Yazı

Afanasyevo ve Andronovo Kültürü -II-
Afanasyevo ve Andronovo Kültürü -II- 

Asil S. Tunçer

Andronovo Kültürü’nün Geçmişi

Andronovo Kültürü, Altaylarda MÖ. 1200–700 arasında görülmeğe başlar. Asya'da ilk at kalıntıları Afanasyevo Kültürü ile onun bir gelişmesi ve devamı olan Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Afanasyevo ve Andronovo Kültür çevresi içinde yer alan Kapanda-Yüs bölgesinde, MÖ. III. binin sonlarına ait mezarlardan, ağızlarında demir gem izleri taşıyan at iskeletleri bulunmuştur.
 
Andronovo döneminde Türk sanat tarihi açısından en önemli olan unsur, madenciliğin büyük bir ilerleme göstermesidir. Bu dönemde bakır, demir, altın ve kalay çeşitli eşyalarda, özellikle sanat yapıtlarında kullanılmıştır. Bu durum, özellikle Kök Türk çağında Altay'ın Demircileri olarak tanınacak Türkler için oldukça önemlidir. MÖ. 1700–1200 yıllarında Altaylar- Ural dağları ile Hazar denizinin kuzeydoğusuna yayılmış ve Afanasyevo ve Türk Bozkır Kültürü'nün geliştiği bölgedir. Tunç ve altın eşyalar ilk kez bu kültürde görülür. Andronovo insanları, at koyun, deve ve sığır besliyorlardı.
 
Karasug Kültürü
Andronovo Kültürü'nün devam ettiği sırada Kögmen dağları, Uluğ Kem, Kemçik, Abakan, İrtiş ve Kem/Yenisey nehirleri çevresinde, yani Afanasyevo ve Andronovo Kültürleri gibi aynı bölgede, Minusinsk'te Karasug Kültürü ortaya çıktı.
 
Karasug Kültürü MÖ 700 yıllarından başlayarak Sibirya bölgesine, Baykallara, Moğolistan ve Yedisu havzalarına yayılmış, Yenisey Nehri’nin kollarından biri olan Karasuk ırmağından adını alan Karasug Kültürü döneminde demir işlenmeğe başlanmıştır. MÖ. 1300–700 yılları arasında görülen bu kültürde demirin işlenerek çeşitli eşyalar yapılması, dünyada ilk kez bu kültür çevresinde görüldü. Demir madeni Avrupa, Çin ve Hindistan'da ancak yüzyıllar sonra kullanılmıştır.
 
Karasug Kültürü'nde insanlar keçeden çadırlarda yaşıyorlar, dört tekerlekli arabalar kullanıyorlardı. Taşlar üzerine yapılmış resimlerde arabalı çadırlar görülüyordu. Bu kültüre mensup olanlar at, deve, koyun ve sığır besliyor, onların yünlerinden kumaş dokuyor, giysi dikiyorlardı. Yeni yapılan ölçümlere göre, Karasug Kültürü'ne ait kafatasları brakisefal yapıdaydı.
 
Karasug Kültürü, kendisine mensup antropolojik tiplerin bulunduğu alanlardan çok daha geniş bir bölgeye yayılmıştı. Bu kültür, Andronovo Kültürü'nün birçok özelliğini sürdürmüş olup kendisinden sonraki Tagar Kültürü'nde de derin izler bırakmıştır. Karasug Kültürü'nün yayıldığı bölgelerde, mesela Yenisey kaya resimlerinde, Kem vadisinin batısı, Sibirya, Çungarya, Kögmen v.b. bölgelerde görülen Tagar ve Taştık kaya resimlerinde Türklerin atalarına ilişkin pek çok şey bulunmaktadır.
 
Çinlilerin T'ie-lê olarak belirttikleri Ting-Lingler'den Kök Türk ve Uygurların oluştuğu ve bu kavimlerin Türük yani Türk olması gerektiğini ileri sürülmektedir. Ting-Ling adı dört tekerlekli, üzerine çadır kurulabilen arabalarından ötürü verilmiştir. Çinliler bu Proto Türklerden kağnılı anlamına gelen Kao-ch'ê adıyla söz edeceklerdir.
 
Bu kültürde görülen Koç-koyun, dağ tekesi yontuları Kem/Yenisey bölgesindeki Karasug Kültürü ile başlar ve bu motif daha sonra Kök Türk Kagan Tamgası durumuna gelecektir. MÖ. 1300–700 yılları arasında görülen bu kültürde demirin işlenerek çeşitli eşyalar yapılması, dünyada ilk kez bu kültür çevresinde görüldü. Demir Avrupa, Çin ve Hindistan'da ancak yüzyıllar sonra kullanılmıştır.
 
At, deve, koyun ve sığır besliyor, yünlerinden kumaş dokuyor, giysi dikiyorlardı. MÖ. 1300–700 demirin işlenerek çeşitli eşyalar yapılması, dünyada ilk kez bu kültür çevresinde görüldü. Demir; Avrupa, Çin ve Hindistan'da ancak yüzyıllar sonra kullanılmıştır.
 
Tagar Kültürü
MÖ. 700 - MS 100 yılları arasında Kögmen dağları, Kem, Kemçik, Uluğ-Kem ve Abakan ırmakları çevresinde ortaya çıkmıştır. Hayvan Üslûbu'nun artık gelişmiş bir biçim aldığı bu devirde, mezarlardan çeşitli araçlar, at koşum takımları, seramikler çıkarılmıştır. Tagar Kültürü'ndekine benzer eserlere Çin'den Karadeniz'in kuzeyine kadar olan çok geniş bir bölgede rastlanıyordu.
 
Karasug Kültürü'nün yayıldığı bölgelerde, mesela Yenisey kaya resimlerinde, Kem vadisinin batısı, Sibirya, Çungarya, Kögmen vb bölgelerde görülen Tagar ve Taştık kaya resimlerinde Türklerin atalarına ilişkin pek çok şey bulunmaktadır.
 
Taştık Kültürü
Taştık Kültürü, MÖ. 300 - MS 400 yıllarına ait olup Kögmen dağları, Kem (Yenisey), Kemçik, Uluğ-Kem, Abakan ırmakları çevresinde ortaya çıkmıştır. Bu kültürün yaratıcıları MÖ.300 yıllarına doğru bölgeye gelen kağnılı Türk boylarıdır. Tagar Kültürü'nü Taştık Kültürü durumuna yükselten ve geliştiren bu boylar kısa sürede bu kültürü bölgedeki öteki Türk boylarına yaymışlardır. Cenazeler mezarlara, Kiseleff'in portre tabir ettiği maskelerle birlikte konuluyordu. Kiseleff, bu maske tiplerini üç kümeye ayırmaktadır:
1-Hafif çıkık elmacık kemikli geniş yüz, etli dudak, sert bakışlı gözler, ileri doğru çıkık çene ve ince-kavisli-uzun burun.
2-Geniş yüz, etli dudak, sert bakışlı gözler, dik burun.
3-Hafif çıkık elmacık kemikli ince ve uzun yüz, ince dudak, sert bakışlı gözler, mutedil çeneler, minyatürümsü dik burun.
Afanasyevo ve Andronovo kültürlerinden itibaren başlayan Proto Türk sanatı, özellikle Tagar ve Taştık dönemlerinde büyük gelişmeler göstermiştir.
 
Türklerin Tarih sahnesine ilk çıktıkları bölge, yani Türklerin ana yurdu üzerine çeşitli görüşler vardır. Maddi kültür unsurları, dil hususiyetleri ya da tarihi realite bakımından konuyu değerlendiren bilim adamları, Orta Asya'daki çeşitli kültür çevrelerini Türklerin ana yurdu olarak kabul ederler. Esas itibariyle, bu yöndeki ilk çalışmalar batılı bilim adamları tarafından ortaya konmuştur. Gerçekte XIX. yüzyıl sonlarıyla XX. yüzyıl başlarında başlatılan araştırmalarla, batı kendi tarihinin köklerini aramaya koyulmuş, fakat neticede, hiç hesaba katmadıkları bir milletin yani Türklerin, kendilerine has kültür ve medeniyetleriyle karşı karşıya gelmişlerdir.
 
Bu gerçek karşısında, batılı bilim adamları yoğun çalışmalarda bulunmuşlar ve Türklerin tarih sahnesine çıktıkları yer ve zaman hususunda çeşitli nazariyeler sunmuşlardır. J. Klaproth (1824), J. Von Hammer (1832), W. Schott (1836), M.A. Castren (1856), A. Vambery (1885) ve E. Oberhummer (1912) gibi ilk alimler Altaylar ve çevresini Türklerin ana yurdu olarak gösterirken, W. Koppers (1937), W. Radloff (1891), G.J. Ramstedt (1928), L.Ligeti (1940) ve K.H. Menges (1968) gibi dilci ve tarihçiler Altayların doğusu ve Kadırgan Dağlarına kadar olan bölgelerde Türk ana yurdunu aramışlardır ve bu görüşü ünlü Türkolog Barthold da desteklemektedir.
 
J. Strzygowsky (1935), O. Menghin (1937), İ. Zichy gibi sanat ve kültür tarihçileri ise Altaylardan Urallara kadar uzanan sahaya sıcak bakmışlardır.
 
…sürecek…


5 Aralık 2010  21:44:41 - Okuma: (633)  Yazdır




İstatistik