Hâli 

Etem Kutsigil

“Efestenhaberler”e yazdığım ilk yazı konusunun yine, “ÜRETİCİLERİN SORUNLARI” olduğunu hatırlayacaksınız.

İzlenimim şudur ki, geçen zaman içinde çiftçiler açısından olumlu bir sonuç görmediğim gibi, işlerimiz daha da kötüleşti.
 
Bu kötüleşmenin başında, boşluktan yararlanan alıcılardan bazılarının, giderek küstahlaşması.
Buna iki örnek vererek iddiamı pekiştirmek isterim:
 
* Bir gün bir alıcı geldi. “Hocam bahçeyi gezdim. 50 ton kadar mandarininiz var. Bunların Yüzde 10’u takoz (kalın kabuklu ve ticarete uygun değil). Şimdi 25 ton için ne istiyorsunuz?” 
dedi.
“Hesap-kitaptan haberin olmadığı gibi, kafan da çalışmıyor olmalı. 50 tonun yüzde onu, 5 ton eder. Geriye 45 ton kalıyor. Sen sıkılmadan bana 25 tondan bahsediyorsun. Benim sana satacak malım yok. Ana yola çık Sağa sap. Selçuk orada.”
dedim ve terbiyesizi gönderdim. (!)
 
** Birkaç yıl sonra başka birisiyle anlaştık. Bana iki çek verdi. Birinci çekin ödenmesine dört gün kala geldi;
“Hocam ben zarar ettim, helâllaşalım.” dedi. 
“Umduğundan çok daha fazlasını kazansaydın bana gelip, ‘Hocam Allah’a şükür çok para kazandım. Bu da sizin olsun’ deyip bana az da olsa, bir miktar para verecek miydin?”
diye sorduğumda, aldığım cevap
“Neden vereyim ki?” oldu.
“Beni kârına ortak etmediğin halde, neden ben senin zararına ortak olayım?” dedim.
“Bak hocam. Ben bu parayı veremeyeceğim. Sen beni mahkemeye vereceksin. Mahkemede ‘Bu benim borcumdur. Fakat param yok. Taksitle ödemeye razıyım.’ diyeceğim.
“İyi düşün benim arabam beş milyar bile etmez. Evim kira. Paramı bankaya koymam. Evimdeki kasada. Paranı alman birkaç yılını alır.”
dedi gitti.
Bir yıllık işçi giderlerini, banka borcumu, bakım masrafımı, eşimin onları üretirken çektiklerini, düşünerek, o dört gününün gecelerini uyumadan geçirdim.
Neyse ki, yine de namusluymuş ki, çekleri zamanında ödedi. Demek ki parası varmış. Parayı alınca, bir miktarını geriye verdim. Helâllaştık. (!)
 
Şimdi yine mahsul yılı. Daha satılmamış pek çok bahçe olduğunu duyuyorum. Önerilen fiyatlar içler acısı.
Duyuyoruz ki, şehirlerdeki pazarlarda mandarin fiyatları, kalitesine göre pazarlarda 3-4 liraya, marketlerdeyse 5 liraya satılıyor.
Önerilen fiyat ise 30 kuruş. Evet sadece 30 kuruş.
 
Önceki yılları hatırlıyorum; mandarincilerin geliri fena değildi.   Zamanın Ticaret Bakanı Kürşat Tüzmen’in gözüne Battal Gazi görünüp, Rusya’ya efelenince, Kabak bizim başımızda patladı.
Ve bizler için kara günler başladı.
 
Malının yarısı dalında kalan bahçe komşum, dalındaki mandarinleri bile toplamadan ağaçlarını söktürmüştü. Meyveleri üzerindeyken, yerde yatan ağaçların resimlerine baktıkça, hâlâ içim yanar.
Şimdi Hükümete soruyorum;
“AÇ KALAN ÇİFTÇİLERİ DUBLE YOLLAR DOYURMUYOR. BUZ DOLAPLARI, ELEKTRONİK EŞYALAR DA YENMİYOR.  ESKİDEN “DUBLE YOL” OLMASA DA ÇİFTÇİNİN DURUMU İYİYDİ.
BU DEVRAN BÖYLE SÜRERSE, AÇ KALAN İNSANLAR, GÜN GELİR İKTİDARINIZI DA YER!”
 
Ben yine “İşimize bakalım” diyorum, konuyu sizlerle paylaşarak bir çözüm arıyorum ve soruyorum;
Bu fırsatçılara karşı ne yapalım? Nasıl örgütlenelim? -Hak aramanın yolu -birilerinin yaptığı gibi- dağa çıkmaksa, biz de dağa mı çıkalım?
 
BU İKTİDARI NASIL SARSIP BİZLERE DE BAKMASINI SAĞLAYALIM?
Bol kazançlı yıllar dilerim çiftçi kardeşlerim.


21 Aralık 2010  20:08:43 - Okuma: (767)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik