Konçe - Selçuk Hattı

Konçe - Selçuk Hattı

Haber
19 Ocak 2009  18:40:42 - Kategori: Selçuk Kent Tarihi - Okuma: 6130

Mustafa Kemal, 1 Mart 1924’de meclisi açış konuşmasında, halifeliğin kaldırılması düşüncesinde olduğunu açıklamıştı.

Meclis genel kurulu 3 Mart 1924 günü halifelik meselesini görüşmek üzere toplanmıştı. Bu sırada verilen “Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı Hanedanı’nın yurt dışına çıkarılması” ile ilgili kanun teklifi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmiş ve halifelik resmen kaldırılmıştı.
3 Mart 1924’de halifelik kaldırılarak Osmanlı Hanedanı’nın yurtdışına çıkarılması TBMM’de kabul edilince, sabık halife Abdülmecid Efendi hemen o gece Dolmabahçe Sarayı’ndan alınarak otomobil ile Çatalca’ya götürüldü ve İsviçre’ye giden ilk trene bindirilerek Türkiye’den sürüldü.
Oldukça soğuk bir ilkbahar sabahı, hanedana mensup 155 kişi vatanlarını terk etmek zorunda bırakıldı. Yıl 1924 idi.
Maçinli Sülalesi’nden Konçe İmamı  Seydi Ali Hoca, her namazdan sonra cemaatiyle sohbet etmeyi severdi. Bu sohbetlerin birinde : “Bir oğlum oldu, adını Yakup koydum” dedi. Yıl 1924 idi.
Osmanlı Hanedanı’nın yurt dışına sürüldüğü günlerde başka bir coğrafyada (Makedonya’da) bu yıkılmış imparatorluk tarafından iskan edilmiş insanların yaşamları devam ediyordu.
Osmanlı imparatorluğu Rumeli yönünde fetih hareketlerine başlayınca Anadolu’daki nüfusun bir kısmını “iskan politikası” dahilinde yeni fethedilen topraklara, Rumeli’ye yerleştirdi.
Seydi Ali Hoca, binlerce soydaşı gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan politikası dahilinde Makedonya’ya yerleştirilmiş bir sülalenin ferdi idi.
Onlar; sabanlarını,çiftlerini,çubuklarını bırakıp gitmişlerdi…
         Makedonya’da yeni bir hayat kurdular. Anadolu’nun dışındaki bu toprakları “memleket” olarak benimsediler. Ancak; Balkan Savaşları’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesiyle çeşitli vesilelerle göç etmek durumunda kalan Türkler azınlık konumuna düştüler. Gerek krallık Yugoslavya’sında gerekse Tito’nun başta olduğu dönemde mağdur durumda olan Türkler; din, dil, eğitim, sosyal ve siyasal örgütlenme gibi hususlarda pek varlık gösteremediler.
Etnik yapısı ve coğrafi hudutları tartışma konusu olan ve Türk Tarihi’nin ayrılmaz bir parçası durumundaki Makedonya’da Türkler için zor bir dönem başlıyordu.
         Öğretmen Yakup BİLGİN Osmanlı Hanedanı’nın sürüldüğü dönemde dünyaya geldi. Babası Konçe Camii İmamı Seydi Ali Hoca, kelam müderrislerini, fakihleri kıskandıracak kadar dini literatüre hakim, bir o kadar da çağdaş ilimleri takip eden modern görüşlü bir din adamıydı.
 
SEYDİ ALİ HOCA’NIN İMAMLIK YAPTIĞI KONÇE CAMİİ
 
KONÇE CAMİİ BUGÜNKÜ HALİ
 
     Hoca’nın oğlu Yakup(BİLGİN), memleketi Konçe’de mutlu bir çocukluk geçirir.
Babasının da etkisiyle kutsal bir meslek seçer kendine ve öğretmen olur.
 
STRUMCA 15 HAZİRAN 1943 ÖĞRENCİLİKYILLARI… EN ARKADA SOLDAN ÜÇÜNCÜ
                   
Yakup Öğretmen Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler gibi kendini her konuda yetiştirir. Marangozluk, inşaat ustalığı, çiftçilik onun iyi anladığı işlerdendir.
                    Makedonya’da öğretmenlik yaparken Fatma Hanım ile evlenir ve bu evlilikten, o da babasının izinde yürüyecek olan, Süleyman BİLGİN doğar.(1952)
 
         ÖĞRETMEN YAKUP BİLGİN MAKEDONYA’DA ÖĞRENCİLERİ İLE…
 
                    1955 yılı artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının alametleriyle doluydu.
Memleket topraklarından, anavatan’a göç etmenin zamanı gelmişti. Aslında bu bölgeden yani Makedonya Bölgesi’nden Türkiye topraklarına göç edilmesi pek yeni bir hadise değildi. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ilk kitlesel göç hareketi 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı(93 Harbi) esnasında olmuştu.1912-1913 Balkan Savaşı ile ağırlıklı olarak Anadolu toprakları yönünde devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu bu göçlerde “Müslüman olma” ölçütünü kullanmıştır. Ümmetçilik anlayışını devletin kurtuluş reçetesi olarak kabul eden Devlet, soy hasebini göz ardı etmiştir. Cumhuriyet Döneminde Makedonya Bölgesi’nden yapılan göçlerde ise; Cumhuriyet “Türk soyundan olan veya Türk kültürüne bağlı bulunan” ölçütünü kullanmıştır.1952-1967 yılları arasındaki kitlesel göç hareketleri bu minval üzere gerçekleşmiştir.
                    Konçe İmamı Seydi Ali Hoca, aile fertlerini de yanına alarak 1956 yılında Türkiye’ye dönmeye karar verir. Satabildikleri mallarını haraç merac satarlar, satamadıkları devlete kalır.
Bu Dönemde meydana gelen kitlesel göçün en önemli nedenlerinden biri de 1931’de Makedonya Bölgesi’nde çıkarılan Zirai Islahat Kanunu’dur. Bu kanunla arazileri istimlak edilen Türkler çiftçilik yapamaz duruma gelmiştir.
                    Öğretmen Yakup Bilgin,başlarında babaları olduğu halde, aldıkları davet üzerine Selçuk’a gelirler. Bir evde beş aile otururlar. Yakup Bilgin’in eşi Fatma Hanım uzun ve sağlıksız seyahat koşullarında verem hastalığı’na yakalanır. Türkiye’ye döndükten sonra vefat eder. Öğretmen Yakup BİLGİN hem eşini hem de çok sevdiği öğretmenlik mesleğini kaybetmiştir. Şimdi sadece ona kalan, hatıraları ve Makedonya’daki öğrencilerinin şen kahkahalarıdır.
 
MAKEDONYA’DA KIZ ÖĞRENCİLERİ İLE….
 
Oysa ki o öğretmendi. Üsküp Nikola KAREV Öğretmen Okulu’ndan ne büyük hevesle mezun olmuştu.
 
NİKOLA KAREV ÖĞRETMEN OKULU ÖNDEN DÖRDÜNCÜ SIRA SOLDAN DÖRDÜNCÜ
 
                    Türkiye’ye döndükten sonra öğretmen olduğunu söyleyememiştir. Komünizm ile idare olunan bir ülkeden geldiği için (-ki kendisi bu idare biçiminin ideolojisini hiçbir zaman benimsememiştir. İmam bir babanın oğlu olarak dini itikadı son derece yükse bir zat olarak yetiştirilmiştir ) memur kimliğini gizlemiştir.
                    Tahsin Ağa (ÇETİNÇELİK) ile tanışması hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Tahsin Ağa’nın yanında tarla işçisi olarak çalışmaktadır. Ağa bir gün Yakup Öğretmenin diğer işçilerden geride kaldığını görünce dayanamaz sorar:”sen ilk defa mı tarlada çalışıyorsun? Çok geri kaldın da” der. Yakup Öğretmen : “bak onlar önde gidiyor ama benim kadar düzgün çalışmıyorlar, ben de onlar gibi yapsam hepsinin önüne geçebilirim” der. Bu cevap Tahsin Ağa’nın çok hoşuna gider ve memleket de asıl işinin ne olduğunu sorar. Yakup Öğretmen utana sıkıla öğretmen olduğunu söyler.     O gün Yakup Öğretmenin çok sevdiği öğretmenlik mesleğine dönüş meşalesinin yakıldığı gün olmuştur. Tahsin Ağa bölgenin ileri gelen nüfuzlu eşhasından olduğu için girişimde bulunur ve Yakup Öğretmen, Ortaklar Öğretmen Okulu’na gider. Fark derslerini tamamlayarak Selçuk”ta öğretmen olur.(1957)
                    Yakup Öğretmen daha sonra ikinci evliliğini yaparak Raife Hanım ile evlenir ve bu evlilikten iki çocuğu daha olur.
                    Yıllarca ilçemiz eğitimine hizmet etmiştir. Öğrencileri arasında çok sevilen bir öğretmendir. Yetiştirdiği öğrencileri bugün dahi kendisini minnetle, sevgiyle ve rahmetle anmaktadır.  O yıllarda Yakup öğretmene dair anlatılan bir hikaye vardır ki öğrencileri bugün bile anımsamaktadır. (her ne kadar en yakın arkadaşı Bekir MUHTAROĞLU’na ait olduğu söylense de) “Memleket” şivesiyle konuştuğu için Türkiye’ye döndükten sonra kullandığı bazı sözcükler öğrencilerine garip gelmektedir. Bir gün matematik dersinde bir çıkarma işlemi esnasında öğrencisi, tahtadaki işlemi çözemeyince sinirlenir,ayağa kalkar tebeşiri eline alarak başlar çıkarma işlemini çözmeye. İşlemde 9 dan 2 çıkarılacaktır. Oğlum 9 dan 2’yi sıpıtınca geriye kaç kalır?”diye sorar.
                    O gün, o derste öğretmenlerinin ne dediğini pek anlamayan öğrenciler yıllar sonra bugün gülümseyerek öğretmenlerini anmaktadırlar.  
                   
YAKUP BİLGİN 1924-2006
 
Teşekkürler Yakup öğretmenim hizmetlerine, yetiştirdiklerine ve emeklerine… Allah gani gani rahmet eylesin.
 
BUGÜNKÜ KONÇE KÖYÜ
TEŞEKKÜR: Yakup öğretmenimi ben de ilkokul yıllarından çok iyi hatırlıyorum. Biz ilkokul öğrencisiyken henüz görevdeydi. Yıllar sonra onun hakkında çalışma yapmama imkan sağlayan oğlu, öğretmen Süleyman BİLGİN’e sonsuz teşekkürler. ALİ CAN-2009


Haber

Selçuk Kent Tarihi

Antik Kentin Altın Çocukları

2 Ekim 1948 Cumartesi günü, Selçuk sıradan bir güne uyanırken İstasyon Caddesinde sabahın erken saatlerinden itibaren bu sakin kentin pek alışık olmadığı bir hareketlilik yaşanmaktaydı.





İstatistik