Gurbet içimde bir ok…

Gurbet içimde bir ok…

Haber
15 Nisan 2009  12:31:27 - Kategori: Selçuk Kent Tarihi - Okuma: 3830

II. Dünya Savaşı’nda 12 milyona yakın erkek nüfusunu kaybeden Almanya, savaşın ardından dışarıdan işçi almaya başladı.

Ekim 1961’de Almanya ile Türkiye arasında Türk işgücü Antlaşması imzalandı.
Eğitim ve kültür seviyelerine, hatta kalifiye işçi olup olmadıklarına bakılmaksızın, sağlık kontrolünden geçen pek çok Türk erkeği ellerine tutuşturulan çalışma kağıdını bir kurtuluş reçetesi gibi görerek trenlere doluşup gurbetin yollarına düştüler.
Sirkeciden tren gider,
Varım yoğum törem gider,
Tuna bizden utanır, biz Tuna’dan,
Yüzüne kapatır ellerini.
Aldırma be Tuna’m,
Yiğit çıplak doğar anadan.
         Atalarının at sırtında zafer alaylarıyla geçtiği toprakları bu kez Sirkeci Garı’ndan kalkan trenlerle geçip, Acı Vatan’a bir topan ekmek için gidiyorlardı.
Almanya, Türk işçileri -konuk işçi- (gastarbeiter) sıfatıyla ve sadece erkek olmak şartıyla kabul ediyordu. Dönüşüm ilkesine (rotation) göre işçiler 1 yıl sonra ülkelerine döneceklerdi. Almanya’nın amacı işgücü açığını hızlı bir şekilde kapatmak ve gelen işçileri ülkelerine geri göndermekti. Bu yüzden işçilerin ikamet süreleri sınırlandırılmıştı. Gidenlerin de çok kalmaya niyetleri yoktu zaten. Birkaç yıl çalışıp para biriktirecekler ve vatanlarına dönüp iş kuracaklardı.
Niyetler gerçekleşmedi. Hesaplar tutmadı. Geri dönmediler…
1970’ten sonra işçiler kalıcılığa yöneldi. Ailelerini ve çocuklarını da yanlarına aldılar. Avrupalı oldular.
İlçemizden de yurtdışına özellikle de Almanya’ya çalışmaya giden hemşerilerimiz olmuştur.
Hatta şu anda pek çok Avrupa ülkesinde hemşerilerimiz yaşamaktadır.
1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında yukarıda bahsettiğimiz antlaşma imzalanınca ilçemizden de yaban ellere iş umuduyla giden gençler olmuştur. Gerek İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığı ile gerekse Çamlık Köyü’ndeki kooperatif aracılığı ile 1962-1973 yılları arasında çok sayıda Selçuklu (istatistikler tarafımızdan yapılmaktadır) yurtdışına çalışmaya gitmiştir.
Türkiye’den Almanya’ya bahsettiğimiz yıllar arasında yani 1961-1973 yılları arasında büyük bir işçi göçü oldu.
Almanya, ilk gidenleri kuru fasulye ikramıyla karşıladı. Dil bilmeyen, Avrupa kültürüne yabancı, birçoğu daha önce köyünden bile dışarı çıkmamış olan gençlerimiz Almanya’da çok zorluk çektiler.
İlk gidenler yani birinci kuşak “Heim” adı verilen yurtlarda kaldılar. Kimsenin çalışmak istemediği ağır ve pis işlerde çalıştılar. Birçoğu ilk aylarda dönmeyi düşündü ama dönmediler…
En önemli sorun dil sorunuydu. Almanca bilmedikleri için gerek işte gerekse sosyal yaşamlarında çok zorlanıyorlardı. Sosyal yaşam ifadesi yanlış anlaşılmasın onların tüm sosyal yaşamları kaldıkları yurt ve iş arasındaki yoldu.
Marketten alacakları ürünleri çeşitli taklitler yaparak istemek zorunda kalıyorlardı. Yumurta isteyecekleri zaman tavuk gibi gıdaklıyorlardı. (Yılmaz KINALI’nın anlatımıyla: “Oturduğum mahallede bir kasap vardı. Tezgahın arkasında güzel bir kadın duruyordu. O zaman Almanca bilmediğim için çaresiz gözlerle birbirimize bakardık;bir parça sığır eti alabilmek için mööö diye ses çıkarırdım. Böyle anları çok yaşardık.”
1973 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan petrol krizi Almanya’yı da olumsuz etkiler. Almanya o yıl işçi alımını durdurur. İşte o yıl,  ilçemizden Almanya’ya son gidenlerden biri de Behzat TAVASLI ve eşi Güler TAVASLI’dır.
 
GÜLER TAVASLI ALMANYADA İŞÇİ ARKADAŞLARI İLE (AYAKTA SAĞDAN İKİNCİ)
Behzat TAVASLI 1946 Selçuk doğumludur.18 yaşında evlenir. Arkadaşlarının teşviki ile 1973 yılında Almanya’ya işçi olarak gitmek için başvuruda bulunur.1973 yazında karı-koca gurbet yollarına düşerler, geride iki küçük kız çocuğunu gözyaşları içerisinde bırakarak..
Eşi başka şehre, kendisi başka şehre gönderilir aralarında yüzlerce kilometre vardır. Güler TAVASLI Aachen şehrinde “heim” adı verilen yurda yerleşir ve çikolata fabrikasında çalışmaya başlar.
Behzat TAVASLI ise asıl işi olan servis personeli olarak görevlendirilmeyi beklerken kendini maden ocağında bulur. Ağır şartlara dayanamaz ve madeni terk eder. Bir süre işsiz gezer bu arada ayda bir defa eşinin yanına gitmektedir. İki küçük çocuk Türkiye’de, eşi kendisinden yüzlerce kilometre uzaktaydı, üstelik işsizdi ama umutlu ve güçlüydü…
 
Kısa bir süre sonra asıl işine kavuşur, artık lüks bir otelde servis personelidir.
 
                                          BEHZAT TAVASLI 1974 ALMANYA
         Türkiye ile bağlantıları yok denecek kadar azdır. Mektupla iletişim kurulur. Türkiye’den mektuplar geldikçe yürek yangınları başlar Behzat TAVASLI’nın. Memleketinin, kızlarının kokusunu duyar mektuplarda. Kendisi anlatıyor: Türkiye ile bağlantımız çok sınırlıydı. Mektup yazıyorduk. Mektup bekliyorduk. Ara sıra ana postaneye gidip telefon ediyorduk ama zor oluyordu. Ha bir de alman televizyonunda Pazar günleri 15 dakikalık bir program vardı. Türkiye’den mektup var programı. Kaçırdığımızı hiç hatırlamam dikkatle izlerdik, ağlaşırdık… bir keresinde Efes’i tanıtıyordu tanıdık simalar gördük o andaki coşkuyu, sevinci anlatmaya kelimeler yetmez…”
         Nihayet eşi ile aynı şehre gelir ve bir ev tutarlar. Bu arada bir kızları daha olmuştur. Onu da 20 günlük bebek iken Türkiye’ye getirip bırakmak zorunda kalırlar. Yazdan yaza gördükleri üç yavruları Türkiye’de kendileri Almanya’da yıllarca mücadele ederler. Daha sonra çocuklarını da yanlarına alırlar ve çocuklar Almanya’da okula başlar.
 
Kızları Selma okulda… üçüncü sıra sol başta… ALMANYA
1987 yılında kesin dönüş yaparlar. Ortanca kızı hala Almanya’da yaşamaktadır.2006 yılında Almanya’ya gider. Yukarıdaki fotoğrafta da görülen ilk iş arkadaşı ile yıllar sonra görüşür dostça kucaklaşır.
 
İlk iş arkadaşı ile yıllar sonra yine beraber…
Kendisi anlatıyor: ben Türk’üm. Türkiye’de doğdum. Türkiye anavatanım. Ama Almanya’ya gençliğimi verdim. Almanya’da ekmek yedim. Türkiye anavatanım, Almanya ikinci vatanımdır.
         Almanya’ya gidenler hep bir parçalarını orada bıraktılar. Birçoğu dönmedi. Bugün artık 3 milyonu aşan nüfusuyla Almanya’da 4. Kuşak Türkler hayata atılmıştır.
         Onlar Almanya için yabancı (auslander) , Türkiye’de ise Alamancıydı... adları ne olursa olsun onların zor şartlar altında kazandıkları ekmek “acı ekmek” idi… eminim dudaklarında da hep şu şarkı vardı: “gurbet içimde bir ok -her şey bana yabancı-hayat öyle bir han ki- acı içinde hancı
ALİ CAN-2009


Haber

Selçuk Kent Tarihi

Antik Kentin Altın Çocukları

2 Ekim 1948 Cumartesi günü, Selçuk sıradan bir güne uyanırken İstasyon Caddesinde sabahın erken saatlerinden itibaren bu sakin kentin pek alışık olmadığı bir hareketlilik yaşanmaktaydı.





İstatistik